9 Kasım 2009 Pazartesi

REAL MADRİD TARİHİ DÖNÜŞÜ YAPABİLİR Mİ?

Fotoğraftaki Real Madridli Roberto Martinez. 1974/75 sezonu. Real Madrid Kral Kupası çeyrek final ilk maçında deplasmanda Las Palmas'a 4-0 yenilmiş. İspanyol basını büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Real Madrid'e sallayanlar çoğunlukta. Geçemezler diyorlar bu turu. 4-0'ı çevirecek skoru bulamazlar Santiego Bernabeu'da. Maç başlıyor. Sahada fırtına gibi esen bir Real Madrid var. 19. dakikada Roberto Martinez'in golüyle 1-0 öne geçiyorlar. Ama halen büyük bir çoğunluğun umudu yok. Las Palmas gol yememek için direniyor. Sıkı savunma yapıyor, kontraataklarla bir gol bulup turu garantilemenin hesaplarını yapıyorlar. Ancak sahneye efsane bir isim çıkıyor. Santillana. 9 dakika 3 gol bırakıyor Las Palmas ağlarına. Santiego Bernabeu yıkılıyor. Tarihi günlerinden birini yaşıyor Real Madrid. 4-0'ın rövanşında 4-0'ı buluyorlar. Bu kez paçası tutuşan taraf Las Palmas. Olmaz diyorlar. Buradan turu veremeyiz. Saldırıyorlar Real'in üzerine. Ama 66. dakikada defansif ortasaha Pirri, Las Palmas'ın ayağının altındaki tabureye vuruyor. Maçın bitimine 24 dakika kala 5-0'ı buluyor Real Madrid ve mucizevi bir sonuçla turu geçmeyi başarıyorlar.

Şimdi yarın akşam Alcorcon karşısında aynı mucizeyi gerçekleştirmeye çalışacaklar. 2. Galacticos da olsalar işleri biraz zor gibi görünüyor. Ronaldo sakat, Guti kadro dışı, Sergio Ramos cezalı, Benzema, Alonso ve Casillas da Pellegrini tarafından görevlendirilmeyecek. Tüm yük Kaka, Raul ve Higuain'in üzerinde. Türkiye'de yayınlayan yok bildiğim kadarıyla ama bir şekilde izlemek zorundayız. İnternet sanırım yardımcı olur bu konuda.

TRİBÜNDE DİŞ FIRÇALANIR MI?

Futbol sahaları iyiden iyiye komedi sahnesine dönmeye başladı. Takım arkadaşının orasını burasını sıkanlar mı istersiniz, maçın ortasında sahaya anadan doğma dalanlar mı? Bunların hepsine dünyanın değişik statlarında zaman zaman rastlamışızdır. Ama haftasonunda Stamford Bridge'de olanı ilk kez görüyoruz. Chelsea'de Kalou M.United maçının sonlarına doğru oyuna girmeye hazırlanıyor. Sıradan bir futbol seyircisi bile o sırada yönetmenin oyuna giren futbolcuyu göstereceğini bir şekilde bilir. Tıpkı kırmızı çember içinde dişlerini fırçalayan arkadaş gibi. Durumu fırsat bilip ya toplumsal mesaj veriyor hani sağlıklı dişler için günde 3 kez dişlerinizi fırçalayınız falan diyor ya da bildiğiniz kaçık işte adam. Güneş gözlüğü de işin cabası. Benim anlamadığım nokta acaba diş macununu yanında mı taşıyor ve ağzını suyla çalkalama ihtiyacı duymuyor mu? Var mı daha yaratıcı fikri olan?

DEL PIERO 35 YAŞINDA

Geçen yıl FutbolBlog'da Aceto'yla Del Piero'nun 34. yaşını kutladığımızı hatırlıyorum. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor? Saygılarımızı yollayalım bir kez daha büyük ustaya...

VAY FRANSA'NIN HALİNE

Fotoğraf bu sabahtan. Lyon kalecisi Lloris ve Marsilya kalecisi Mandanda. Dünkü maçta Diawara'nın kafa golü ve Cheyrou'nun uzaktan attığı şutta Hamidou'luk yapan Lloris ile kalesinde 5 gol gören Mandanda Fransa milli takım antrenmanında. Birbirlerinin yüzlerine bakmıyorlar. Artık utançtan mıdır, sinirden midir bilinmez. Lloris 12 haftada 16, Mandanda 11 haftada 15 gol görmüş kalesinde. Unutmadan milli takım kadrosunda bir de bu hafta Lille'in ilk golünde hatalı olan Bordeaux kalecisi Carasso var. O da 12 maçta 9 gol yemiş. İrlanda Cumhuriyeti ile cumartesi günü oynanacak playoff maçında bakalım Domenech eldivenleri kime verecek? Vay Fransa'nın haline!

