dünya kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Temmuz 2010 Salı
12 Temmuz 2010 Pazartesi
DÜNYA ŞAMPİYONU İSPANYA
İspanya'nın kazanmasına çok sevindim. Maçın adamlarından biri olan Casillas'ın mutluluk gözyaşları bu sevincimi daha da artırdı. Sevindim çünkü çağımız futbolunun hastalığına yakalanıp "sonuç futbolu" odaklı oynamadılar. Kazanırken de sorunları çözme becerisine sahip bazı fantastik oyuncuları sayesinde güzel şeyler koydular ortaya. Hollanda içinse ilk defa üzülmedim. 1970'lerin Total Futbol'u yerini Total Tekme'ye bırakmıştı çünkü. Finale kadar kendi oyununu oynayan Hollanda, diğerleri gibi aynı hatayı yaptı ve önce rakibi oynatmamayı düşündü. Halbuki oynadıklarında ne kadar etkili olduklarını oyun içinde zaman zaman gördük. Finalin hakemi ise rezaletti. İlk yarıda De Jong'un kung-fu tekmesi, ikinci yarıda Van Persie'nin, uzatmalarda Robben'in düdükten sonra topa vurmalarını kartla değil, uyarılarla geçiştirdiği için vs. kötü bir maç yönetti. Her ne kadar şampiyonlar ligi finali de yönetmiş olsa, eşinin sözleri halen kulaklarımda; "Howard evdeki çocukları yönetemiyor ki, sahada 22 tane adamı nasıl idare ediyor şaşıyorum." Fifa'nın İngiliz hakemle turnuvaya belki de bir hakem hatasıyla veda eden İngilizlerin gönlünü alma çabası da böylece çuvallamış oldu. Şu ana kadar en fazla kartın çıktığı final karşılaşması olarak tarihe geçti.
Altın Top: Diego Forlan
Altın Ayakkabı: Thomas Müller (5 gol + 3 asist)
En İyi Genç Futbolcu: Thomas Müller.
Altın Eldiven: Iker Casillas




Iniesta'nın üzerinde "Dani Jarque, herzaman bizimle" yazıyor. Espanyollu Jarque, 8 Ağustos 2009'da kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti. Fabregas'ın sezon başında Everton'a attığı golün ardından Iniesta da bu tarihi golün ardından Jarque'yi unutmadıklarını gösterdi.
Güney Afrika'ya da teşekkürler! Evet onlarınki bir yaz aşkı değil, bir kış aşkıydı belki de. Üzülüyorum onlar için. 1 ay süren bu aşka veda ediyorlar, yarından itibaren dünya kupasıyla ilişkisi olan herkes ülkeyi yavaş yavaş terkedecek. Afrika insanı hayata kaldığı yerden devam edecek.
Etiketler:
dünya kupası
8 Temmuz 2010 Perşembe
ALMANYA-İSPANYA MAÇININ ARDINDAN
Köln'ün kuzeyinden geçen A3 karayolu en işlek otobanlardan biridir. Almanya-İspanya yarı final maçı öncesi ve sırasındaki iki farklı fotoğrafı var yukarıda.
Maçın başlarında sahaya giren de bizim meşhur Jimmy Jump değilmiş. Çakma Jimmy bu. Hasan Kabze'ye benzettim biraz.
"Ahtapot da yanılabilir." de yanılmadı işte. Hayvancağız yine bildi. İçine Nostradamus kaçmış resmen. Birkaç fanatik Alman, su dünyasının kapısından bekliyormuş, "verin onu salata yapıp yiyeceğiz" diyorlarmış.
En çok da bu iki Alman'a üzüldüm ama!
Etiketler:
dünya kupası
6 Temmuz 2010 Salı
LÖW'ÜN MAVİ TRİKOSU
"İspanya karşısında da mavi trikomu giyeceğim. Batıl inançları olan biri değilim ama ekibim giymemi istiyor. Hatta yıkamama bile izin vermiyorlar. Çünkü her giydiğimde 4 gol atıyoruz." Ahtapot Paul'a karşı Löw'ün mavi trikosu. Yıkamıyor olması da denk gelmiş.
