7 Şubat 2009 Cumartesi

BENITEZ-KEANE, ARAGONES-SEMİH


İşte budur reklam kampanyası. Virgin Tren Yolları Şirketi "Liverpool'dan Londra'ya dönüş Robbie Keane'den daha hızlı" diyerek akıllıca bir kampanya başlatmış. 12 sterline 2 saat 7 dakikada Liverpool'dan Londra'ya gidebiliyorsunuz. Sloganı bulan arkadaşa patronundan iyi bir prim gelmiştir buna eminim. Bir prim de aslında Benitez'e yazmak lazım. Bu sloganın ortaya çıkmasını sağlayan kişi O. Keane'ne taktığı ve tekrar eski takımına yolladığı için.

Gerçekten bu İspanyollar başarılı ama bir o kadar da takıntılılar galiba. İngiltere'de olduğu gibi bizim ligimizde de var bir örneği. Şimdi burada Benitez-Torres ile Aragones-Güiza kıyaslaması yanlış olur biliyorum. Buna mağdurlar tarafından yaklaşmak istiyorum. Öncelikle bir tarafta Liverpool'u Şampiyonlar ligi şampiyonluğuna taşıyan Benitez ve İspanya'ya Avrupa şampiyonluğu kupasını getiren golü atan Torres ile diğer tarafta kupayı kazanan İspanya'nın teknik direktörü Aragones ve geçen yılın İspanya gol kralı Güiza'nın olduğunu mağdurlarında Keane ve Semih olduğunu belirtelim. Liverpool'da Torres'in olduğu bir takımda kuşkusuz Keane biraz daha arkada kalmaya mahkumdu. Ama Benitez O'nu FA Cup maçlarında da oynatmadı ve gönderirken de "Bu bizim için bir risk değil" dedi. Ardından da Everton'a elendiler. Liverpool için gol yollarında zorluk çeken bir takım demeyelim hadi çünkü oyun kurguları, anlayışları bunu getiriyor ama oyunun tıkandığı anlarda Gerrard da yoksa takımda işte sorun böyle kupadan elenebilmeniz kadar yıkıcı olabiliyor. Keane'i göndermese ve oynatsa farklı olabilir miydi, neden olmasın! Kuyt'tan sanki çok mu verim alabiliyor? Neticede tercih meselesi diyelim!


Neyse Fenerbahçe'de de Aragones'in takıntısı Güiza. 14 milyon € verdiler ya oynatacaklar, oynatmazlar ve Fenerbahçe kötü bir sonuç alırsa bu sefer bu kadar para verdiniz niye oynatmıyorsunuz olur. Oynatırsınız gol atamaz bu sefer de Semih var, O'nu niye hiç oynatmıyorsun olur. İspanyol'un ikisini bir arada Alex'li, David'li bir kadroda oynatması da zor gözüküyor. Tek söyleyeceğim şey 14 milyon €'luk Güiza büyük bir balondur ve Aragones'in Fenerbahçe'ye kazığıdır. Hiç alınmaması gerekirdi. Güiza'nın hızlı gece hayatı, özel hayatındaki sorunları bu balonu patlatmıştır artık. Bu sezon oynasın bakalım İspanya'da gol kralı olabiliyor muydu Mallorca'da? Geçen sene Ibagaza gibi orta sahada iyi top yapan ve Güiza'yı iyi besleyen bir adam vardı. Güiza'yı gol kralı yapan adamdır Ibagaza. Şimdi Villarreal'de forma giyiyor. Yani Güiza'nın olduğu bir kadroda Semih yedek kulübesine hapsedilemez, her yönüyle Güiza'dan daha faydalı bir oyuncudur. Neyse tercih meselesi diyelim! Ama bir reklam kampanyası da bize lazım. "İstanbul'dan Mallorca'ya deniz seferlerimiz başlamıştır. İlk seferimizde değerli yolcularımıza Daniel Güiza da eşlik edecektir."

ANKET - " EN İYİ SAĞ AÇIK"



* Arda'yı Galatasaray'da Kewell'ı solda düşünerek listeye aldım.

8 Şubat itibariyle önemli bir not: Arkadaşlar kafamdaki 11'i kuruyorum, isteyenler oylamayabilir. Kendime göre en iyileri yazıyor ve sizlere sunuyorum. Lütfen blogları mevcut taraftar sitelerinden, forumlarından, basından farklı tutalım. Takımdaşlık yapmayalım rica edeceğim. Musa Aydın'a çıkıp en iyi sağ açık diyenleri de kaale alamayacağım.

EN İYİ ÖN LİBERO

EN İYİ TANDEM

EN İYİ SOL BEK?

EN İYİ SAĞ BEK?

EN İYİ ELDİVEN?

6 Şubat 2009 Cuma

PENNEARABIATA'YA BÜYÜK ÖDÜL


Arkadaşlar önemli bir başarıya imza attım. Uluslararası bir firma blog'umu Türkiye'deki en iyi futbol blog'u seçmiş. Sizinle paylaşmak istedim. Linki aşağıda. Ama ben dünya çapında bu kadar ilgi olacağını beklemiyordum, büyük bir şaşkınlık yaşıyorum. Burdan bir kez daha bana büyük destek veren eşime, çoğu insan gibi beni blog tutmaya teşvik eden yine eşime ve Aceto'ya, blog camiasında beni listelerine ekleyen ya da eklemeyen herkese, beni dünyaya getiren anneme ve babama, bana okuma yazma öğreten ilkokul öğretmenim Zeynep hanım'a çok teşekkür ediyorum. Burdan bir de mesaj veriyorum; "Peace in World"

BEST FOOTBALL BLOG IN TURKEY

MESUT DOĞRU KARARI VERDİ


Ben de Mesut'un en doğru kararı verdiğine inanıyorum. Aksini düşünenlerin Flying Dutchman'in bugünkü yazısını okumalarını şiddetle öneriyorum. Bu yazının üzerine Mesut Özil'le ilgili ne yazılsa ayıp olur, yanlış hareket olur. Yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

VATAN HAİNİ (!) MESUT

ANKET - "EN İYİ ÖN LİBERO"



* EN İYİ TANDEM?

