26 Ocak 2010 Salı

CABANAS'IN KAFATASINDAKİ KURŞUN

Meksika'nın Club America takımında oynayan Paraguaylı golcü Salvador Cabanas'ın dün bir barda başından vurulduğu haberini bugün gün boyu okumuşsunuzdur. Cabanas şu anda yoğun bakımda. Olay sonrası hastaneye kaldırılan Cabanas'ın kafatasına saplanan kurşunu doktorlar ameliyatta çıkarmayı başaramadı. Kurşunu almanın daha fazla hasar yaratacağına inanıyorlar. Durumu stabil, kimileri hayati tehlikesinin bulunmadığını söylüyor, kimileri ise durumunun oldukça kritik olduğunu. Son haberler, ilaçla uyutulan Cabanas'ın durumuna bakılacağı ve önümüzdeki 1-2 gün içinde kurşunu çıkarmak için bir kez daha ameliyat edileceği yönünde. Allah yardımcısı olsun!

HAITI İÇİN EL CLASICO

Haiti depreminin acılarını sarmak için dünyanın dört bir yanında konserler, yardım kampanyaları düzenleniyor. En son dün gece Lizbon'da Zidane ve arkadaşları 50 bin kişi önünde Benfica ile karşılaştı. Maçın tüm geliri Haiti'ye yollanıyor. Futbol sahalarındaki yardım kampanyası bununla da sınırlı kalmayacak gibi. Facebook'da kurulan Haiteam adlı grup çok kısa bir süre içinde 25 bin üyeye ulaştı. Bu grubu kuran Frederic Sanz'ın amacı Real Madrid ile Barcelona'yı gelecek ay sonuna doğru Haiti için karşı karşı getirmek. Bu fikrin ortaya çıkışını Sanz şöyle anlatıyor; "Real Madrid Kral Kupası'ndan elenmişti. Ardından Barcelona da elendi. Böylece takvimlerinde bir boşluk söz konusu oldu. İki takımın karşılaşması fikri de böylece ortaya çıktı. Ben de ilk olarak facebook grubu kurarak bir adım atmak istedim."

Bu iki takım, rekabetlerinin sadece kupa kazanmak için olmadığını göstermeli. Dünya'nın en popüler iki takımının karşılaşması tüm dünyada büyük ilgi uyandıracak ve takip edilecektir. Eğer iki başkan kabul ederse bir El Clasico izlemeye kimsenin hayır diyeceğini zannetmiyorum. Tabii Guardiola ile Pellegrini bu işi ne kadar ciddiye alır ve as oyuncularına görev verir bilinmez.

Not: Yukarıdaki fotoğraf fotomontajdır.

NADAL ÇEKİLDİ

Günün kötü haberi Rafael Nadal'dan. Dizindeki sakatlık yüzünden Andy Murray karşısındaki çeyrek final maçından çekilmek zorunda kaldı. Sezonun ilk grand slam tenis turnuvasında Roger Federer-Rafael Nadal finalini merakla bekliyordum. İspanyol raketi dizi maç boyunca çok zorlamış olacak ki çekilmese de zaten elenecek gibiydi. Murray setlerde 2-0 öndeydi ve 3. seti de 3-0 önde götürüyordu.

NONDA MI KEWELL MI? YOKSA DOS SANTOS'A HAYIR MI?

Dos Santos transferi için Galatasaray yönetimi Nonda ya da Kewell ikilisinden birini gönderme hazırlığında. Kewell'ın en büyük artısı Galatasaray taraftarının en sevdiği isimlerden biri olması ve oynadığında takıma olan katkısı. En büyük eksiği ise sakatlığı. Üstüne üstlük sezon sonunda sözleşmesi bitecek ve yönetim halen kontratını yenilemedi. Yine transfer edilmesi gündemde olan Dos Santos'un onun bölgesinde oynuyor olması ve genç yetenek Caner Erkin'in yükselen performansı Kewell'ın eksi hanesine yazılan diğer maddeler.

Nonda'nın üzerinde ise "Kewell gönderilmez, Nonda gider" haberlerinin yarattığı baskı ortada. Sürekli gözden çıkarılacak isim olarak lanse edilmesi sonucunda psikolojisinin bozulabileceği unutulmamalı. Bu anlamda kendisine haksızlık yapıldığı görüşündeyim. Son Gaziantespor maçında kaçırdığı goller ve penaltının altında bu olumsuz durumun yarattığı etkilerin olabileceği unutulmamalı. Taraftarlarca ıslıklanması da moralini daha da bozdu. Bu sezon 16 golle -1 eksik 1 fazla olabilir- takımın en golcü futbolcusu olması gözönünde bulundurulmalı. Gelinen son aşamada Kewell'ın ve Baros'un sakat olması, üstüne üstlük Galatasaray yönetiminin Avrupa liginde oynayamayacak Jo'yu transfer etmesi Nonda'nın elini güçlendiriyor.