Etiketler:
dünya kupası
AHTAPOT İSPANYA DEDİ
İspanyollar, Ahtapot Paul'u "bizi seçmezsen senden kalamar yaparız, salata yaparız" diye tehdit etmişler.
Etiketler:
dünya kupası,
foto
PHILIPS İLE DÜNYA KUPASI FİNAL KEYFİ BİE'DE
Bersay İletişim'den "the biggest dude" Onur Atahan kardeşimin daveti aşağıda. Sizleri final maçını birlikte izlemeye davet ediyor. Katılımcı sayısında bir sınırlama söz konusu. Başvuru yapan ilk 10 kişi Philips ile bu keyfi yaşama şansına sahip olacak. LCV için davetin altındaki mail adresine geliyorum demeniz yeterli. Ben de orada olmaya çalışacağım.
Kimilerine göre tarihin en kötü Dünya Kupası olarak başlayan, futboldan çok vuvuzelaların çıkardığı seslerin konuşulduğu organizasyon, son dönemde karşımıza çıkardığı sürprizler ile belki de yıllar sonra en iyi dünya kupalarından biri olarak adından söz ettirecek. Ancak her ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, biz futbol sevgimiz sayesinde ilk günki heyecanımızı koruyor ve final maçını da hep beraber izlemek için yine ekranlarımızın başında oluyoruz.
Neden mi?
Yanıtı çok basit, başarı ya da başarısızlıktan öte hepimiz futbolu seviyoruz!
Hem de kimilerinin hayal dahi edemeyeceği kadar çok :)
Deneyimleri ve bilgi birikimleri ile futbolseverlere ışık tutan ve onları yalnız bırakmayan sizleri tanımanın yanı sıra sizlerle birlikte zaman geçirebilmek de bizim için çok önemli. Bu nedenle siz değerli blogcular ile birlikte bu sevgiyi unutulmaz bir Philips deneyimine dönüştürmek ve Dünya Kupası'nın kapanışını hep birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.
2010 Dünya Kupası finali için 11 Temmuz 2010, Pazar günü saat 20.00'dan itibaren başlayacak etkinliğimizde cipslerimiz, pizzalarımız ve buz gibi biralarımızın yanı sıra langırt turnuvamız ile sizler için farklı ve heyecan dolu bir veda hazırladık.
Günün programı ise şöyle ;
20:oo Karşılama
20:3o Langırt Turnuvası
21:oo Hoşgeldiniz Konuşması
21:3o 2010 Dünya Kupası Finali ( Canlı Maç Yayını )
Dünya Kupası’na futbol dolu keyifli bir gece ile veda etmek istiyorsanız, sizi 11 Temmuz Pazar günü Bersay İletişim Enstitüsü ( http://bielog.com/iletisim ) 'ne davet ediyoruz. Bizlerle birlikte bu keyfi paylaşmak isterseniz, katılımınız konusunda geri dönüşünüzü rica ederiz.
LCV :
N. Onur Atahan
onur.atahan@bersay.com.tr
Kimilerine göre tarihin en kötü Dünya Kupası olarak başlayan, futboldan çok vuvuzelaların çıkardığı seslerin konuşulduğu organizasyon, son dönemde karşımıza çıkardığı sürprizler ile belki de yıllar sonra en iyi dünya kupalarından biri olarak adından söz ettirecek. Ancak her ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, biz futbol sevgimiz sayesinde ilk günki heyecanımızı koruyor ve final maçını da hep beraber izlemek için yine ekranlarımızın başında oluyoruz.Neden mi?
Yanıtı çok basit, başarı ya da başarısızlıktan öte hepimiz futbolu seviyoruz!
