15 Kasım 2009 Pazar

MARADONA'YA 2 AY CEZA

"To those who did not believe -- and ladies, forgive me -- but they can suck it and they can keep on sucking it. I am, either white or black but never grey in life. You all treated me the way you treated me, keep sucking it."

Maradona'nın Uruguay maçından sonra düzenlenen basın toplantısında canlı yayında yaptığı küfürlü açıklamalardan bir bölüm. Bu açıklamalarından dolayı 2 ay men ve 24.000 dolar para cezası verildi. Ucuz kurtulmuş. Fifa'nın yerinde olsam bu gözlüklerle gezdiği için 1 ay fazladan ceza verirdim.

13 Kasım 2009 Cuma

EN SON VE EN ÇARPICI(!) RÖPORTAJIM

"Blog dünyasında var olmak, adınızı duyurmak; yazdıklarınızın, varlığınızın daha büyük kitleler tarafından duyulmasını istiyorsanız üretmeli, çaba göstermeli ve sabretmelisiniz." der bir Türk büyüğü. Mutlak Gol Pozisyonu blogunun sahibi Oğuz Öztürk de bu sözü kendisine misyon edinmiş genç arkadaşlardan biri. Benimle bir söyleşi yaptı. Blogumda yer verirsem de mutlu olacağını söyledi. Neden olmasın?! 2 bölüm halinde blogunda yayınlıyor. Buradan ulaşabilirsiniz.

MARADONA "XAVI" DEDİ

"İspanya'da en beğendiğim futbolcu Xavi. Onu izlemekten keyif alıyorum. Bana mutluluk veriyor. Barcelona'nın maçlarını Messi ile birlikte Xavi'yi izlemek için de kaçırmıyorum. Futbolun ne kadar güzel bir oyun olduğunu bana hatırlatıyor."

Doğru söylemiş.

12 Kasım 2009 Perşembe

ABSÜRT BAĞLANTILAR-1: SERGEN YALÇIN & HAKEEM OLAJUWON

Bu ikili arasında nasıl bir bağlantı olabilir diye soruyorsunuz değil mi şimdi? Anlatalım efendim. Sergen Yalçın 2001-2002 sezonunda Galatasaray'da Hakan Ünsal ile birlikte forma giydi. Hakan Ünsal ardından Blackburn Rovers'da Brad Friedel ile birlikte oynadı. Brad Friedel 1992'de UCLA futbol takımında forma giyerken, Richard Petruska ise aynı üniversitenin basketbol takımında oynuyordu. Evet yavaş yavaş ikili arasında bağlantı kurmaya yaklaşıyoruz. İşte o Richard Petruska 1993-94 sezonunda Houston Rockets'ta Hakeem Olajuwon'la birlikte oynadı. Evet efendim Sergen Yalçın'la Hakeem Olajuwon arasında işe böyle bir bağlantı var. Başka türlü de nasıl olabilirdl ki zaten?! Bunu başından ya da sonundan istersek daha da uzatabiliriz ama Olajuwon'un teyzesiyle akraba çıkabilirim o yüzden tadında bırakmakta fayda var. :)

MUHAMMED ALİ & ANTONIO INOKI

Tarih: 26 Haziran 1976
Yer: Tokyo
Sonuç: Berabere. Maç içinde Inoki kural dışı vuruşlar yapar. Ali maç boyunca sadece 6 yumruk atabilir. 15 raund sonunda hakemler maçın berabere bittiğini ilan eder. Muhammed Ali'nin bacakları Inoki'nin vuruşlarından dolayı günlerce şiş kalır.

11 Kasım 2009 Çarşamba

GÜNDEMİ SÜREYYA AYHAN'LA İŞGAL ETMEYELİM!