* EN İYİ SOL BEK?

* EN İYİ SAĞ BEK?

* EN İYİ ELDİVEN?

ŞEVÇENKO EN BÜYÜK HAYALKIRIKLIĞI


milannews.it'in yaptığı bu sezon Milan'daki en büyük hayalkırıklığı kim anketinde Shevchenko oyların %46'sını alarak birinci olmuş. :) Flamini %20 ile ikinci, Senderos %17 ile üçüncü, Boriello %11 ile dördüncü olmuş. Ukraynalı futbolcu tekrar eski takımına dönenlerin eski başarılarını yakalayamadığı görüşünü haklı çıkartıyor. 1999-2006 arası Milan formasıyla 208 maçta 127 gol atmıştı.

BAY ARAGONES SEMİH'E İHTİYACIMIZ VAR


Milli takımın İspanya ile deplasmanda oynayacağı kritik maç yaklaşıyor. Grubu bu iki takımdan biri büyük ihtimalle zirvede tamamlayacak. Ay yıldızlıların bu maçtan puan çıkarması son derece önemli. Bunun için de milli oyuncuların bu maça iyi bir şekilde hazırlanması, formda olmaları gerekiyor. Özellikle de forvet hattındakilerin. Zaten golcü çıkarmakta zorluk çeken bir ülke olarak Semih'in meziyetlerinden Fatih Terim Euro2008'de yeterince yararlanma fırsatı bulmuştu. O'nun İspanya karşısında oynaması çok önemli. Uzun bir sakatlık döneminin ardından iyileşti, oynayabilecek duruma geldi. Artık yavaş yavaş forma şansı bulması gerekiyor. Bursaspor maçı O'nun için biçilmiş kaftandı. Ama Aragones yine müzmin yedeği kulübeye hapsetti. Dede ligde zaten devamlı ilk 11'de sahaya sürdüğü Güiza'yı yine oynatmayı tercih etti. Bazı gazetelerde Aragones'in Semih'i maç içindeki gelişmelerden dolayı oyuna sokamadığı yazılmış. Zaten oyuna sonradan sokmayı beklemeyip ilk 11'de sahaya sürmesini beklerdim. Sanırım vatandaşının Semih'e oranla bu maça daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünmüş. Ama şunu da unutmasınki Semih'e kendisinin eski takımı İspanya karşısında milli takımımızın çok ihtiyacı olacak.

CRISTIANO NEDEN YA DA NEYDEN KAÇIYOR?

5 Şubat 2009 Perşembe

MESUT ÖZİL ARTIK ALMANYA'NIN OYUNCUSU


Almanya Milli Futbol Takımı'nın teknik direktörü Joachim Löw, Werder Bremen'de oynayan Mesut Özil'i, 11 Şubat'ta Almanya'nın Norveç'e karşı oynayacağı hazırlık karşılaşması için 21 kişilik kadroya aldı. Löw "Mesut için zor bir karardı. Bu nedenle biz de Alman Milli Takımı adına oynamaya kesin karar verene kadar beklemek istedik. Kendisiyle cuma günü yaptığımız bir telefon görüşmesinde kesin olarak Alman Milli Takımı adına sahaya çıkmak istediğini söyledi" dedi. Bu nedenle kendisini ilk kez Norveç maçı için kadroya almaya karar verdiklerini ifade eden Löw, Mesut ile orta saha için perspektifi büyük olan bir oyuncuyu kazandıklarını kaydetti. Mesut ile yapılan anlaşmanın ayrıntılarının da pazartesi günü Frankfurt'taki Alman Futbol Federasyonu'nun merkezinde görüşüldüğü bildirildi. Werder Bremen'in menajeri Klaus Allofs, Mesut'un kararının bir sürpriz olmadığını ifade ederek, "Mesut'un düşüncelerini çok önceden biliyorduk ve Alman Futbol Federasyonu'nda kalacağına emindik. Alman milli takımında yerini bulacağına inanıyorum" diye konuştu.

ANKET- "EN İYİ TANDEM?"



* EN İYİ SOL BEK?

* EN İYİ SAĞ BEK?

* EN İYİ ELDİVEN?

