7 Mayıs 2010 Cuma
UĞUR MELEKE İLE KUPA AFRİKA'DA 2. BÖLÜM
Perşembe öğleden sonra Kupa Afrika'nın 2. bölümü için yine Olimpiyat Stadyumu'nun yolunu tuttuk. Okay Karacan'ın ardından bu haftaki konuğumuz Uğur Meleke idi. Stada vardığımızda bizi bekliyordu. Ama sadece bizi beklese yine iyi. Ekibin diğer yarısı biz vardıktan yaklaşık yarım saat sonra gelebildi. Ekibin diğer yarısı diyorum çünkü geçen hafta 7 kişi olan ekip bu hafta 9'a çıkmıştı. İki kafadar Uğur Karakullukçu (pclionfc) ve Mustafa Özdemir de bize katılmıştı. Onların neden geldiğini az sonra anlatacağım. Hava geçen haftaya göre daha güzel ve çekim için elverişliydi. Her yönden şiddetli esen rüzgar yerini hafif bir esintiye bırakmıştı. Uğur ile birlikte ekibin diğer yarısını beklerken bir topumuz olsaydı diye iç geçirdik. Vardı ama o da beklediğimiz ekipteydi. Neyse diğer arkadaşlar da geldikten sonra hemen kameraları kurup çekime başladık. Yukarıda hazırlık aşamasında görünüyoruz Uğur ile, küs gibiyiz, halbuki kafamızdakileri son kez toparlamaya çalışıyoruz.
Geçmiş dünya kupalarıyla ilgili sohbet ettik, geçen hafta olduğu gibi yine çekim hileleri yaptık, Pele ve dünya kupalarında hakemi aldatmaya yönelik hareketlerde bulunan futbolcularla ilgili dosyaları yayınladık. 3 saat süren çekimlerde aralarda bol bol top da oynadık. Tribünler boş olsa da zemin harikaydı ve taraftar baskısı olmadan çıkıp topumuzu oynadık. Hatta elimde fotoğraf makinasıyla uğraşırken Uğur Meleke'nin diktiği top küt diye kafama indi. Herkes gülmekten yerlerde tabii, :)) allahtan halı saha maçı yapıyorum haftada iki kere de alışığım, beklemediğim topun kafama inmesinin etkisi fazla uzun sürmedi.
Bu haftadan itibaren ARAL'ın katkılarıyla ödüllü bir sorumuz da var. Soru dünya kupasıyla ilgili. Cumartesi 12:15'te başlayacak programda soracağımız soruya cevabınızı kupaafrika@yirmidort.tv adresine bekliyorum. Kaçıranlar için program ve sorunun tekrarı pazar günü 16:15'te. Ödül ise PS3 FIFA 2010 Dünya Kupası oyunu.
Gelelim Uğur Karakullukçu ile Mustafa Özdemir'in neden bize katıldığına. İki arkadaşın bir projesi var. Son derece keyifli, üniversite yıllarında gerçekleştirilebilecek en güzel maceralardan biri. Dünya Kupası boyunca Avrupa'nın 12 ülkesini gezmek istiyorlar. Güzergahı en ince ayrıntılarına kadar hesaplamışlar. Mesela İtalya maç yaparken Roma'da olacaklar ve İtalyanlarla birlikte maçı izleyecek, fotoğraf ve video çekecek, bunları internet sitelerine koyacak, anılarını da bizlerle paylaşacaklar. Tabii bunun için bir miktar paraya ihtiyaçları var. Kendilerine destek verecek biri ya da birilerini arıyorlar. Ben de "biz yapamadık bari gençler yapsın" diyerek elimden geleni vermeye çalışıyorum. Kupa Afrika'da onlardan bu projelerinin detaylarını dinledik, gözlerindeki heyecana tanıklık ettik. Umarım bu hayallerini gerçekleştirebilirler.Kupa Afrika'nın 2. bölümü cumartesi 12:15'te, tekrarı pazar 16:15'te... 3. bölümden itibaren salı akşamları 20:20'de de yayınlanmaya başlayacak.