LYON 5 - 5 MARSİLYA

Maçı izleyemedim ama 5 gol atıp kazanamamak ne demektir yahu? Daha önce 1932'de Fives-Cannes, 1937'de Cannes-Kızıl Yıldız ve 1957'de Nice-Lille maçı 5-5 bitmiş. Lider Bordeaux'nun ligin alt sıralarında yer alan Lille karşısında 3 puan bıraktığı haftada Lyon'a liderlik koltuğuna oturma fırsatı geçmişti. Sen Marsilya karşısında 80. dakikada 4-2 yenik duruma düşüp 90. dakikada 5-4 öne geç, duraklama anlarında beraberlik golünü kalende gör. O topu saha dışına yollarım her ayağıma geldiğinde yine yemem o beraberlik golünü.

Goller ulaştı elime. İnanılmaz maç olmuş gerçekten. Lyon kalecisi Lloris ile Marsilya savunması sonucun oluşmasına büyük tesir etmiş.

8 Kasım 2009 Pazar

ERNST'TEKİ EL KİMİN?


Cevap: Hiçbiri değilmiş. İddia edildiğine göre Ekrem Dağ'a aitmiş.

FUTBOL BAHANE MAKSAT MUHABBET

Oasis grubundan tanıdığımız ateşli M.City taraftarı Liam Gallagher kulübü Araplar'ın satın almasının ardından "Unitedlılar'ın alacağı her benzinin bizim kulübümüzü daha da zengin edeceğini bilmek mutluluk verici" demişti. Ancak Liam işin içine futbol girdiğinde her zaman zenginlerden yana değilmiş bunu anladık. Borçları yüzünden istifa eden Berkhamsted FC kulübünün ricasını kırmamış ve kulübe maddi gelir sağlamak için düzenlenen özel maçta forma giymiş. -Fotoğrafta rocker pozuyla kendini belli ediyor- Maçı da 5-2 kazanmışlar ancak takım üyeleri için en keyifli anlar maçın sonrasında yaşanmış. Liam'la gece geç saatlere kadar sohbet, birkaç kadeh içki ve canlı olarak Liam'ın ağzından birkaç Oasis şarkısı. Maksat muhabbet olsun futbol da bahane.

6 Kasım 2009 Cuma

KOP'UN TANRISI ROBBIE FOWLER

Liverpool efsanesi, Kop'un tanrısı Robbie Fowler. Premier Lig tarihinin 163 golle en fazla gol atan 4. futbolcusu. Şampiyonlar ligi gruplarında da ilk kez bir maçta 2 golü Galatasaray'a atmıştı Olimpiyat Stadı'nda ama kazanan 3-2 Galatasaray olmuştu. Neyse konunun dışına çıkmayalım. Bugün nerede olduğunu ne yaptığını merak edenler için yazıyorum. 34 yaşındaki Fowler bu sezon Avustralya ligi takımlarından North Queensland Fury'nin kaptanlığını yapıyor. Avustralya'da özellikle de Queensland'da rugby birinci spor. Ama Fowler futbolu kariyerinin son yıllarda kıtada daha fazla sevdirmeyi hedefliyor. Bazılarının iddia ettiği üzere Avustralya'ya turistik seyahat -tadını da çıkarmıyor değil- için gitmediğini de şu ana kadar attığı 8 golle gösterdi. Bugünlerde hem kulübünün hem de ligin en önemli markası konumunda. Bir anlamda MLS'teki David Beckham modunda takılıyor. Bölge halkı için kulübü Fowlerlı özel geceler, imza törenleri, yemekler düzenliyor. Zaman zaman da kendi toprağından olan Beatles'ın şarkılarını dinliyor hayranlarıyla birlikte. Kimi zaman da okyanusta balık avlamaya çıkıyor. Ama herşeyden önemlisi Liverpool'da olduğu gibi sürekli basının kuşatması altında değil. Rahatsız edilmeden emeklilik öncesi döneminin tadını çıkarıyor. Amacı alt sıralarda olan takımını mümkün olduğunca yukarılara tırmandırmak. Ama belki de en önemli amacı Liverpool'un ardından North Queensland'ın da tanrısı olabilmek.