İNGİLTERE'DE ITV SAKANDALI


Everton'lı Dan Gosling 118. dakikada Liverpool'u yıkan golü atarken ITV izleyicileri bu reklamı izliyormuş. FA Cup'ın yayın bedeli 275 milyon £. Yayıncı kuruluş sanırım çok sıkıcı geçen maçın arasına penaltılara gidilmeden önce bir reklam daha çakayım diye düşünmüş. Ve ITV karşısındaki milyonlarca insan reklamların ardından Everton'lı futbolcuları yerde sevinç yumağı halinde görmüş. Tam bir skandal. Bitiş düdüğünden sonra stüdyoda oturan spiker Steve Rider "Liverpool kupanın dışında. Golü canlı olarak izleyemediğiniz için özür dileriz. Bla bla bla!" demiş. Adamın günahı olmadığı halde Rider'ın yediği küfürleri halen duyabiliyorum. Allah'ım benden de talihsizi varmış. Bir süre sonra size daha önce de anlattığım gibi ITV yetkilileri de muhtemelen televizyonculuktaki en kolay yolu tercih etmiş ve "Teknik bir problemden dolayı maç yayınını kesmek zorunda kaldık. Bu yüzden çok özür diliyoruz." demiş. Ben yine de ITV gibi bir televizyonun böyle bir hataya düşmeyeceğine ve bunun bir talihsizlik olduğuna inanıyorum. Buna benzer bir olay da Euro2008'de Almanlarla oynadığımız maçta Avusturya televizyonunda yaşanmıştı. Yayın 17 dakika gidince tv başındakiler Klose'nin bize attığı golü izleyememişti. Hatırlarsanız özel kanallar da ilk zamanlar top taca çıkınca bile reklama giderlerdi. Az küfretmezdik.


Bu arada maç içinde Liverpool taraftarları sahaya çok ilginç bir madde attı. Yumak haline getirilmiş çorap. Everton'lılara gönderme yapıyorlarmış onlara "çorap hırsızları" diyorlarmış. Söylenene göre hırsızlık yapan Kirkby semtinde yaşayan bazı insanlar araba çalarken parmak izlerini saklamak için ellerine çorap geçiriyormuş. Kirkby, Everton'ın yeni stadyumunun inşa edilmesinin planlandığı yer.

SEMİH'İN ALMANYA'YA ATTIĞI 2. GOL

Tarih: 25 Haziran 2008
Yer: İsviçre'nin Basel şehri
Stad: St.Jakop Park
Maç: Türkiye - Almanya yarı final maçı

Tarihi bir gün, Türkiye'de, Almanya'da ve Basel'de nefesler tutulmuş bu maç bekleniyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren stadyumun çevresine canlı yayın arabaları yerleşti ve yayınlara başladık. Maç başlayana kadar 10'un üzerinde yayın yapmışımdır. Sonra tatlı bir yorgunlukla stadın yolunu tuttuk. Muhabir arkadaşım Alp'le yerimizi maç başlamadan yaklaşık 10 dakika önce aldık. Ama baktıkki bizim koltuk sahayı çok köşeden görüyor. Kalktık daha ortalarda bir yere geçtik, sonra sahibi geldi, kalktık bir sıra üste geçtik oranın da sahibi geldi. Tekrar bir sıra üste derken kendimizi Alman bir grubun içinde bulduk. Ve maç daha da anlam kazandı bizim için. Bir onlar atıyor bir biz, bir onlar seviniyor bir biz. Son gülen onlar oldu ama Lahm'ın golünden önce Semih'in attığı harika gol onları bir hayli korkutmuştu. Ben ve Alp bu golden sonra sevinçten neredeyse üstlerine atlayacaktık Almanlar'ın. Sesi sonuna kadar açıp izlemenizi öneririm...

video

* Philip Lahm'ın attığı Almanlar'ın 3.golü çok yakında!

4 Şubat 2009 Çarşamba

NADAL İSPANYA'YA DÖNDÜ



Bunlar da içinde öpüşmenin geçtiği ama haber niteliği taşıyan fotoğraflar, bilmem anlatabildim mi?

REAL BETIS ANTRENMAN TESİSLERİ


Antrenman sahasını çevreleyen duvara rağmen Betis taraftarları idmanı takip etmeye çalışıyor. Teknik direktör Chaparro'nun yasağına yakalanmışlar. Betis lige iyi başlamıştı ama son 9 haftada sadece 5 puan toplayınca Chaparro olağanüstü hal ilan etmiş.

ACETO BALSAMICO'YA KARŞI ROERO ARNEIS 2008


Sevgili Bülent blog'unda 6 ligin şampiyonunu bilene bir şişe Aceto Balsamico veriyormuş. Ben de yazdım favorilerimi. Yalnız cevapların birçoğu birbirine yakın ve makul. Eğer çoğunluk kazanırsa vay Bülent'in haline. Aceto Balsamico'nun fabrikasıyla anlaştıysa bilemem ama aksi halde iflas ettiği andır. Aceto'nun bu yarışmasını duyan(!) Genova yakınlarındaki ünlü İtalyan şarap markası The Enoteca Regionale Del Roero da Antonio Cassano'ya 365 şişe(gün başına 1 tane) Roero Arneis 2008 adlı şaraplarından yollama kararı almış. Şirket yetkilileri en iyi şaraplarından biri olarak gösterdikleri Roero Arneis 2008'in Cassano tarafından tanıtımının çok iyi yapılacağına inandıklarını söylemiş. Bilmem kaç bin tane kadınla yatmış olabilir de adam otobiyografisinde "sigara ve alkol içmediğini" söylemiş. Zorla alkolik yapacaklar Cassano'yu heralde.

MUTLU KEANE AİLESİ


Uzun zamandır Keane'i böyle mutlu görmemiştik. İyi oldu O'nun adına Tottenham'a dönmesi. Benitez'le yıldızları barışmadı. Pazar günü Londra derbisi var. Arsenal'de Arshavin, Tottenham'da Keane'i izlemek iyi olur. Ama Keane'in iple çektiği maç eminimki Liverpool karşılaşmasıdır. 2 hafta sonra Anfield'da Benitez'e karşı intikam maçı var.


Keane'in eşi Claudine de çok mutluymuş. Söylendiğine göre Steven Gerrard'ın karısı Alex'le hiç anlaşamıyorlarmış.