6 Mayıs 2010 Perşembe
5 Mayıs 2010 Çarşamba
INTER'E RAHAT YOK

Rakip takım otelinin önünde gece vakti huzursuzluk çıkarmak moda oldu. Geçtiğimiz hafta şampiyonlar liginde Nou Camp'ta oynanan maç öncesi Barcelona taraftarları gece Interlilere rahat vermemişti. Mourinho'nun ekibine anlaşılan rahat yok. Yine önemli bir maç öncesi bu kez Roma taraftarlarının tacizlerine maruz kaldılar. Ezeli rakipleri Lazio'nun Inter'e yenilmesiyle öfkeleri daha da artan 100 kadar Romalı dün gece yarısı Inter'in kaldığı otelin önündeydi.
4 Mayıs 2010 Salı
EZELİ RAKİBİM BAŞARILI OLMASIN
Son haftalarda Avrupa'nın dört bir yanında ezeli rakiplerinin şampiyon olmasını istemeyen takımların başkanlarının, taraftarlarının yaptığı açıklamalara denk geliyoruz. Ne diyorlar peki?
Liverpool, M.United'ın şampiyon olmasını,
Lazio, Roma'nın şampiyon olmasını,
Real Madrid, Barcelona'nın şampiyonlar ligi finaline çıkmasını(bunda muradına erdi) ve ligde şampiyon olmasını,
Galatasaray, Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemediğini söylüyor.
İşte ezeli rakiplerinin başarılı olmasını istemeyen birkaç kulüp. Kimileri ben kazanamadım onlar da kazanmasın diyor, kimileri ekonomik sebepleri öne sürüyor, kimileri şampiyonluk sayısında rakibinin kendisini geçmesini istemiyor, kimileri de sırf gıcıklığına rakibinin şampiyon olmasını istemiyor. Peki onların başarılı olmaması için kendileri ne yaptılar bir bakalım? Öncelikle kimseye ithamda bulunmamakla birlikte İngiltere ve İtalya'da dedikoduların alıp başını yürüdüğünü de hatırlatayım!
Liverpool sahasındaki ilk maçı kazansa da M.United'a ikinci maçta kaybederek yarışta kalmasına yardımcı olmuştu. Peki M.United'a darbeyi nasıl vurdular? Geçtiğimiz haftasonunda sahalarında Chelsea'ye kaybederek.
Lazio başkent derbisinde 2 maçta da boyun eğdi Roma'ya. Peki Lazio ezeli rakibine nasıl darbe vurdu şampiyonluk yarışında? Onlar da Liverpool gibi rakibinin şampiyonluk yarışındaki rakibine kaybederek; Inter'e haftasonunda 2-0 yenilerek.
Real Madrid şampiyonlar ligi anlamında hedefine ulaşsa da bunu Inter sayesinde başardı. Ancak ligde iki maçta da kaybederek şampiyonluk yarışında darbeyi yiyen kendileri oldu. Ve şimdi bazı şeyler kendi ellerinde değil, diğer takımlardan medet umar durumdalar.
Gelelim Türkiye'ye! Galatasaray şampiyonluk yarışında 2 maçta da yenildi Fenerbahçe'ye. Şimdi Bursaspor'un şampiyon olmasını istediklerini söylüyor Başkan Polat, bir başka deyişle Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemiyor. Ancak İtalya ve İngiltere'deki benzerlerine oranla daha temiz ve tartışmasız bir mücadele ortaya koydular. İstekleriyle zıt bir görüntü oluştursa da Ali Sami Yen'de Bursaspor ile berabere kalarak Fenerbahçe'nin liderliğe oturmasını sağladılar. Belki işin ucunda lig ikinciliği vardı ama olmasa da -geçmiş yıllarda da örneğine rastladığımız gibi- sarı kırmızılılar aynı mücadeleyi sergilerdi.
Yani neymiş? X ya da Z takımı, her ne kadar başka etkenlerin olduğunu savunanlar olsa da eğer ezeli rakibinin başarılı olmasını istemiyorsan önce kendin ona dur demelisin! Yoksa Liverpool ve Lazio örneklerinde olduğu gibi kafalarda şüpheler doğurursun!
Liverpool, M.United'ın şampiyon olmasını,
Lazio, Roma'nın şampiyon olmasını,
Real Madrid, Barcelona'nın şampiyonlar ligi finaline çıkmasını(bunda muradına erdi) ve ligde şampiyon olmasını,
Galatasaray, Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemediğini söylüyor.