Hem de kimilerinin hayal dahi edemeyeceği kadar çok :)
Deneyimleri ve bilgi birikimleri ile futbolseverlere ışık tutan ve onları yalnız bırakmayan sizleri tanımanın yanı sıra sizlerle birlikte zaman geçirebilmek de bizim için çok önemli. Bu nedenle siz değerli blogcular ile birlikte bu sevgiyi unutulmaz bir Philips deneyimine dönüştürmek ve Dünya Kupası'nın kapanışını hep birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.
2010 Dünya Kupası finali için 11 Temmuz 2010, Pazar günü saat 20.00'dan itibaren başlayacak etkinliğimizde cipslerimiz, pizzalarımız ve buz gibi biralarımızın yanı sıra langırt turnuvamız ile sizler için farklı ve heyecan dolu bir veda hazırladık.
Günün programı ise şöyle ;
20:oo Karşılama
20:3o Langırt Turnuvası
21:oo Hoşgeldiniz Konuşması
21:3o 2010 Dünya Kupası Finali ( Canlı Maç Yayını )
Dünya Kupası’na futbol dolu keyifli bir gece ile veda etmek istiyorsanız, sizi 11 Temmuz Pazar günü Bersay İletişim Enstitüsü ( http://bielog.com/iletisim ) 'ne davet ediyoruz. Bizlerle birlikte bu keyfi paylaşmak isterseniz, katılımınız konusunda geri dönüşünüzü rica ederiz.
LCV :
N. Onur Atahan
onur.atahan@bersay.com.tr
Etiketler:
dünya kupası
4 Temmuz 2010 Pazar
MORTAL KOMBAT'IN YENİ KARAKTERİ: MELO
Fifa, Felipe Melo'nun kendi kalesine attığı golü alıp Sneijder'e yazdı. Melo, Robben'in üzerine kasti olarak basıp bir de direkt kırmızı kart görünce Brezilya'nın evine dönmesindeki başlıca sorumlulardan biri olarak gösterilmeye başlanmıştı. Fanatik Brezilyalılar yolda görürlerse en azından birkaç tokat atacaklarını yazıyorlardı forumlarda. Bu anlamda Fifa, Melo'ya kendi çapında ufak bir kıyak yapmaya çalışmış olabilir. En azından kayıtlarda gol için Sneijder yazacak. Melo da "bakın ben atmadım Sneijder attı" diyerek kendisini savunabilir. Ama kurtarır mı? Zor. Brezilyalılar internet ortamında tepkilerini göstermeye devam ediyor. Son olarak Mortal Kombat'ın karakterlerinden birine çevirdiler Melo'yu. Rakip olarak seçiyorsun ve başlıyorsun dövmeye. Yalnız yukarıda ilk döven Melo olmuş o da ilginç!
Etiketler:
dünya kupası,
oyun
1 Temmuz 2010 Perşembe
30 Haziran 2010 Çarşamba
90 TÜRK, MOSES MABHIDA STADI'NDA
Maçın başlamasına kısa bir süre kala toplu halde stada doğru gidiyoruz.
Maç öncesi tribünde Brezilyalı taraftarları coşturuyoruz.
İkinci yarı başlamadan az önce dev ekranda bizi gösteriyorlar. TRT de göstermiştir diyerek mutlu oluyoruz.
Maçın sonlarına doğru karşı tribündeki gruptan birkaç arkadaş Türk bayrağını tribünde gezdirmeye başlıyor. Ancak güvenliğin engeline takılıyorlar.
Not: Videoları izleyemiyorsanız DNS ayarlarını update ediniz. 208.67.222.222 ve 208.67.220.220
Maç öncesi tribünde Brezilyalı taraftarları coşturuyoruz.
İkinci yarı başlamadan az önce dev ekranda bizi gösteriyorlar. TRT de göstermiştir diyerek mutlu oluyoruz.
Maçın sonlarına doğru karşı tribündeki gruptan birkaç arkadaş Türk bayrağını tribünde gezdirmeye başlıyor. Ancak güvenliğin engeline takılıyorlar.