PODOLSKI-PIXEL


Köln kulübünün akıllı pazarlamacıları var. 10 milyon €'ya Bayern Münih'ten tekrar kadrolarına kattıkları eski futbolcuları Podolski'nin maliyetini çıkarmak için iyi bir yöntem bulmuşlar. Köln'ün resmi sayfasına giriyorsunuz ve 25 €'ya bir pixel satın alarak hem reklamınızı yapıyorsunuz hem de kulübe ufak bir katkıda bulunuyorsunuz. Toplam 400.000 pixel var. Pixel'lerde reklamlar çoğalıyor çoğalıyor ve göl oluyor. Jack Wolfskin 9000 €'yu bastırıp 360 pixel'i kapatmış. Transfer yapan Türk takımlarına duyurulur.

* Fenerbahçe taraftarı da 100. yılda böyle bir uygulamaya gitmiş. Tebrik ediyorum bu akıl dolu girişimleri için. Unutmuşum hatırlatan arkadaşlara teşekkürler. Ama yukarıdaki uygulamanın bir futbolcunun transfer ücretini çıkartmak için kulübün resmi yayın organı tarafından yapıldığını belirtmekte bir kez daha fayda görüyorum.

İNSANLAR ÇİFT DOĞAR DERLERDİ DE İNANMAZDIM


BLOGGER'LARA SESLENİYORUM


BUGÜN BAZI İNTERNET SİTESİNDE ARDA TURAN'IN ESKİ KIZ ARKADAŞIYLA EV ORTAMINDA ÇEKİLMİŞ SAMİMİ FOTOĞRAFLARI YAYINLANDI. BUNUN HABERCİLİĞİN HİÇBİR TÜRÜYLE BENCE İLGİSİ YOKTUR, ELLERİNE DE HİÇBİR ŞEY GEÇMEYECEKTİR. BİR İNSANIN ÖZEL HAYATINA BU KADAR GİRİLMEZ. ARDA'NIN ESKİ KIZ ARKADAŞI DA ZOR DURUMDA BIRAKILMIŞTIR. BU FOTOĞRAFLARI BASINA SIZDIRAN VE BUNLARI YAYINLAYANLARI KINIYORUM. BURADAN TÜM BLOGGER'LARA SESLENİYORUM; SİZDEN RİCAM BU FOTOĞRAFLARIN YAYINLANMASINI KINAMANIZ.

SAYGILAR


* ARDA TURAN'DAN ZORUNLU AÇIKLAMA

PATO / STEPHANY


Milan'ın genç Brezilya'lısı Pato attığı golleri, tribüne yukarıdaki gibi kalp işareti yaparak sevgilisine armağan ederdi. Haftasonunda Lazio maçında attığı golden sonra tepkisiz kalmıştı. Meğersem Pato güzel sevgilisi Stephany'den ayrılmış. Brezilya'lı bunun üzüntüsünü yaşıyordur mutlaka. Ama İtalyan basını bununla pek ilgilenmiyor; "Pato gol atmaya devam ettiği sürece sorun yok" diyorlar.

ÇOCUKLUK HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK


Yanındakiler birilerine benziyor ama çıkartamadım bir türlü. Hele solundaki birisine inanılmaz benziyor.

ANKET - "EN İYİ SOL BEK"



ANKET - "EN İYİ SAĞ BEK"

ANKET - "EN İYİ ELDİVEN"

FLORENTINO REAL MADRID'İ HAKEDİYOR


Real Madrid'in zor zamanlarının teknik adamıdır Capello. Marca İtalyan teknik adamla özel bir röportaj yapmış. Bölüm bölüm yayınlayacaklar bu röportajı. Birçok konuda sorular sormuşlar ve çok samimi yanıtlar almışlar. İlk bölümde Capello'nun Real Madrid'de yaklaşan başkanlık seçimi ile ilgili görüşleri var. Capello "Florentino Real Madrid başkanlığını hakeden birisi. Takımı başkanlık yaptığı günlerde yaptığı transferlerle dünyanın zirvesine taşımayı başarmıştı." demiş. İtalyan hoca 1996-97 ve 2006-07 sezonlarında Real Madrid'i çalıştırmış ve her iki dönemde de şampiyonluk yüzüğünü parmağına takmıştı. 96-97 sezonunun ardından Capello görevi kendi bırakırken, 2006-07 sezonundan sonraysa kulüp görevine son vermişti. Camiada mutlaka görüşlerinin önemi büyüktür. Ancak bu açıklamalar ilk bakışta Florentino'nun seçim kampanyasının bir ürünü gibi gözükse de Capello'nun daha önce görev yaptığı dönemlerde Florentino ile çalışmadığını belirtelim. Hatta Marca, 2006'nın başında Florentino'ya Capello'yu getirip getirmeyeceğini sormuş, "Hayır Juventus'la önümüzdeki sene de anlaşması var. Orada devam edecek" cevabını almıştı. Florentino'nun ardından göreve gelen Ramon Calderon ise Capello ile anlaşmış Real Madrid'i şampiyon yapmasından sonraysa İtalyan'ın görevine son vermişti.