İşte ezeli rakiplerinin başarılı olmasını istemeyen birkaç kulüp. Kimileri ben kazanamadım onlar da kazanmasın diyor, kimileri ekonomik sebepleri öne sürüyor, kimileri şampiyonluk sayısında rakibinin kendisini geçmesini istemiyor, kimileri de sırf gıcıklığına rakibinin şampiyon olmasını istemiyor. Peki onların başarılı olmaması için kendileri ne yaptılar bir bakalım? Öncelikle kimseye ithamda bulunmamakla birlikte İngiltere ve İtalya'da dedikoduların alıp başını yürüdüğünü de hatırlatayım!
Liverpool sahasındaki ilk maçı kazansa da M.United'a ikinci maçta kaybederek yarışta kalmasına yardımcı olmuştu. Peki M.United'a darbeyi nasıl vurdular? Geçtiğimiz haftasonunda sahalarında Chelsea'ye kaybederek.
Lazio başkent derbisinde 2 maçta da boyun eğdi Roma'ya. Peki Lazio ezeli rakibine nasıl darbe vurdu şampiyonluk yarışında? Onlar da Liverpool gibi rakibinin şampiyonluk yarışındaki rakibine kaybederek; Inter'e haftasonunda 2-0 yenilerek.Real Madrid şampiyonlar ligi anlamında hedefine ulaşsa da bunu Inter sayesinde başardı. Ancak ligde iki maçta da kaybederek şampiyonluk yarışında darbeyi yiyen kendileri oldu. Ve şimdi bazı şeyler kendi ellerinde değil, diğer takımlardan medet umar durumdalar.
Gelelim Türkiye'ye! Galatasaray şampiyonluk yarışında 2 maçta da yenildi Fenerbahçe'ye. Şimdi Bursaspor'un şampiyon olmasını istediklerini söylüyor Başkan Polat, bir başka deyişle Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemiyor. Ancak İtalya ve İngiltere'deki benzerlerine oranla daha temiz ve tartışmasız bir mücadele ortaya koydular. İstekleriyle zıt bir görüntü oluştursa da Ali Sami Yen'de Bursaspor ile berabere kalarak Fenerbahçe'nin liderliğe oturmasını sağladılar. Belki işin ucunda lig ikinciliği vardı ama olmasa da -geçmiş yıllarda da örneğine rastladığımız gibi- sarı kırmızılılar aynı mücadeleyi sergilerdi.
Yani neymiş? X ya da Z takımı, her ne kadar başka etkenlerin olduğunu savunanlar olsa da eğer ezeli rakibinin başarılı olmasını istemiyorsan önce kendin ona dur demelisin! Yoksa Liverpool ve Lazio örneklerinde olduğu gibi kafalarda şüpheler doğurursun!
DI MARIA REAL MADRID'DE
Arjantin gazetesi Ole'nin iddiası. Aslında çok bilinmedik bir iddia da değil. Portekiz gazeteleri geçtiğimiz günlerde Benficalı futbolcunun Real Madrid'e yakın olduğunu yazmıştı. Transfer bitti diyorlar. Konuşulan rakam ise 35 milyon euro. Benfica, Rosario Central'a birer yıl arayla önce 6, sonra 2 milyon euro ödemişti. 2 yıl sonrasında kazanacakları rakam şimdi 4 katı. Gerçi Dünya Kupası sonrası göstereceği muhtemel bir iyi performansla değeri daha da artabilirdi. Ancak Real Madrid yönetimi kupa başlamadan önce bir şekilde Benficalı meslektaşlarını ikna etmeyi başarmış. Rakam hiç de fena değil. 22 yaşındaki Di Maria 2008 Olimpiyat altın madalyasını da boynuna takmıştı.Benfica, Arjantin madenini kazmaya da devam ediyor. Şimdi de Boca Juniors'tan hücuma dönük ortasahaya oyuncusu Nicolas Gaitan'ı kadrolarına katıyorlar. Arjantinli milli futbolcuya ödeyecekleri rakam 8.4 milyon euro. 2 sene sonra onu da 3-4 katına satarlar. Hayırlı işler!