Şimdi merak edilen Galatasaray yönetimi ve taraftarının bu önemli konuya profesyonelce mi yoksa duygusal olarak mı yaklaşacağı. Duygusallıksa evet Kewell kalmalı. Ancak profesyonelce yaklaşacaksak Atletico Madrid maçlarında oynayabilecek tek forvet olan Nonda'nın takımda tutulması ve ligdeki şampiyonluk mücadelesi öncesi moral motivasyon olarak desteklenmesi gerektiği görüşündeyim. Kewell için de futbolcuyla anlaşarak uygun bir yol bulunması ve bir şekilde Galatasaray'ın futbolcusu olarak kalması en doğru olanı kanımca. Ama şu aşamada yapılması gereken ilk şey, Galatasaray yönetiminin Nonda'nın sakatlanmaması için dua etmesi.

Bir de şöyle bir durum var. Dos Santos illa ki transfer edilmeli mi? Galatasaray'ın gerçekten bu transfere ihtiyacı var mı? Bu sorulara da cevap vermek gerekiyor.

25 Ocak 2010 Pazartesi

RONALDO'NUN KIRDIĞI BURUN

Ekleme: Açıkçası Ronaldo'nun kırmızı kart görmesi falan çok umurumda değil, öncelikle bunu söyliyeyim. Ne Real Madrid'i ne de Barcelona'yı tutuyorum. Sadece ortada rakibinin dirseğiyle burnu kırılan bir futbolcu var. Olur böyle şeyler futbolda. Daha beterlerini de gördük. İkili mücadele sırasında kolları olması gerekenden fazla oynayan Ronaldo'nun kırmızı kart gördüğü pozisyonun ben de uyandırdığı his, bir tarafını kırmak istemese bile vurma eylemini kasti olarak yaptığı yönünde. Maç içinde ikili arasında ya da Ronaldo ile diğer Malagalı futbolcular arasında başka şeyler yaşanmış ve Portekizli tahrik olup en sonunda dayanamayarak bu şekilde davranmış olabilir. Maçın tamamını izlemediğim için yorum yapamam.

Ama Madrid basını şimdi bu konuyu Real Madrid-Barcelona meselesine çevirmeye başladı. AS'ın sayfasına koyduğu aşağıdaki videoda Messi ile Sevillalı Marc Valiente arasında benzer bir pozisyon yaşandığı ve rakibinin yüzüne aynı Ronaldo gibi vuran Messi'nin kart görmediği, üstüne üstlük Sevillalı futbolcunun sarı kartla cezalandırıldığına dikkat çekiliyor. Hakemlerin çifte standart uyguladıklarına getiriliyor yani mevzuyu. Katılamıyorum AS'a. Bana sorarsanız iki pozisyon arasında fark var. Birinde adam Messi'ye yapışmış bırakmıyor, 4-5 metre boyunca inatla formasından çekiyor. Valiente'ye gösterilen sarı kart kesinlikle doğru ama belki Messi'ye de bir sarı kart gösterilebilirdi. Ronaldo'nun pozisyonunda ise anlık bir olay var, topla birlikte dönüyor Portekizli, Mtiliga onu yakalamak için ilk anda biraz formasından çekiyor sonra bırakıyor, ama Ronaldo kurtulmasına rağmen sağ kolunu sallamaya devam ediyor. Hakem, Mtiliga'nın burnundan kan geldiğini görünce de gösteriyor kırmızı kartını... Falan filan yani... Aman ya Ronaldo'nun derdi beni mi gerdi! Ekledim işte fotoğrafın altına gecenin bir vakti AS'ın bu haberini görünce...

LAFI GEDİĞİNE OTURTMAK

Jose Mourinho 2-0 kazanmalarına rağmen maçın hakemine hem maç içinde hem de sonrasında bir hayli tepkiliydi. Bakın sadece birkaç cümleyle lafı gediğine ne kadar da güzel oturtmuş; "Burası sizin liginiz. Ben bir yabancıyım. Günün birinde buradan gideceğim. Ve bu sorun sizinle yaşamaya devam edecek."

24 Ocak 2010 Pazar

VENUS BU NE HAL?

Ah be Venus, bir kadın tenis oynarken içine teniyle aynı renk şey giyer mi hiç?! Oldu mu bu görüntü şimdi?

ROBERTO MANCINI & ŞENOL GÜNEŞ

Roberto Mancini atkılı Şenol Güneş de kazandı. Son moda bu. Baskılı, çok istekli oynayan Trabzonspor, Sivasspor'u 3-1 mağlup etti. Çok daha farklı da kazanabilirdi. Sivasspor'un gelecek haftalarda işi zor.

23 Ocak 2010 Cumartesi

ELİNDEKİ MALIN DEĞERİ ...

"Elindeki malın değeri ..." Son günlerin en popüler cümle başlangıcı. Bu mudur, kurtarır mı şeklinde ardına eklenen kelimeler. Neymiş ama? Elindeki malın değerini yükseltemeye bakacaksın, yapamıyorsan da düşürmeyeceksinmiş. Evet öyleymiş gerçekten. LigTv'nin elindeki malın değeri futbolun aktörleri tarafından yeni dönemde korunmak hatta yükseltilmek için uğraşılacakmış. Nasıl olacak bu eldeki mal kötüyse eğer?! Yapacaksın arkadaş, profesyonellerle çalışacaksın. Bu işten anlayan bir sürü adam var. Kötüyü iyi gibi gösterirler, cilalarlar, yanlışları hataları saklarlar falan!