3 Şubat 2009 Salı

ARSENAL'Lİ ARSHAVIN'İN İLK KARELERİ - 23 NUMARA

İşte 32 günün ardından Arsenal'in 17 milyon paund'a kadrosuna kattığı Arshavin'in 23 numaralı ilk görüntüleri...


video

PREMIER LİG EKONOMİK KRİZ DİNLEMEDİ


İngiliz kulüpleri ara transfer döneminde 175 milyon paund harcadı. Ekonomik krize rağmen geçen yıla oranla transfer harcamalarında 25 milyon paundluk bir artış olduğu görülüyor. Premier lig kulüpleri arasında 105 milyon paundluk transfer alışverişi yaşanmış. 70 milyon paund ise yurtdışından yapılan transferlere ödenmiş. En aktif kulüpler ise Tottenham ile M.City takımları. City 50 milyon, Spurs 45 milyon paund harcadı. Ocak ayında 10 milyon paund ve üstü 7 transfer yapılmış. Bundan önceki 6 senede değeri 10 milyon paund ve üstü olan sadece 6 futbolcu transferi gerçekleştirildiğine bakıldığında bu yıl kulüplerin ne kadar cömert davrandıkları da ortaya çıkıyor. Premier Lig Avrupa'nın diğer 4 büyük ligine de açık fark atmış durumda. İşte bundan önceki ara transfer dönemlerinde İngiltere'de harcanan rakamlar;

2008'de 150 milyon paund
2007'de 60 milyon paund
2006'da 70 milyon paund
2005'de 50 milyon paund
2004'te 50 milyon paund
2003'de 35 milyon paund


20 milyon paunda Liverpol'a gelip 6 ay sonra 12 milyon paunda Tottenham'a geri dönen Robbie Keane ile ilgili rakamlar da ilginç.

* 28 maçta 7 gol atan Keane'e gol başına 1.1 milyon paund ödenmiş oldu.
* 1578 dakika sahada kaldı. Dakikası 5070 paund'a bedel.

14 milyon euro'ya gelen Güiza'nın rakamlarını size bırakıyorum.

ANKET - "EN İYİ SAĞ BEK"



Anket - En İyi Eldiven

* Heralde Petkovic bugünden sonra ankette üst basamaklara yerleşir. Galatasaray maçında Arda, Ümit Karan ve Yaser'in penaltılarını kurtardı. Sivasspor kupada yarı finalde. Tebrikler!

Hakan Ünsal: "Petkoviç iyi bir kaleci değil ama bugün günündeydi."
Maçın ardından yaptığı değerlendirmesinden...

ANILAR - 5 "RADYODA MAÇ ANLATMAK"


Bugün nedense üzerimde çok büyük bir ağırlık var. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Havadan mı bilmiyorum ama bir sıkıntı var içimde. Blog bana bakıyor ben blog'a. Her pazartesi ya da salı alışmışım medya dünyasındaki anılarımı yazmaya. Yazarken o günleri tekrar hatırlamak, gülmek, gülümsemek, bunun karşılığında güzel tepkiler almak, yorumlar duymak çok güzel. Radyodan maç anlattığım dönemle ilgili komik bir anım var, yazmak istiyorum ama elim klavyeye bir türlü gitmiyor. "Hayırlara yorayım" diyorum ve ittire ittire basmaya başlıyorum klavyenin tuşlarına.

2005 Ağustos'unda askerden döndükten sonra lig başlıyor ve NTV Radyo'dan maçları yayınlanmaya başlıyoruz. Benim adıma güzel bir gelişme. Maç spikerliği benim bu mesleğe atılmamdaki 1 numaralı sebeptir. Kriket maçı da olsa farketmez önüme bir maç koyun yeterki ne olursa olsun anlatmayı çok severim. Tutkum, hırsımdır. Habertürk haber yayıncılığına ağırlık verdiği, rotasını habercilik haritası üzerinde çizdiği için bana bir süre daha beklemek düşüyor. Neyse sapmayayım ben de Habertürk gibi rotamdan ve konuya döneyim. Bu arada askere gitmeden önce NTV'de WNBA(NBA Bayanlar) maçları da yayınlanıyordu. Haftada bir verilen maçları Osman Sakallıoğlu eski bayan basketbolcu Derya Özyer'le birlikte anlatıyordu. Ben askerlik için işi bırakmadan önce Osman da yıllık izni aradan çıkarayım dedi. O gidince şampiyonu belirleyecek play off maçlarından birini anlatmak da bana kaldı. Osman da olmasa benim maç anlatmaya başlama zamanım daha geç olacaktı heralde. (Bakınız Blog Dünyası'ndaki İlk Yazım) İşin benim için daha ilginç yanı, hayatımda basketbol maçı hiç anlatmamışım, NBA maçı hem de WNBA hakgetire ve üstüne üstlük o gün yorumcu Derya Özyer de yok, hem de maç cumartesi gecesi 23:00 gibi herkesin isterse izleyebileceği makul bir saatte. Allah'a şükür kazasız belasız bitirdim. Dedim ya farketmez ne olursa olsun maç anlatmayı çok severim. Benim için çok güzel bir tecrübe olmuştu bu da.

Efendim askerden döndükten sonra radyoda maç anlatmaya başladım. Sağolsun Fuat Akdağ çok beğeniyor anlatımımı her hafta 3 büyüklerin 1 ya da 2 maçını bana yazıyor. İstanbul'daki maçları anlatmak için stada gidiyoruz, deplasman maçları içinse şirkette geniş ekranlı bir tv karşısına geçiyoruz. Çoğu radyo bu uygulamayı seçer, bilen bilir. Hatta 2005-2006 sezonunun son haftasında dönüşümlü olarak ben Ali Sami Yen'de Galatasaray-Kayserispor maçını anlatırken, Okay Karacan da şirkette Denizlispor-Fenerbahçe maçını anlatmıştı. Gurura bak. Bir zamanlar Halit Kıvanç'lar, Tansu Polatkan'lar, Orhan Ayhan'larla birlikte maç anlatmanın hayalini kuran ve gerçekleştiren Okay Karacan'la bu kez ben hayalimi gerçekleştiriyorum. O tarihi günü (lig açısından) şimdi anlatmaya gerek yok. Heyecan fırtınasının içine Okay ağabeyle birlikte mikrofon başında bırakmıştık kendimizi. O benden 16 ya da 18 dakika daha uzun anlattığı için fırtınayla daha çok başetmek zorunda kalmıştı; sonrasında ise Ali Sami Yen'de ben. :)

