27 Nisan 2009 Pazartesi

BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANAN BİR PANENKA PENALTISI DAHA



Önce Getafe'li Casquero sonra Ajax'lı Luis Suarez. 5 gün içinde 2. başarısız Panenka penaltısı. Üstüne üstlük Suarez bir de kaleci Didulica'yı hastanelik etmiş.

EKSTRA 2 HAKEM UYGULAMASI



Brezilya'da ekstra 2 hakem uygulaması ilk kez resmi bir maçta yapıldı. Botafogo ile Flamengo arasında oynanan maçta kale arkalarında duran hakemlerin maç öncesi görüntüleri de ilginç. 5 hakem birden kale ağlarını kontrol ediyor. Benim anlamadığım normalde sadece yardımcı hakem ağların kontrolünü yapardı şimdi bu yeni kuralla hepsi birden mi kontrol edecek acaba, komik olmuş. Herhangi olumsuz bir durumla karşılaşılmamış maç içinde ancak FIFA bu uygulamanın henüz test aşamasında olduğunu söylemişti. Resmi maçlarda denenmesi yüzünden Brezilya Futbol Federasyonu'na ceza verilebilir. Bu uygulama zaman zaman sorun çıkartır. Herhangi bir yarı sahada yaşanan bir olayda 2 hakem anlaşmazlık yaşayabiliyor, şimdi bir kafa daha gelecek. Umarım Türkiye'de uygulanmaz, işin içinden çıkamayız! Bir de ne gerek var şimdi fazladan 2 hakeme daha küfür yedireceksiniz!!!

ELİ YANMAYAN HEDO

Gecenin adamı Hidayet Türkoğlu. NBA Playoff'larında Philadelphia karşısında seride 2-1 geride olan Orlando'ya hayat öpücüğü Hedo'dan geldi. Maçın bitmesine saniyeler kala Hedo son topu kullandı ve 1 saniye kala gönderdiği 3'lükle takımına 84-81'lik galibiyeti getirdi. Videosu burada...

26 Nisan 2009 Pazar

VALENCIA 2 - 2 BARCELONA (HAYAT TUHAF)

Bundan önceki Valencia-Barcelona maçını NTV'de ben anlatmıştım. Habertürk'e transfer olmadan önce anlattığım son maçlardan biriydi. 2007 Aralık ayının ortalarıydı galiba. Habertürk'e geçerken bir süre kolay kolay 90 dakika canlı maç anlatamayacağımın farkındaydım. Bu yüzden hep içimde kalan birşeyi yapmaya karar verdim; İspanyol ya da daha çok Güney Amerikalı spikerler gibi topun ağlarla buluştuğu anda uzun uzun "Gooooollllllllllllllllll" diye bağırmak. Kafaya koymuştum. Bunu bu maçta yapacaktım. Daha 13. dakikada Messi'den topu alan Eto'o ceza sahasında çalımlarla topu rakiplerinden söktü ve kaleci Canizares'i mağlup etti. Ben de amacıma ulaştım. Sağlam bir goooooolllllll çektim.(Maçın gollerini buradan izleyebilirsiniz, benim anlattığım değil ama)

Hayat tuhaf ve sürprizlerle dolu işte! Benden sonra NTV'de Valencia-Barcelona maçını anlatan spiker Ercan Taner oldu. Sesiyle büyüdüğümüz, maçları O'nunla sevdiğimiz Ercan ağabey. Maçlara ayrı bir hava kattığı ortada. Dünkü maçın genelinde yine maç içindeki çıkış ve inişleri ses tonundaki ustaca oynamalarla aktardı bize.

Bir ufak not da Barcelona'nın 2. golünde yaşananlarla ilgili aktarmak istiyorum. Valencia kalecisi Cesar resmen bizi yemeye çalıştı. Sol kanattan gelen ortaya zamanlama hatası yapınca ne topa sahip olabildi ne de tehlikeli bölgeden yeterince uzaklaştırabildi. Henry topu ağlara gönderince de yerden kalkmayıp sakatlanmış ayakları yaptı. Valencia kaptanı Marchena da yan hakeme sallıyordu golden sonra, faul vardı diye. Halbuki İspanyol rejisi pozisyonu ve Cesar'ın yakın plan görüntülerini defalarca gösterdi. Çok açık bir şekilde faul yoktu, varolan tek şey golün Cesar'ın hatası yüzünden geldiğiydi. Sonra da topallayıp kenara beni çıkartın şeklinde hareketler yaptı, ama top ona geldiğinde de degajını yaptı! Ercan ağabeyden sadece İspanyol rejisinin anlatmak istediğine tercüman olmasını beklerdim. Orada biraz golün heyecanına kaptırdı galiba kendini. Ama dediğim gibi güzel bir maçtı. Ercan ağabeyin ağzına sağlık! Real Madrid bu akşam kazanırsa puan farkı El Clasico öncesi 4'e inecek ama ben Sevilla'nın yenileceğini düşünmüyorum.