3 Mayıs 2010 Pazartesi
6 LİGDE ŞAMPİYONLUK YARIŞI ANKETİ
19 Mart 2010'da başlattığım ve 3 gün süren 6 ligdeki şampiyonluk yarışı anketinin sonuçlarını almamıza az kaldı. 110 tahmin arasından şu ana kadar iddiası devam eden 4 arkadaş var. Bunlar tahminde bulunma sırasıyla, Ömer Onur Çakmak, Agresifkid, MrCool ve BBbond. Söz verdiğim gibi Michael Schumacher imzalı Mercedes GP şapkasını doğru tahmin eden ilk arkadaşa vereceğim. Dolayısıyla bu 4 kişi arasında en şanslı olan Ömer Onur Çakmak. Ömer Onur Çakmak: Fenerbahçe, Barcelona, Inter, M.United, Bayern, Marsilya
Agresifkid: Fenerbahçe, Barcelona, Inter, Chelsea, Bayern, Lyon (matemaktiksel olarak devam ediyor)
Mrcool: Bursaspor, Barcelona, Inter, M.United, Bayern, Marsilya
Bbbond: Bursaspor, Barcelona, Inter, M.United, Bayern, Lyon (matematiksel olarak devam ediyor)
2 Mayıs 2010 Pazar
İNGİLTERE'DE KOMPLOCU VAR MI?
Liverpool deplasmanında 2-0 galip gelen Chelsea şampiyonluğa çok yaklaştı. Maç fazlasıyla puan farkı M.United ile 4'e çıktı. Chelsea maç boyunca üstün oynayan taraftı ancak Liverpoollu Gerrard'ın kalecisi Reina'ya verdiği hatalı geri pas sonrası Drogba'nın topu kapıp 33. dakikada attığı gol tartışılabilir. Çünkü hafta boyunca Liverpool taraftarları arasında maçı Chelsea'ye kaybedecekleri ve böylece ezeli rakipleri M.United'ın 19. lig şampiyonluğuna ulaşıp kendilerini geride bırakmalarını engelleyecekleri konuşuluyordu. Gerrard da bunlara tuz biber ekti şimdi. İngiltere'de Ahmet Çakarlar, Reha Muhtarlar, Gökmen Özdenaklar var mı bakalım?!Buna benzer bir maç da bu akşam İtalya'da oynanacak. Dün Roma'nın kazanıp maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturmasının ardından bu akşam Lazio'nun Inter karşısındaki performansını da merakla bekliyoruz. İtalya'nın komplo teorisyenlerine iş düşecek mi göreceğiz?!
LA LIGA'DA KURAL HATASI
Kural hatası var mı yok mu? La Liga'da da yapalım şu tartışmayı tam olsun. 63'te sarı kart gören Busquets'e hakem 79'da oyundan çıkarken ağır davrandığı için sanki bir sarı kart daha gösteriyor gibi gözüküyor. Ama çıkarmıyor kırmızı kartını. Barcelonalı futbolcular da öyle sanıyor gibi çünkü Puyol da hakeme itiraz ediyor. Görüntülerden edindiğim izlenim bu. Maçı yayında olduğum için izleme imkanım olmadı. Ama hakem Teixeira o kartı Villarrealli Llorente'ye gösterdiğini açıklamış maçtan sonra sanırım. İşin ilginç tarafı El Mundo Deportivo'da da Busquets 2 sarı kart görmüş gibi gözüküyor. Guardiola da "Ben de Busquets'e çıkardı diye gördüm" demiş. Raporuna ne yazdıysa o geçerli olacak tabii ama hakem hata yaptığının farkında sanki ve kıvırmaya çalışmış. Bence kural hatası var, Real Madrid gitsin bunun üzerine.

Yeni video. 22. saniyede hakemin sarı kartı açık bir şekilde Busquets'e gösterdiği görülüyor. Bunun onun ikinci sarı kartı olduğunu geç farkedince de kıvırmaya çalışıyor.