PAYLAŞILAMAYAN(!) ADAM AARON HUNT

Mevzu Werder Bremenli Aaron Hunt üzerine. NTV'de Bremen'in maçlarını anlatırken adını telaffuz etme konusunda çelişkiye düştüğüm bir isimdi. Babası Alman, annesi İngiliz olduğundan düşerdim bu çelişkiye. Ama Alman gibi kabul edip aynen yazıldığı gibi Hunt demeyi -Hant diyenler de vardı- tercih ederdim. Postun mevzusu da bu işte. Bizim Mesut Özil misali Hunt. Aynı onun gibi Almanya'da doğup büyüyen, oranın kültürünü alan, onunla aynı takımda oynayan, forvet mevkinde görev alan ama Mesut gibi bir kanat oyuncusu, hücuma dönük ortasaha gibi de oynayabilen bir futbolcu. Aynı zamanda takımda en iyi anlaştıklarını söyleyen iki arkadaş. Tek farkları Mesut'un babasının da annesinin de aynı milletten olması. Ayrıca Mesut'un kumaşının daha iyi olduğu kesin. Neyse. Bu Hunt için İngilizler 2006 Ekim'inden önce girişimde bulunmuşlardı. Alalım bu çocuğu annesi bizden, ülkede zaten forvet sıkıntısı var falan diyorlardı. Ama Almanlar hemen Mesut gibi onu da aldılar himayelerine, sahiplendiler. 21 Yaş Altı milli takımının kadrosuna koydular. Zaten 17 ve 19 yaş altında da oynamıştı. Hunt da zaten istemem ben başka ülkeyi doğduğum ülkenin milli takımında oynarım diyordu. İlk maçını da kaderin cilvesi İngilizlere karşı oynadı. Londralı annesinin ailesi de gitti maça, zaman zaman kendi takımları zaman zaman da Hunt için tezahürat yaptılar. İşin ilginç tarafı Hunt bu maçın ardından iki siyahi İngiliz Micah Richards ve Anton Ferdinand'a ırkçı söylem de bulunmakla suçlanmıştı. Almanlar fazla mı doldurmuştu acaba İngilizlere karşı. 20 yaşındaki Hunt hırsının kurbanı mı olmuştu?! Ceza almadı ama Hunt. Almanlar iyi savunma yaptılar, lobilerini kullandılar ve ceza almasını engellediler. Bugün 23 yaşında Hunt. Ve İngilizler geçtiğimiz günlerde henüz A milli takım forması giymeyen Hunt için yine girişimde bulunma çabasındaydılar. İngiliz medyasını Hunt'la ilgili haberler süsledi birkaç gün. Alman A milli takımında forma giymeden aklını çelebilirlerse Fabio Capello'nun 2010'da düşünebileceği bir isim olabilirdi. Ama bu durumdan kıllanan zehirli panzerler yaptılar yine yapacaklarını. Bu sezon 11 maçta 5 gol atan Hunt, Löw tarafından bugün Şili ve Fildişi Sahili ile oynanacak maçların kadrosuna alındı. Mesut Özil gibi Hunt da bir anda kıymete bindi. İngilizlerin böyle bir talebi olmasa Löw alır mıydı kadroya bilinmez. Ben 2010'da Almanya'nın kadrosunda olabileceğini düşünmüyorum. Neyse. Mesut'un verdiği kararı da hiçbir zaman eleştirmedim. 2 yılı aşkın süredir Türkiye'de oynamasına rağmen 2-3 kelime Türkçe dahi konuş(a)mayan Kazım Richards'ın nasıl ki Türk milli takımını tercih etmesine şaşırmıyorsam onların da bu tercihleri beni dumura uğratmıyor. Tamamen hislerle, beklentilerle alakalı. Dolayısıyla Hunt'u da tepe tepe kullansın Almanlar. Nijeryalı anne babanın çocuğu olan ama Togo'da doğup büyüyen Adebayor'un gururla söylediği sözler geliyor aklıma, "Neden Nijerya için forma giyeyim ki? Hayata, yaşama dair ne biliyorsam Togo'da öğrendim. Benim ülkem Togo'dur."

Arşiv'den okumanızı tavsiye edeceğim 2 yazı, Mesut Özil Röportajı ve İzlenimler ayrıca Özüne Dönmek (Farklı Bir Mesut Özil Hikayesi)

5 Kasım 2009 Perşembe

TÜRK RAP'İNİN YENİ YÜZÜ