25 Nisan 2009 Cumartesi

FENERBAHÇE 1 - 2 ANKARAGÜCÜ

Biri bana şunu açıklayabilir mi? "Futbolcular sahtekar en büyük taraftar" diye bağıranlarla 10 dakika sonra "Deivid golü attıktan sonra sevinen taraftar" farklı mı? Ayrıca taraftarların futbolculara bağırmasına hak vermiyorum. Aralarında var tabii o formanın hakkını vermeyen ama bence bağıracakları biri varsa o kişi Aziz Yıldırım olmalı, Aragones ve Güiza'yı bu takıma getirdiği için. As futbolcu anlamında eksikleri de çoktu ayrıca Fener'in bugün. Sivasspor da bugün kazandıktan sonra zaten bu maçın önemi Fener için daha da azalmıştı. Onlar için artık tek bir hedef var, kupa. Ligde bol bol gençleri oynatıp bari faydasını görsünler.

SİVASSPOR 3 - 0 TRABZONSPOR

Bugün Beşiktaş'lı, Galatasaray'lı ve belki de Fenerbahçe'liler bile Sivasspor'un Trabzonspor karşısında puan kaybetmesini bekliyordu. 29. hafta çok kritik bir haftaydı. Özellikle de Beşiktaş ve Trabzonspor adına. Siyah beyazlılar yarın Eskişehirspor'la deplasmanda zorlu bir sınav verecek. Rıza Çalımbay'ın ekibine karşı puan kaybı yaşamaları ihtimal dahilinde. O yüzden bugün Trabzonspor'un puan alması için dua ediyorlardı en azından benim etrafımdaki arkadaşlarım ediyordu. Galatasaray'ın işi ise yarın Beşiktaş'a oranla daha kolay olacak. Kupa yorgunu Ankaraspor'u konuk edecekler. Bordo mavililer için de bugünkü maç 6 puanlık bir karşılaşmaydı. En azından beraberlik çıkarması gerekiyordu kendi adına. Ama futbol adına hiçbir varlık gösteremediler ve hem kendi taraftarlarına hem de İstanbul'un 3 büyüğüne hayal kırıklığı yaşattılar. Son 5 haftaya yine zirvede girmeyi garantiledi Yiğidolar. İyi oynadılar, umduklarından da kolay bir galibiyet aldılar. Şimdi güç onlarda, rakiplerinin puan kaybetmesini bekleyecek olan taraf Sivas. Psikolojik olarak Beşiktaş ve Galatasaray yarınki maçlarına baskı altında çıkacaklar. Sadri Şener heralde bir araba sopa atar belleri bile dönmeyen oyuncularına. Trabzonspor klasiğidir bu sonuç desek heralde yeridir, şansları kendi ellerinde olduğunda sonuç genelde hüsran oluyor!   

TÜRKİYE'DE YILIN FUTBOLCUSU

Bugün internette gezinirken, birkaç futbol dergisini karıştırırken aklıma bu sezonun sonunda "Turkcell Süper Lig'de yılın futbolcusu kim olabilir?" sorusu geldi. Bir süre düşündüm ama 6 hafta sonra tamamlanacak sezonda şu isim bu yılın futbolcusu olur diyebileceğim biri gelmedi aklıma! Sizin aklınıza biri geliyor mu? Blogcu arkadaşlardan tarafsız olarak isim bekliyorum...   