Gelelim bu radyo işinde başımdan geçen komik olaya. Canlı yayın büyük risktir bunu her defasında söylüyorum. Ama riskin bu yönüyle de tanışacağım aklımın ucundan geçmezdi. Böyle bir olay da heralde benim gibi talihsiz talihli bir adamın başına gelirdi. Turkcell Süper Lig'de 2006-2007 sezonu. Ligin ilk haftaları oynanıyor. Maslak'taki binamızdan tv başında Beşiktaş'ın deplasmanda Denizlispor'la oynadığı maçı anlatıyorum. Ama o an ben sözüm ona Denizli'deyim. Yani dinleyicilere Denizli'deyim demesem de değilim de demiyorum :) Önümde notlarım hazır, maçın duraksağı anlarda serpiştiriyorum aralara. Ama Ligtv yayınında bir sıkıntı var o gün. Bu sıkıntı genel mi yoksa sadece bizim şirketteki yayından mı kaynaklanıyor bilmiyorum. Maçın başında ben hararetli bir şekilde kendimi kaptırmışken olan oluyor. Yayın tak diye gidiyor. Tv karardı, bana kal geldi. N'apıcam? Hemen yanımda oturan yayını açan arkadaşım devreye giriyor ve sözüm ona teknik bir aksaklıktan dolayı yayını merkezden devralıyor.

- Değerli dinleyiciler Denizli bağlantımızla ilgili bir sorun var. Giderdikten sonra tekrar Ali Okancı'ya döneceğiz.
diyor. Ben de yanında sırıtıyorum. İki dakika sonra maç yayını tekrar geliyor benim önümdeki televizyona. İşte asıl trajedi o an başlıyor benim için. Sağ üst köşedeki skora bakıyorum, 0-0 yazıyor. Ben de hemen patlatıyorum lafları;

- Sevgili dinleyiciler sizinle olmadığımız dakikalarda Denizli'de önemli bir pozisyon olmadı. 7. dakika mücadele 0-0 devam ediyor. Şimdi Denizlispor yarı sahasının ortalarında sağ çizginin yaklaşık 1 metre uzağında Delgado topla buluştu.
diyorum ve o da ne! Nasıl yani? Bir de ne göreyim! Skor biranda değişti. Denizlispor 0 - 1 Beşiktaş oldu. Aman Allahım nasıl olur? Kim attı golü? Pası kim verdi? Atak nasıl gelişti? Nasıl bir gol oldu? Bu soruların hiçbirine verebilecek bir cevabım yok. Görmemişimki golü, bilmiyorum. Hemen interneti açtırıyorum arkadaşlara. Gökhan Zan atmış 6. dakikada. Hadi ilk sorunun cevabını öğrendik ama ya pası kimin veriği, atağın nasıl geliştiği, golün nasıl olduğu soruları! "Tamam Ali bu kez tuttun" diyorum içimden. O kısa sürede bir yandan maçı anlatmaya devam ediyorum, çenem çalışıyor durmadan bir yandan da durumu nasıl toparlayacağımı düşünüyorum. Aksiliğe bakki o gün de Ligtv vermiyor ilerleyen dakikalarda golün tekrarını bir türlü. Aklıma gelen fikrin en iyisi olduğuna kanaat getiriyorum. Golü araya bir yere yedireceğim. Aradan 10 dakika geçiyor ben hiçbir şey yokmuş gibi anlatmaya devam ediyorum. Ve benim için maçı yeniden başlatan dakika ve cümle geliyor.

- Eveeet değerli dinleyiciler maçta 17. dakika Beşiktaş Denizlispor deplasmanında 6. dakikada Gökhan Zan'ın attığı golle 1-0 önde. Golün dışında mücadelede önemli bir pozisyon yok. Denizlispor beraberlik golü için şimdi yarı sahasından atak başlatma çabasında. Kratochvil sağ kanada doğru yuvarladı meşin yuvarlağı. Az önce de söylediğim gibi Beşiktaş'ın 6. dakikada Gökhan Zan'la bulduğu golle (bulduğu golle yalnız hani kafayla mı attı, ayakla mı attı belli değil) 1-0'lık üstünlüğü devam ediyor.

Öyle gitti maç. 90.dakikada Delgado bir gol daha attı ve Beşiktaş 2-0 kazandı. Benim için de bugün sizlere anlatmamın nasip olduğu bir başka traji-komik anı olarak blog'umdaki yerini aldı. Umarım bu kasvetli ve karamsar salı gününde yüzünüzde ufak da olsa bir tebessüm yaratmayı başarmışımdır. Sağlıcakla kalın!