Not: Videoları izleyemiyorsanız DNS ayarlarını update ediniz. 208.67.222.222 ve 208.67.220.220
Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
90 TÜRK ŞOVU KAPTI
Maç günü sabah otel önündeki eğlencenin ardından ufak bir şehir turu yaptık. Durban'ın varoşlarından da geçtik zengin kesimin yaşadığı semtlerden de. Beyazların çoğunlukta olduğu semtlerde hırsızlığa karşı müstakil evlerin ve apartmanların duvarları oldukça yüksek yapılmış ve tüm duvarlar elektrikli tellerle çevrilmiş. Sakinlerin hepsi bir güvenlik şirketi ile anlaşmalı. Yıllık anlaşmalar yapıyorlar ve evleri sürekli olarak bu şirketler tarafından korunuyor ve kontrol ediliyor. Anlaşmaları biter ve uzatmazlarsa hemen 1 hafta sonra evleri soyuluyormuş. Tabii böyle olunca da bu tarz hırsızlıkların arkasında güvenlik şirketlerinin olduğu akla geliyor.
Ardından Durban'ın merkezinde yer alan ve içinde 3000'den fazla orkidenin olduğu botanik bahçesini gezdik. Sonraki durağımızsa öğle yemeği için gittiğimiz bir Hint restoranı olan Jaipur Palace idi. Karnımızı doyurduktan sonraysa soluğu Durban sahilinde aldık. Biz gittiğimizde Fanzone'un yakınında bir grup gösteri yapıyordu. Ufak bir tribüne oturuyorsunuz ve önünüzde duran ufak davullarla şefin verdiği tempoya ayak uyduruyorsunuz. Siz bırakınca ordan geçen bir başkası oturuyor ve eğlence öylece sürüp gidiyor. Ancak biz gittiğimizde Bando ESES'in de katkısıyla o grubun şovunu resmen çaldık. Kendi müziklerimizi çalıp, tezahüratlarımızı yapınca ilgi bizim üzerimize yoğunlaştı ve rollerini çaldığımız adamlar bize "n'olur biran önce gidin çünkü sizin yüzünüzden biz yapmamız gerekenleri yapamıyoruz" dediler. Biz de kırmadık ve ufak çağlı şovumuzun ardından olay yerinden ayrıldık. Reuters ve birkaç Güney Afrika televizyonu bizden bol bol görüntü alırken, bir Brezilyalı gazeteci de benimle neden Durban'da olduğumuz ile ilgili bir röportaj yaptı. Tüm bunların ardından artık yavaş yavaş maça gitme vakti geliyordu...
Not: Videoları izleyemiyorsanız DNS ayarlarını update ediniz. 208.67.222.222 ve 208.67.220.220
Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
29 Haziran 2010 Salı
MAÇ SABAHI 90 TÜRK
25 Haziran'da oynanan Brezilya-Portekiz maçını izlemek üzere Durban'a gelen 90 Türk, maç sabahı kaldıkları otelin önünü adeta bayram yerine çevirdi. Güney Afrikalılar çevredeki binalardan şaşkınlıkla onları izledi. Türkiye'nin olmadığı bir turnuvada taraftarlarının olması ortaya çok ilginç görüntüler çıkardı. Yaklaşık 7 saat sonra başlayacak maç öncesi Türk taraftarlar havaya işte böyle girmeye başlamıştı.
Not: Videoları izleyemiyorsanız DNS ayarlarını update ediniz. 208.67.222.222 ve 208.67.220.220
Yarın: 90 Türk Durban plajında nasıl rol çaldı ve Moses Mabhida Stadı tribünlerinde Türk bayrağı gezdirmek isteyen arkadaşlarımız nasıl durduruldu?
Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
27 Haziran 2010 Pazar
90 TÜRK İSTANBUL YOLUNDA
Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
26 Haziran 2010 Cumartesi
90 TÜRK DURBAN'I COŞTURDU
90 Türk dün akşam Durban'a geldi. Bu sabah da erkenden uyandık ve hep birlikte şehrin meydanlarını dolaştık. Her gittikleri yere adeta damgalarını vurdular. Bando ESES önderliğinde 90 Türk şarkılar söyledi, tezahüratlar yaptı. Kimi zaman da şehrin kupa eğlencesi organizatörlerinden rollerini çaldı. Bugün Durban'ın ilgi odağı ne Brezilyalılar ne de Portekizliler idi. Bugün Durban'da her gittiği yerde konuşulan tek şey kesinlikle 90 Türk'tü. Adeta uyuyan şehri uyandırdı ve hareketlendirdi. Peşlerine bazen Portekizlileri bazen de Brezilyalıları taktı, onlarla şarkılar söyledi. Bugün Türk taraftarlar tam anlamıyla mutluluğa kapak açtı.
Bu arada Moses Mabhida Stadı'nda maçı Brezilyalı taraftarların arasında izledik. Ancak sambacılar bizi büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. O neşeli, dans etmeyi seven insanlar 90 dakika boyunca biz olmasak sesleri çıkmadan oturdukları yerde sesleri çıkmadan maç izleyeceklerdi. İyi ki ordaymışız da vuvuzelanın insanın beynini oyan sesinin arasında adam gibi tezahüratlar yapıldı. Bando ESES ile birlikte tribünleri çoşturacak şarkılar çalındı. Devre arasında da bol bol dev ekranlarda tribünlerdeki kırmızı beyazlıları yani 90 Türk'ü gösterdiler. Anlatacak o kadar çok şey var ki, elimde nefis görüntüler mevcut. Ancak internet çok ağır bu gece ve fotoğtafları bile yüklemekte zorluk çekiyorum. Yarın videolar ve daha çok fotoğraf inşallah blogta olacak.





Bu arada Moses Mabhida Stadı'nda maçı Brezilyalı taraftarların arasında izledik. Ancak sambacılar bizi büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. O neşeli, dans etmeyi seven insanlar 90 dakika boyunca biz olmasak sesleri çıkmadan oturdukları yerde sesleri çıkmadan maç izleyeceklerdi. İyi ki ordaymışız da vuvuzelanın insanın beynini oyan sesinin arasında adam gibi tezahüratlar yapıldı. Bando ESES ile birlikte tribünleri çoşturacak şarkılar çalındı. Devre arasında da bol bol dev ekranlarda tribünlerdeki kırmızı beyazlıları yani 90 Türk'ü gösterdiler. Anlatacak o kadar çok şey var ki, elimde nefis görüntüler mevcut. Ancak internet çok ağır bu gece ve fotoğtafları bile yüklemekte zorluk çekiyorum. Yarın videolar ve daha çok fotoğraf inşallah blogta olacak.
Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
24 Haziran 2010 Perşembe
DURBAN SAFARİSİ
90 Türk'ün gelmesini beklerken rehber arkadaşlar Murat ve Burcu bizleri bu sabah küçük çaplı bir safariye çıkardı. Sabah 7'de kalktık kahvaltılarımızı ettik ve hemen yola koyulduk. Durban'a yaklaşık 40 km uzaklıktaki Tala Parkı'na ordan da Lions Park'a gittik. Güney Afrikalı rehberimiz Rita, güvenliğimizden sorumlu iki arkadaşla birlikte zaman zaman gergin zaman zaman da neşeli dakikalar geçirdik. Belgesel kanallarında ya da hayvanat bahçelerinde gördüğümüz canlıları doğal yaşamlarında görmek heyecan vericiydi. Bir köşeyi dönüyorsunuz karşınıza zebralar, bir bayırdan iniyorsunuz gergedanlar çıkıyor. 20 kişilik safari aracında herkes elinde fotoğraf makinesi ve kamera adeta birer National Geographic belgeselcisi gibi etrafı süzdü ve pusuya yattı. 5000 kereden fazla deklanşöre basıldı. Devletşah ve Zeynep gibi arkadaşların profesyonel makineleri sayesinde ortaya harika kareler çıktı. Benim naçizane makinemle çektiklerimi sizlerle paylaşıyorum.