SERCAN YILDIRIM

2 ayda bir yayınlanan Champions dergisi son sayısındaki "genç futbolcuları izleme raporunda" Bursaspor'lu Sercan'a da yer verdi. Ceza sahasının her yerinden gol atabilecek kapasitede, kale önünde kendinden çok emin şeklinde tanıtmışlar. Her iki ayağını da iyi kullanan ve topla ilerlemesi mükemmel denen Sercan'ın gerekirse 2. forvet ve kanat oyuncusu olarak da etkili olduğu, hava toplarında ve uzak mesafeden şutlarda da iyi olduğu belirtiliyor. Messi yakıştırması yapılan Sercan'ın geçen sene M.United'dan teklif aldığı ve değerinin 6.25 milyon € olduğu ifade edilmiş. La Gazzetta'dan Stefano Cantalupi'nin görüşlerini de başvurulmuş. İtalyan gazeteci "Sercan Yıldırım patlamak üzere bekliyor. Gözünüzü O'nun üzerinden ayırmayın. 1990 yılında doğdu ve Türk Messi diye çağırılıyor" demiş. Bir Türk futbolcu için İtalyan gazeteciden yorum almak da ilginç olmuş. Artık bundan bizim gazeteciler bir ders çıkarmalı mı bilmiyorum. Belliki adamlar bizimkilerin görüşlerine pek itimat etmiyor. Ayrıca eğer Bursaspor Türk Messi'yi(!) elinde tutmak istiyorsa bir hayli mücadele vermesi gerekecek.

AURELIO'YA ÜZÜLDÜM

Mehmet Aurelio dizindeki sakatlıktan dolayı sezonu kapattı. Takımının sezon öncesi kampında da yer alamayacağı, antrenmanlara Ağustos ayından önce başlayamayacağı söyleniyor. Real Betis'in de ligde kalma mücadelesinde O'na ihtiyacı vardı. Hem Fenerbahçe'yle olan FIFA davasını kaybetti hem de üstüne bu sakatlık geldi. Toparlar umarım biran evvel. Euro 2008 boyunca kendisiyle aynı havayı soluma fırsatı bulmuştum, saha içinde nasıl bir Türk gibi formasını sonuna kadar terletiyorsa, saha dışında da bir Türk gibi hareket ederdi. Çiğ köfteye bayılır mesela. Bir gün antrenman öncesi basın mensuplarının yanından geçip sahaya çıkarken "Selamun Aleyküm" dedi, bittiğim andır işte!

24 Nisan 2009 Cuma

UEFA'NIN AYIBI!

Bugün gazetelerin bazıları yazdı. Dünkü UEFA kupası teslim töreninde sunulan, kupayı kazanan takımların, önemli futbolcuların ve teknik adamların yer aldığı sinevizyon gösterisinde ben de dahil salondaki birçok insan şok yaşadı. Gözlerimizi açmış, kendi ülkemizde düzenlenen bu organizasyonda yeni milenyumun ilk kupasını kazanan takımı ve teknik direktörünü görmeyi bekliyorduk. Klipte Hakan Şükür'ün adı geçmesine rağmen Fatih Terim'i hatta Galatasaray'ın kupayı kaldırdığı anın görüntülerini bile göremedik. Doğal olarak klip bittikten sonra uğultular yükselmeye başladı. Törenin bitiminde ise Platini'nin basın toplantısı başlamadan önce çıkış kapısına doğru yöneldim. Fatih Terim'i 5 metre öteden farkettim. Hocanın yüzündeki siniri görebiliyordum. Evet dedim içimden hoca bu duruma sinirlenmiş, bence sinirlenmekte haklıydı da. Dediğim gibi Türkiye'de düzenlenen bir kupayı kazanmış tek Türk takımının ve teknik direktörünün görüntülerinin olmaması ayıptı.

Platini'nin basın toplantısının da bitmesinin ardından dışarı çıktık. Bizim federasyon yetkilileri ile UEFA yetkilileri arasında İngilizce diyalogun içinde Fatih Terim'in isminin geçtiğini duydum. Konuşma bittikten sonra bizim yetkiliye yanaştım ve ne olduğunu sordum. Federasyon olarak gösterilen klipteki eksikliklerden kendilerinin de rahatsız olduklarını ve bunun neden böyle olduğunu sorduklarını söyledi. UEFA yetkilisinin verdiği cevap aynen şu olmuş; "Biz bu tanıtımı genel olarak yapmıştık. Bir art niyet falan aranmamalı. Birileri üzüldüyse kusura bakmasın!"
Avrupalılar zaten burunlarından kıl aldırmayan, yaptıkları işin doğru olduğundan emin olan ve kolay kolay hatayı kabul etmeyen insanlar. En azından benim tanıdığım sektör içindeki insanlar öyleydi. Ama bu kez gerçekten ayıp etmişler. Evet Fatih hocanın egosu yüksektir ama burada ona hak veriyorum. UEFA bu tanıtımın içine Galatasaray ve Fatih Terim'in görüntülerini en azından burdaki gösterim için atmalıydı. Öyle çok zor bir iş de değil. Bana söyleseler 5 dakikada ben de yapardım.