He 4 yıl, he ömür boyu men cezası (ekleme: he cezada indirim)! Bunu şok ceza diye bas bas bağırmaya, aktarmaya ne gerek var? Ne farkeder ki Süreyya Ayhan ile Yücel Kop için? Uzun uzun bu gelişmeyi değerlendirmeye, tartışmaya gerek yok artık. Ne olacaktı ki, Süreyya Ayhan 4 yıllık cezası bittikten sonra pistlere geri mi dönecekti? Doping kullanması ya da kullanmaması da değildir önemli olan. Zaten çocuk doğuran Süreyya Ayhan'ın tekrar yarışmaya başlayacağına ihtimal vermek hata olur. Herşeyden önce çocuk yaptıktan sonra maraton kazanan bir Paula Radcliffe kadar profesyonelliğe sahip midir ya da hiç olmuş mudur ki? Bunu soralım kendimize. Ne yazık ki Yücel Kop bitirmiştir Süreyya'yı! Devletten zamanında her türlü imkan sağlandığı halde onlar olmayacağını, yarışamayacağını bile bile gittiler Amerika kamplarına falan filan.. Herkes verdiği kararların mutluluğunu yaşayacağı gibi acısını da çekmeye mahkumdur. Türk atletizm tarihi mevzu bahis olduğunda bir zamanlar Münih'te 1500 metrede bize altın madalya kazandıran genç ve gelecek vaadeden bir atlet vardı deyip geçelim sadece. Ben bu konuda oturup ağlamayı bırakalı 2 yıl oldu, bazıları da bıraksın artık!

ENKE'NİN İNTİHAR NOTU

Alman polisi Enke'nin ardında bir intihar notu bıraktığını açıkladı. Notun nerede bulunduğunu ve nelerin yazıldığını açıklamıyorlar ancak tüm kanıtların intihar ettiğini doğruladığını ifade ediyorlar.

Bir futbolcunun aniden intihar edebileceğine inanmak gerçekten zor. Depresyonda olduğu söyleniyor. İhtimaller 3 yıl önce kaybettiği ufak kızıyla ilgili olduğu yönünde. Büyük ihtimalle uzun zamandır içinde ufaltmaya, derinlere gömmeye çalıştığı ama başaramadığı bir acıydı Enke için. Ama Enke'nin bizim gibi sıradan bir insan olmadığının üzerinde de durmak gerek. Biz çoğumuz zaman zaman girdiğimiz bunalımları kendi içimizde atlatmaya çalışırız, profesyonel bir yardım almayı biraz da toplumsal endişelerden dolayı düşünmeyiz. Ama Enke öyle değildi. Yani 5 yıldır oynadığı kulüpte, etrafında sürekli aynı insanlar olan ve herşeyden önemlisi profesyonellerle çalışan biriydi Enke. Bana göre gerek Hannover gerekse Alman milli takımının psikologları onun içinde bulunduğu depresyonun farkında olmalıydı. Çünkü bu belli ki ani bir eylem değil, günden güne içinde büyüttüğü ve neticesinde son çare olarak intiharı düşündüğü bir olaydı. Bir şekilde bu durumu etrafına farkettirmiş olmalıydı. En azından profesyoneller bunun farkına varabilirdi ve acaba gerekli önlemleri alabilirler miydi? Alman basını bir şekilde bu konuyu da ilerleyen günlerde gündeme taşıyacaktır diye düşünüyorum.

Psikolog değilim ama Enke'nin intihar etme şeklini bir nevi kendini cezalandırması olarak değerlendiriyorum. İntihar edenlerin birçok değişik yola başvurduğunu okuyoruz, duyuyoruz. En basitinden hap alarak intihar edenleri biliyoruz. Ama bir insanın 160 km hızla giden trenin önüne atlaması sanırım bir şekilde kendinden nefret etmesi ve yaşanan bazı şeylerden dolayı kendini suçlu hissetmesinden kaynaklanıyor. Acaba ufak kızının ölümünden bir şekilde kendini sorumlu tutuyor olabilir miydi?! Cevap bekleyen o kadar çok soru var ki? Neticede hemen hemen aynı yaşta olduğum bir insanın bu şekilde canına kıyması gerçekten yüreğimi parçalıyor.