Lions Park'ta filleri izlerken 18 yaş üstü görüntülere de tanıklık ettik. Videosunu yayınlamıyorum ama bir karesini fotoğrafların arasında bulabilirsiniz. Belgeselciler böyle bir anı yakalamak için günlerce canlıları takip ediyor olmalı. Bizim şansımıza (!) inanılmaz bir görüntüyle karşılaştık. Filler için küçük bizim içinse gerçekten büyük bir adımdı. :) Üzerine bayağı bir geyik pardon fil muhabbeti döndü, espriler, kahkahalar havada uçuştu. Ardından gergin anlar da yaşadık. Bir gergedan aracımıza tosladı, aslanlardan biri de aracımızın camına doğru atladı. Allahtan İsmail hızlı bir hareketle camını kapattı yoksa eli ya da birkaç parmağı şimdi yoktu! Ama aslanın da ayrı bir asaleti var hani!
Safari dönüşünde otele uğramadan bazı arkadaşların telefon kartı gibi ihtiyaçları için şehir merkezinde durduk. Hava henüz kararmamış olsa bile güvenlik konusunda yapılan uyarıların ne kadar haklı olduğunu anladık. Size dikilen gözlerden hemen tedirgin olmaya başlıyorsunuz. Hatta bir sokaktan geçmeye çalışırken halktan biri üstümüze doğru koşup gittiğimiz yönü göstererek sakın o tarafa gitmeyin dedi. Bizden hemen bir u dönüşü tabii. Arkadaşlardan Selçuk'a da dün otelin kapısında duran görevli arkadaş eğer hava karardıktan sonra dolaşmaya çıkarsak bazı grupların bizi çevirebileceğinden, hiçbir şey söylemeden üzerimize aramaya başlayacaklarından ve eğer karşılık verirsek bıçağını hiç acımadan boğazımıza saplayabileceğini söylemiş. Bunun üzerine doğal olarak endişemiz daha da arttı. Sokakta gayriihtiyari bir şekilde elimiz sürekli ceplerimizi, çantalarımızı kontrol ederek dolaşıyoruz.
90 Türk birazdan burada olacak. Yarın bizimle birlikte 100'ü aşkın Türk taraftar herkes bir giyinip sokaklarda olacağız. Öğleden sonra da davullarla zurnalarla, tezahüratlarla Moses Mabhida Stadı'nda doğru yola koyulacağız. Televizyon mutlaka tribünde bizi gösterecektir diye düşünüyorum. Aramızda Bando EsEs'de olacak nasıl göstermesinler ama değil mi?! Marşımızı ve kendi şarkılarımızı çalıp tezahürat yapacağız. 90 Türk'ün fikri ne bilmiyoruz ama biz 15 kişi bugün Brezilya-Portekiz maçında Brezilya'yı desteklemeye karar verdik. Sipsi Ronaldo ve arkadaşlarını tutmuyoruz yani. Bu arada ne olmuş, İtalya da elenmiş vay anam vay!















Lions Park'ta filleri izlerken 18 yaş üstü görüntülere de tanıklık ettik. Videosunu yayınlamıyorum ama bir karesini fotoğrafların arasında bulabilirsiniz. Belgeselciler böyle bir anı yakalamak için günlerce canlıları takip ediyor olmalı. Bizim şansımıza (!) inanılmaz bir görüntüyle karşılaştık. Filler için küçük bizim içinse gerçekten büyük bir adımdı. :) Üzerine bayağı bir geyik pardon fil muhabbeti döndü, espriler, kahkahalar havada uçuştu. Ardından gergin anlar da yaşadık. Bir gergedan aracımıza tosladı, aslanlardan biri de aracımızın camına doğru atladı. Allahtan İsmail hızlı bir hareketle camını kapattı yoksa eli ya da birkaç parmağı şimdi yoktu! Ama aslanın da ayrı bir asaleti var hani!