1 Mayıs 2010 Cumartesi
LOUIS VAN GAAL VE FRANK RIJKAARD
Bir tarafta Louis van Gaal, diğer tarafta Frank Rijkaard. Kariyerleri başarılarla dolu iki Hollandalı. Sezonu biri en üst noktada kapatmaya çok yakınken, diğeri ise eli boş noktalıyor. Takımlarının başına bu sezon geçen ikiliyle ilgili birşeyler karalayacağım. Ancak amacım kesinlikle bir yargıya varmak değil. Sadece çok derine inmeden, spekülasyonlara girmeden somut şeylerle ikisini kıyaslamaya çalışacağım.
Louis Van Gaal, Bayern Münih'i 4 gün önce şampiyonlar ligi finaline taşımasının ardından "bugün de" lig şampiyonluğuna ulaştırdı. Her sezon Bundesliga'ya en büyük şampiyonluk adayı olarak başlayan Bayern için bu zafer kuşkusuz, son 14 yıldaki 9. şampiyonluğu olduğunu da gözönünde bulundurursak, sürpriz sayılmamalı. Bundesliga'da diğer 5 şampiyonluğu ise farklı takımlar kazandı; Kaiserslautern, Stuttgart, Werder Bremen, Borussia Dortmund ve Wolfsburg. Yani Bundesliga'da Bayern'in ambargosuna her sezon son verebilecek başka bir takım çıkma potansiyeli oldukça yüksek. Bu sezon da Schalke makus talihine bir kez daha yenilerek o direkten döndü.
Peki her sezon formasını koysanız şampiyonluğun en güçlü adayı olan takıma gelen Louis Van Gaal nasıl bir takım aldı ya da kurdu? Gelen ve giden "önemli isimleri" sayalım. Gelenler; Hamburg'tan Olic, M'Gladbach'tan Baumjohann, Heerenveen'den Pranjic, Stuttgart'tan Mario Gomez, Real Madrid'den Arjen Robben, Zenith'ten Tymoshchuk, altyapıdan da Badstuber ve Thomas Müller... Borowski Bremen'e, Lucio Inter'e, Podolski Köln'e, Baumjohann Schalke'ye giderken, Toni devre arasında Roma'ya, Ottl Nurnberg'e, Sosa Estudiantes'e kiralandı. 8 futbolcu geldi A takıma, devre arasıyla birlikte 7 futbolcu gitti takımdan. 4-5 oyuncu dışında kabuk değiştirdi resmen Bayern Münih. Ancak Louis Van Gaal bu yepyeni takımdan bir lig şampiyonu ve olası bir şampiyonlar ligi şampiyonu yaratmayı başardı. Üstüne üstlük sezona da çok kötü başlayıp ilk lig liderliklerini 24. haftada elde etmelerine rağmen. Yani Hollandalı ikinci bir sezona gerek duymadan başarının altına imzasını attı. Sezonun ilk yarısında zaman zaman tartışılmasına rağmen, sezon sonuna gelindiğinde taraftarının ya da yönetiminin kendisine sabır göstermelerine ihtiyaç duymadığı bir pozisyona ulaştı. Takımın önemli golcülerinden Toni'yi gönderip altyapıdan gelen Müller'i ve yine defans oyuncusu Badstuber'i A takıma kazandırmayı da başardı aynı zamanda. Yönetiminin de doğru kararlar vermesinde, takımı doğru yönetmesinde yardımcı oldu.
Bir diğer Hollandalı'ya bakalım şimdi. Frank Rijkaard 1 sezonu boş geçirmesine rağmen bugünkü Barcelona'nın temellerini atmış teknik adam sıfatıyla geldi Galatasaray'ın başına. Ancak sezon sonuna gelindiğinde mücadele ettiği 3 kulvarda da hüsran yaşadı sarı kırmızılılar. Skibbe ile başlayıp Bülent Korkmaz ile bitirdiği geçen sezona benzer bir performans sergilemiş oldular an itibariyle. Galatasaray'da Bayern gibi kendi liginde son 13 sezonun (bizim ligimizde şampiyon belli olmadığı için bu sezonu saymıyorum) en başarılı takımı. 7 kez şampiyonluk yaşadılar. Bunun dışındaki 6 şampiyonluğu doğal olarak Beşiktaş ve Fenerbahçe paylaştı. Evet iki rakibi de en az onun kadar güçlü bir şampiyonluk adayıdır her zaman ancak formasını koysanız Galatasaray da Bayern Münih gibi şampiyonluğa oynayacak bir takımdır, genlerinde bu vardır.