Bunu futbol kulüplerinde de iyi yapanlar var, kötü yapanlar da. Mesela Robinho'yu mal olarak düşünelim (İnsan için mal sözcüğünü kullanmak tabii ki doğru değil ama burda anlatacağım konu için kullanmak zorundayım). Santos 2005'te 24 milyon euro kazandı ondan. 3 sene sonra Real Madrid bunun da üzerine yaklaşık 20 milyon euro ekletip elden çıkardı. Santos da Real Madrid de mükemmel para kazandı. Ellerindeki mal kötü değildi gerçi ama onlar da iyi kullanmasını bildiler, etraflarındaki profesyoneller aracılığıyla sağlam pazarladılar. Mal şu anda M.City'nin elinde. Onlar ne yaptı peki? Şu ana kadar malın içine etti. 2008'de İngiltere rekoruyla 42.5 milyon euro ödeyerek aldıkları adamı şimdi malın üretildiği yere, Santos'a kiralamak üzereler. Bir anlamda zararına satış yani. Kim çıkıp bundan sonra Robinho'ya adam gibi para verir ki?! Santos'un ilk kasasına koyduğu rakamın yarısını veren çıkarsa ne olayım! Hee City'nin çok mu umrunda? Değil tabii. Adamlar parayı en kolay yerden, petrolden kazandıkları için çok da şeylerinde değil. Ama konumuz pazarlama olduğu için ortadaki hatanın nerede yapıldığını söylemek de lazım. City hiçbir şey yapmasa da bu sezon başına kadar mal değerini kendi kendine korumayı başarmıştı ama yavaş yavaş da düşüşe geçmişti. İşte bu noktada Brezilyalı'yı isteyen Barcelona'ya satmamakta yaptılar hatayı. Yaşı ilerleyen Henry'nin yerine gelecek dönemler için düşündükleri bir isimdi. Vermedi City yönetimi. Sonra baktılar olmuyor, bu adamdan kendilerine hayır yok, alın sezon sonuna kadar kiralık olarak siz de oynasın dediler. Bu sefer de Barcelona yönetimi istemedi Brezilyalı'yı. Sizin istemediğiniz adamı biz de istemiyoruz cevabını verdiler. Yoksa Robinho alınmayacak adam mı? Koy bak İspanya ligine nasıl oynuyor! Ama işte değerini düşürdü City yönetimi. Elindeki 42.5 milyon euro'luk (ederi bu mudur o da tartışılır) adamı parlatamadılar. Şimdi haftalık 160.000 paund ödedikleri Robinho'nun Santos'a gitmesi için bu rakamın bir kısmını yine kendi ceplerinden ödemeye hazırlanıyorlar. Santos malı tekrar parlatırsa ne ala! Neymiş yani? Zamanı geldiğinde elindeki mala iyi bir alıcı çıktı mı tutmayacaksın, satacaksın. Tutmaya kalkarsan elinde patlar görürsün!

22 Ocak 2010 Cuma

VAN NISTELROOY HAMBURG YOLUNDA

Van Nistelrooy'u transfer edecek takım 2 hatta 3 kez düşünmeli. Formanızla çıktığı ilk maçta sakatlanıp birkaç ay ya da tüm sezon boyunca sahalardan uzak kalabilir. Ona ödediğiniz para da içinize oturur. Oldukça riskli bir iş 33 yaşındaki golcüyü transfer etmek. Bu yüzden transferi yapma konusunda istekli gözüken Hamburglu yöneticiler de ince eleyip sık dokuyor. Nasıl dokumasınlar ki? Müzmin sakatın 2000 yazında PSV'den M.United'a geçerken dizindeki problem ortaya çıktı ve İngiliz ekibi onu oynatabilmek için yaklaşık 1 yıl bekledi. Real Madrid'de de 2008'in kasım ayında sağ dizindeki problem yine ortaya çıktı ve tüm sezonu kapattı. Bu sezon başında sahalara döndü ama yine sakatlandı ve 6 hafta daha sahalardan uzak kaldı. Şimdi son durumu ne merak konusu. Hamburglu yöneticiler de bunu tam anlamıyla öğrenmeye çalışıyor.

Fotoğraftaki Van Nistelrooy'un menajeri Roger Lindse. Madrid'deki bir kliniğin önünde Marca'nın muhabiriyle görüşüyor. Onlar konuşurken Van Nistelrooy ise Hamburglu bir yönetici ve doktorla birlikte klinikte bir takım testlerden geçiriliyor. Yaklaşık 2.5 saat süren testlerin ardından Hamburglu yöneticiler hiçbir açıklama yapmadan ayrılıyor klinikten. Marca ve As'a göre Hollandalı futbolcuda sakatlıkla ilgili herhangi bir sorun yok. Artık top Hamburglu yöneticilerde. Riske girip transfer edecekler mi yakında öğreniriz.