2 Şubat 2009 Pazartesi

GÜLE GÜLE SAGNOL

Fransız futbolunun yetiştirdiği en iyi sağ bek kim diye sorsanız cevabım hemen Willy Sagnol olurdu. Hücuma verdiği destek, yaptığı iyi ortalar modern zamanların sağ bekleri arasında en iyiler listesine girmesini sağlamıştı. Bir iddiaya göre Philip Lahm'ın mutlaka 11'de oynamasını isteyen Uli Höness'in Sagnol'un kesilemeyeceğini anlayınca Lahm'ı diğer kanata yani sol beke yerleştirttiği söylenir. İşte Lahm'ın belki de bulunduğu noktaya gelmesinde dolaylı yoldan katkısı olan Sagnol kaderin bir cilvesi olarak futbolu erken bırakmak zorunda kalanlar arasına katıldı. Bayern Münih'te yaklaşık 10 yıldır forma giyen Sagnol 31 yaşında futbolu bıraktığını açıkladı. Euro 2008'de Fransa milli takımının kadrosunda yer alan Sagnol aşil tendonunda yaşadığı sakatlıktan dolayı başka bir çaresinin olmadığını söyledi. Bu sezon Bayern formasını hiç giyememişti. Doktorların ellerinden gelenin en iyisini yaptığını söylüyor Sagnol. Hergün acı çektiğini yürümekte bile zorluk çektiğini belirtiyor. Eski kulübü Monaco'ya dönerek spor direktörlüğü yapacağı söyleniyor. Yolun açık olsun Sagnol!



FAUBERT VE DI STEFANO

Faubert için imza törenine geleneksel olarak Di Stefano da katıldı. Dikkatimi çeken efsanenin Fransız futbolcuya attığı ilginç bakış. Kim bu ya der gibi bakıyor. Adam alışmış Figo'lara, Ronaldo'lara, Zidane'lara, Beckham'lara. Gerçekten de kim bu ya, yani biliyoruz da ne işi var Real Madrid'de? Nerde Perez, gelsin biran evvel kurtarsın bu zibidilerden Madrid'i!


SLUMDOG MILLIONAIRE


*Az da olsa spoiler içerir.

Methini duymuşsunuzdur zaten yeterince. Dün izledim, kaçırılmaması gereken bir film. Dünya'nın Amerika'nın dışında kalan kısmında çok daha güzel filmler çevrildiğine inanmışımdır her zaman. "Milyoner Kenar Mahalle İti" de onlardan biri. Girdiği hiçbir yarışmadan eli boş dönmemiş zaten. Basit ama akıllıca işlenmiş bir senaryoya ve karakterlere uygun seçilmiş bir oyuncu kadrosuna sahip. Türkiye'de de Kenan Işık'ın sunduğu "Kim 500 Milyar İster" yarışma programının Hindistan versiyonunun etrafında dönen bir hikaye. Yarışmayı sunan Anil Kapoor ödüllü aktörlerden. O'nun oynadığı karakteri izleyince kafanızda Kenan Işık'la ve yarışmasıyla ilgili tüm fikirler değişebilir. Vermek istediği olgunun yanında yarışma programlarıyla ilgili insanın kafasında "acabalar" da yaratıyor. Var Mısın Yok Musun'u da yeni bir bakış açısıyla bundan sonra takip edebilirsiniz. Türkiye'de 27 Şubat'ta gösterime girecek.

ANKET "EN İYİ ELDİVEN?"

PANUCCI VE QUARESMA


Panucci Roma'nın Şampiyonlar Ligi kadrosuna da alınmadı. Bir önceki haftasonu oynanan Napoli maçında yedek bırakıldığını öğrendikten sonra teknik direktör Spaletti ile kavga edip kadro dışı bırakılmıştı. İngiltere'nin Hull City takımı haftasonunda devreye girmiş ama transferi gerçekleşmemişti. 35 yaşındaki futbolcunun transfer döneminin bitmesine saatler kala başka bir takıma gitmesi imkansız gibi gözükse de Udinese lafları dolaşıyor.

25 kişilik liste şöyle;
Kaleciler: Artur, Doni, Julio Sergio, Pipolo
Defans: Cassetti, Cicinho, Diamoutene, Juan, Mexes, Motta, Loria, Riise, Tonetto
Ortasaha: Aquilani, Brighi, De Rossi, Felipe, Perrotta, Pizarro, Taddei
Forvet: Baptista, Montella, Menez, Totti, Vucinic

Jose Mourinho da vatandaşı Quaresma'yı kadronun dışında bıraktı. İyi olmuş, günahım kadar sevmem çakma C.Ronaldo'yu. Artist ayağına topu aldığı zaman illa bir hareket çekecek rahat duramıyor. O'nun da Tottenham'a verileceği söyleniyor Jermaine Jenas'ın transferine karşılık olarak. Gitsin İngiltere'ye de versinler ayağını eline diycem ama ekmek parası bu dilim el vermiyor demeye.

FOTOROMAN "NORVEÇ 1 - 2 TÜRKİYE"

Norveç ile Oslo'da oynadığımız ve 2-1 kazandığımız karşılaşma öncesi hava buz gibiydi. Maç esnasında Türk güvenlik birimleri yasadışı örgütlerin eylem yapabileceği ihbarını almışlar, federasyonumuzu bilgilendirmişlerdi. Bizim federasyon da Norveç Futbol Federasyonu'na bunu iletmiş, "böyle birşey olursa sizi sorumlu tutarız" demişlerdi.