Peki Frank Rijkaard nasıl bir takım aldı ya da kurdu? Galatasaray'da gelen ve giden "önemli isimleri" sayalım. Gelenler; M.City'den Elano, O.Lyon'dan Keita, A.Madrid'den Leo Franco, Beşiktaş'tan Gökhan Zan, Bursaspor'dan Mustafa Sarp, devre arasında da bonservisiyle Everton'dan Lucas Neill, kiralık olarak M.City'den Jo, Tottenham'dan Giovani, Cska Moskova'dan Caner Erkin... Mehmet Güven ve Yaser Yıldız Manisaspor'a, Ümit Karan ve Volkan Yaman Eskişehirspor'a, Lincoln Palmeiras'a giderken, devre arasında da Nonda ile yollar ayrıldı. 9 futbolcu gelirken, 6 futbolcu gitti takımdan. Nonda dışında aslında Galatasaray'ın üzerindeki yüklerden kurtulduğunu, milli takım futbolcularının yanına iyi isimler de transfer ederek -en azından kağıt üstünde- Süper lig'de ve Avrupa'da başarıya ulaşmasının sezon başında bakıldığında yüksek bir ihtimal olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Uefa Avrupa Ligi ve Türkiye Kupası'ndan elenen Galatasaray'ın "bugün" şampiyonlar ligine katılma şansı da kalmadı. Sezona hem de mükemmel başlamışken -evet sakatlıkların da belki gelinen noktada payı vardır- Rijkaard, sezon sonuna gelindiğinde Almanya'daki vatandaşının aksine taraftarının ve yönetiminin istikrar adına 1 sezon daha kendisine sabır göstermesine ihtiyaç duyduğu bir pozisyona geldi. Yine ne Emre Çolak'ı ne Cem Sultan'ı ne de bir başkasını A takıma monte etti ya da edebildi.
Şimdi Galatasaray camiasının gelecek sezon kendisinden beklediği böyle bir sezonun tekrarlanmaması; Van Gaal gibi yıldızlarıyla, gençleriyle, savaşan isimleriyle takım gibi takım yaratması; takımını doğru yönettiği gibi yönetimine de takımı yönetirken verdiği kararlarda daha fazla yardımcı olması...
Louis Van Gaal, Bayern Münih'i 4 gün önce şampiyonlar ligi finaline taşımasının ardından "bugün de" lig şampiyonluğuna ulaştırdı. Her sezon Bundesliga'ya en büyük şampiyonluk adayı olarak başlayan Bayern için bu zafer kuşkusuz, son 14 yıldaki 9. şampiyonluğu olduğunu da gözönünde bulundurursak, sürpriz sayılmamalı. Bundesliga'da diğer 5 şampiyonluğu ise farklı takımlar kazandı; Kaiserslautern, Stuttgart, Werder Bremen, Borussia Dortmund ve Wolfsburg. Yani Bundesliga'da Bayern'in ambargosuna her sezon son verebilecek başka bir takım çıkma potansiyeli oldukça yüksek. Bu sezon da Schalke makus talihine bir kez daha yenilerek o direkten döndü.