Safari dönüşünde otele uğramadan bazı arkadaşların telefon kartı gibi ihtiyaçları için şehir merkezinde durduk. Hava henüz kararmamış olsa bile güvenlik konusunda yapılan uyarıların ne kadar haklı olduğunu anladık. Size dikilen gözlerden hemen tedirgin olmaya başlıyorsunuz. Hatta bir sokaktan geçmeye çalışırken halktan biri üstümüze doğru koşup gittiğimiz yönü göstererek sakın o tarafa gitmeyin dedi. Bizden hemen bir u dönüşü tabii. Arkadaşlardan Selçuk'a da dün otelin kapısında duran görevli arkadaş eğer hava karardıktan sonra dolaşmaya çıkarsak bazı grupların bizi çevirebileceğinden, hiçbir şey söylemeden üzerimize aramaya başlayacaklarından ve eğer karşılık verirsek bıçağını hiç acımadan boğazımıza saplayabileceğini söylemiş. Bunun üzerine doğal olarak endişemiz daha da arttı. Sokakta gayriihtiyari bir şekilde elimiz sürekli ceplerimizi, çantalarımızı kontrol ederek dolaşıyoruz.
90 Türk birazdan burada olacak. Yarın bizimle birlikte 100'ü aşkın Türk taraftar herkes bir giyinip sokaklarda olacağız. Öğleden sonra da davullarla zurnalarla, tezahüratlarla Moses Mabhida Stadı'nda doğru yola koyulacağız. Televizyon mutlaka tribünde bizi gösterecektir diye düşünüyorum. Aramızda Bando EsEs'de olacak nasıl göstermesinler ama değil mi?! Marşımızı ve kendi şarkılarımızı çalıp tezahürat yapacağız. 90 Türk'ün fikri ne bilmiyoruz ama biz 15 kişi bugün Brezilya-Portekiz maçında Brezilya'yı desteklemeye karar verdik. Sipsi Ronaldo ve arkadaşlarını tutmuyoruz yani. Bu arada ne olmuş, İtalya da elenmiş vay anam vay!

Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
23 Haziran 2010 Çarşamba
NİHAYET DURBAN
Bu satırları sizlere Durban’da kaldığım otelin odasında Mesut Özil’in Gana’ya attığı muhteşem golü izlerken yazıyorum. Mesut herhalde değerini 25-30 milyon euro civarına taşıyacak böyle giderse. Bravo Mesut! Bu turnuvaya damganı vuracaksın inşallah! Dubai’de havalimanında yazdığım ilk postun ardından 15 saat geçti. Yazıyı yazarken İstanbul’a dönmekte olan bir grup Türk arkadaşla karşılaştım. Oley.com’un talihlileriymiş. Johannesburg’da konaklamışlar ve Brezilya-Fildişi sahili maçını izlemişler. Ancak 6 gün kaldıkları Johannesburg’da yüksek rakımdan fiziksel olarak çok etkilenmişler. Çocuklardan birinin burnu yara içinde, diğerinin de dudakları mosmordu. Her sabah burunları dolu bir şekilde uyanmışlar ve arasırada da kanamasını engelleyememişler. Futbol sevgisi bazen böyle durumlara sokabiliyor insanları. Onlar dönerken biz ise bir anlamda onlardan Güney Afrika’daki Türk sancağını devraldık.
Hepinizin bildiği gibi burada kış mevsimi başlıyor. Ama deniz kenarında bir şehir olan Durban’ın havası, Güney Afrika’nın diğer kentlerine oranla daha sıcak. Gündüzleri 23-24, geceleri 10-11 derece civarında oluyor. Bu anlamda şanslıyız. Tabii hava akşam 5 dediniz mi kararıyor. Durban kıtanın en büyük limanlarından birine sahip. Kaldığımız otel de denize yakın, muhteşem bir manzaraya sahip. Gündüz gözüyle çektiğim fotoğrafları yarın yayınlarım.
Etiketler:
90 Türk,
dünya kupası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