Son gelişme: Dul eşi Teresa, Robert Enke'nin depresif bir durumunun olduğunu açıkladı. Enke ölen kızlarının ardından evlatlık edindikleri kızlarının da günün birinde bu rahatsızlığı halk tarafından duyulursa ellerinden alınacağından korkmaya başlamış. Belki de en önemli açıklamalardan birini de onu ilk kez tedavi eden doktoru söyledi. Enke ilk kez depresyona 2003 yılında Barcelona takımındaki yerini kaybettiğinde girmiş. Eşi Teresa İstanbul'da yaşadıklarının da onu çok olumsuz yönde etkilediğini söyledi.

PELLEGRINI MARCA MI OKUYOR?

Real Madrid'in Kral Kupası'ndan Alcorcon gibi zayıf bir rakip karşısında elenmesinin yankıları sürüyor. Taraftarlar dün ikinci yarıda tepki gösterdikleri Pellegrini'nin bu rezillikteki tek suçlu olduğuna inanıyorlar. İspanyol basını da oklarını Pellegrini'ye saplamaya başladı. Marca da bunların başında geliyor. Açığını buldukları her yönden geçiriyorlar Şilili'ye. Sergio Ramos kozu geçti ellerine. Neymiş Atletico Madrid maçında kırmızı kart gören Sergio Ramos'u Alcorcon karşısında oynatabilirmiş ama oynatmamış. Pazartesi toplanması gereken disiplin kurulunun başkentte düzenlenen geleneksel bir festival nedeniyle biraraya gelemediğini, bu yüzden cezasının resmen onaylamadığı için Pellegrini'nin istese Ramos'u sahaya sürebileceğini söylüyor Marca. Ve dalga geçerek, "Bundan Pellegrini'nin haberi bile olduğuna inanmıyoruz" diye ekliyorlar. Acaba Marca'nın haberi var mıydı diyorum ben de. Çünkü pazartesi gün boyunca maç öncesi haberlerini Marca'dan takip ettim. Hatta Real Madrid tarihi dönüşü yapabilir mi diye bir yazı da yazmıştım. Marca'da çıkan oynamayacak futbolcuların listesini de yazıya eklemiştim. O notlarda Marca, Ramos'un cezalı olduğu için sahaya çıkamayacağını ifade etmişti. Demek ki Pellegrini de Marca okuyor olmalı ki Ramos'u oynatabileceğinden haberi olmadı.

10 Kasım 2009 Salı

REAL MADRID ÇÖKTÜ

4-0 yenildikleri maçın rövanşında 1-0 galip geldiler. Tek gol 81. dakikada Van der Vaart'tan. Mucize gerçekleşmedi. Zaten Pellegrini de inanmamıştı. Şilili için beyaz mendiller yavaş yavaş sallanmaya başladı Santiego Bernabeu'da.
Tonin El Torero da çıldıran taraftarlar arasındaydı. Maç boyunca kalktı ve Pellegrini'ye bağırıp durdu. "Pellegrini bu takımı haketmiyor. Bu taraftar stadı tıklım tıklım doldurdu, bir geri dönüş bekliyorlardı ama o yapamadı. Bu rezilliğin tek suçlusu Pellegrini'dir" diyor. Pellegrini ile arası açık olan ve kadro dışı bırakılan Guti de herhalde kıs kıs gülüyordur.

ENKE ARTIK YOK

5 yıldır Hannover'in kalesini başarıyla koruyordu. 2006 yılında kızı Lara'yı 2 yaşında kaybetmiş ardından bu yıl içinde ufak bir kız çocuğunu evlatlık edinmişti. Son 2 yıllık periyodda milli takıma kadar bile yükselmişti. Bu yıl Bundesliga'nın en iyi kalecisi de seçilmişti. Görgü tanıkları intihar ettiğini söylüyor. Arabasından inip kendini trenin altına atmış. Ama ben her ne kadar onu geriye getirmeyecek olsa da buna inanmak istemiyorum. Kim bilir ne derdi vardı?!