Peki her sezon formasını koysanız şampiyonluğun en güçlü adayı olan takıma gelen Louis Van Gaal nasıl bir takım aldı ya da kurdu? Gelen ve giden "önemli isimleri" sayalım. Gelenler; Hamburg'tan Olic, M'Gladbach'tan Baumjohann, Heerenveen'den Pranjic, Stuttgart'tan Mario Gomez, Real Madrid'den Arjen Robben, Zenith'ten Tymoshchuk, altyapıdan da Badstuber ve Thomas Müller... Borowski Bremen'e, Lucio Inter'e, Podolski Köln'e, Baumjohann Schalke'ye giderken, Toni devre arasında Roma'ya, Ottl Nurnberg'e, Sosa Estudiantes'e kiralandı. 8 futbolcu geldi A takıma, devre arasıyla birlikte 7 futbolcu gitti takımdan. 4-5 oyuncu dışında kabuk değiştirdi resmen Bayern Münih. Ancak Louis Van Gaal bu yepyeni takımdan bir lig şampiyonu ve olası bir şampiyonlar ligi şampiyonu yaratmayı başardı. Üstüne üstlük sezona da çok kötü başlayıp ilk lig liderliklerini 24. haftada elde etmelerine rağmen. Yani Hollandalı ikinci bir sezona gerek duymadan başarının altına imzasını attı. Sezonun ilk yarısında zaman zaman tartışılmasına rağmen, sezon sonuna gelindiğinde taraftarının ya da yönetiminin kendisine sabır göstermelerine ihtiyaç duymadığı bir pozisyona ulaştı. Takımın önemli golcülerinden Toni'yi gönderip altyapıdan gelen Müller'i ve yine defans oyuncusu Badstuber'i A takıma kazandırmayı da başardı aynı zamanda. Yönetiminin de doğru kararlar vermesinde, takımı doğru yönetmesinde yardımcı oldu. Bir diğer Hollandalı'ya bakalım şimdi. Frank Rijkaard 1 sezonu boş geçirmesine rağmen bugünkü Barcelona'nın temellerini atmış teknik adam sıfatıyla geldi Galatasaray'ın başına. Ancak sezon sonuna gelindiğinde mücadele ettiği 3 kulvarda da hüsran yaşadı sarı kırmızılılar. Skibbe ile başlayıp Bülent Korkmaz ile bitirdiği geçen sezona benzer bir performans sergilemiş oldular an itibariyle. Galatasaray'da Bayern gibi kendi liginde son 13 sezonun (bizim ligimizde şampiyon belli olmadığı için bu sezonu saymıyorum) en başarılı takımı. 7 kez şampiyonluk yaşadılar. Bunun dışındaki 6 şampiyonluğu doğal olarak Beşiktaş ve Fenerbahçe paylaştı. Evet iki rakibi de en az onun kadar güçlü bir şampiyonluk adayıdır her zaman ancak formasını koysanız Galatasaray da Bayern Münih gibi şampiyonluğa oynayacak bir takımdır, genlerinde bu vardır.
Peki Frank Rijkaard nasıl bir takım aldı ya da kurdu? Galatasaray'da gelen ve giden "önemli isimleri" sayalım. Gelenler; M.City'den Elano, O.Lyon'dan Keita, A.Madrid'den Leo Franco, Beşiktaş'tan Gökhan Zan, Bursaspor'dan Mustafa Sarp, devre arasında da bonservisiyle Everton'dan Lucas Neill, kiralık olarak M.City'den Jo, Tottenham'dan Giovani, Cska Moskova'dan Caner Erkin... Mehmet Güven ve Yaser Yıldız Manisaspor'a, Ümit Karan ve Volkan Yaman Eskişehirspor'a, Lincoln Palmeiras'a giderken, devre arasında da Nonda ile yollar ayrıldı. 9 futbolcu gelirken, 6 futbolcu gitti takımdan. Nonda dışında aslında Galatasaray'ın üzerindeki yüklerden kurtulduğunu, milli takım futbolcularının yanına iyi isimler de transfer ederek -en azından kağıt üstünde- Süper lig'de ve Avrupa'da başarıya ulaşmasının sezon başında bakıldığında yüksek bir ihtimal olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Uefa Avrupa Ligi ve Türkiye Kupası'ndan elenen Galatasaray'ın "bugün" şampiyonlar ligine katılma şansı da kalmadı. Sezona hem de mükemmel başlamışken -evet sakatlıkların da belki gelinen noktada payı vardır- Rijkaard, sezon sonuna gelindiğinde Almanya'daki vatandaşının aksine taraftarının ve yönetiminin istikrar adına 1 sezon daha kendisine sabır göstermesine ihtiyaç duyduğu bir pozisyona geldi. Yine ne Emre Çolak'ı ne Cem Sultan'ı ne de bir başkasını A takıma monte etti ya da edebildi. Şimdi Galatasaray camiasının gelecek sezon kendisinden beklediği böyle bir sezonun tekrarlanmaması; Van Gaal gibi yıldızlarıyla, gençleriyle, savaşan isimleriyle takım gibi takım yaratması; takımını doğru yönettiği gibi yönetimine de takımı yönetirken verdiği kararlarda daha fazla yardımcı olması...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