Norveç Futbol Federasyonu, Norveç taraftarlarına tahsis edilen bölüm için Türk ismi olan kişilerin maç bilet taleplerini geri çevirmişlerdi. Stad girişinde 2 denetim noktası oluşturmuşlar, siyasi söylem içerir korkusu ile üzerinde yazı olan hiçbir pankarta müsaade etmemişlerdi. Kale arkasındaki Türk taraftarlara tahsis edilen bölüme, bu maça özel demir parmaklıklar yaptırmışlar ve monte etmişlerdi. Demir parmaklıkların daha yukarısına ise sahaya yabancı madde atılmasını önlemek için fileler eklemişlerdi. Giriş esnasında bendeki bayrağa güvenlikçiler el koymuş, dakikalar süren tartışmalara rağmen HAYIR cevaplarını degiştirmemişlerdi. Maç için Londra'dan gelen Demirsporlu arkadaşım Selahattin'in video kamerasına da müsaade etmemişlerdi. İstanbul'dan gelen Demirsporlu arkadaşım Kerem ise bir yolunu bulup bizim paçalı mavi lacivert ve üzerinde Adana Demirspor yazan pankartı içeri sokmayı başarmıştı. Eskişehirspor'lu arkadaşlar da bir yolunu bulup pankartlarını içeri sokmuşlar ama daha maç başlamadan açmaya çalıştıklarında güvenlikçiler el koymuştu.


Bizlerse uygun bir zaman bekliyorduk. İlk devre bitmişti. İkinci devre başlayınca pankartımızı açmaya karar vermiştik. Bu arada elleri donmak üzere olan Norveçli kameraman arkadaşa yedekteki eldivenimizi vermiştik.

Bundan sonra olaylar şöyle gelişti...


Ve polis olaya müdahale eder...





by Kebabman

1 Şubat 2009 Pazar

GÜNÜN FOTOĞRAFI


Bir bu kalmıştı. Araplar bisiklet yarışları da düzenlemeye başlamış. Fotoğraf 2009 Katar Bisiklet Turu'ndan.

- Aaa bakmayın sakın bakmayın. Bizim herif baktığımızı görürse öldürür valla bizi. Ne o öyle daracık şeyi giymiş!

NADAL'DAN SONRA TORRES


Bugün kesinlikle İspanyolların günü. Öğle saatlerinde Avustralya Açık'ta şampiyonluğa ulaşan Nadal'ın ardından akşam saatlerinde ise bir başka İspanyol çıktı sahneye. Fernando Torres Liverpool'un Chelsea'yi 2-0 mağlup ettiği kritik maçta 89 ve 90. dakikalarda golleri atan isim oldu. Sakatlıklardan dolayı ekim ayından bu yana ligde gol atamıyordu. Lider M. United hem bir maçı eksik hem de Liverpool'un 2 puan önünde.


Lampard 60. dakikada kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Scolari hakem Mike Riley'e çıkışmış maçın ardından. "Hakem pozisyonu tv'den birkez daha izlesin. Belki o zaman gösterdiği kartın ne kadar haksız olduğunu anlar ve geri çeker. Böylece biz de Lampard'ı bir dahaki maçımızda oynatabiliriz" demiş. M.United'ın 5 puan gerisinde kaldılar, 1 maç da fazla oynadılar.


Zavallım Robbie Keane de böyle giderse paslanacak, maçı tribünden izledi. Benitez son 3 maçta 2. kez O'nu kadroya almadı. İrlanda'lıya ihtiyaçları yok gibi gözüküyor, adama sormazlar mı "ne diye 20 milyon paund verdirdin madem oynatmayacaktın?"

MOURINHO YİNE DELLENDİ


Inter'de işlerin yolunda gitmediği belli. Bunun fotoğrafını 3 haftadır Mourinho veriyor. Atalanta yenilgisi sonrası oyuncularına "hepiniz bok yığınısınız" diye bağıran, geçen hafta Sampdoria maçını zar zor 1-0 kazanan ve o maçta hakemle dadaşıp kırmızı kartla tribüne gönderilen Mourinho bu hafta da sahalarında aldıkları 1-1'lik Torino beraberliği sonrası yine dellendi. Juventus'un yenildiği haftada puan farkını 9'a çıkarma fırsatını teptiler.

NADAL HAKETTİ, FEDERER GÖZYAŞLARI DÖKTÜ


İspanyollar kazanmaya devam ediyor. Sporun bir çok dalında başarılı bir nesil yarattılar. Futbolda, basketbolda, motorsporlarında, teniste şampiyonluk üstüne şampiyonluk yaşıyorlar. Son şampiyon Rafael Nadal oldu. 2 gün önce vatandaşı Verdasco'yu 5 saat 14 dakikalık rekor sürede tamamlanan maçta yenmiş ve 2 numara Roger Federer'in karşısında finale çıkmıştı bugün. Federer yarı final maçını Nadal'dan 1 gün önce oynadığı için avantajlı gösteriliyordu. Ama Nadal insanın sınırlarının ne kadar da üst düzeyde olabileceğini yine 5 set süren 4 saat 23 dakikalık maç sonunda İsviçreli raketi 3-2 yenerek gösterdi. 22 yaşındaki Nadal ikili arasındaki 7. Grand Slam finalinin 5.'sinden galip ayrılmayı başardı. Federer'in Pete Sampras'ın 14 grand slam kazanma rekorunu egale etme fırsatını kaçırmış oldu.


Maçın ardından mikrofunun başına geçen Federer'in ağlaması da turnuvaya damgasını vuran olaydı. Tenis kortlarında daha önce yaşanmamış tarihi anlardan biriydi. Konuşamadı Federer. Nadal ve Federer bibirlerine sarıldı, İspanyol mikrofon başına geçti ve "Seninle oynamak her zaman benim için büyük bir onur. Sen tarihin en büyük tenisçilerinden birisin bunu unutma ve 14. Grand Slam'ini kazanacağına inanıyorum" dedi. İnsanların tüylerini diken diken eden inanılmaz bir sahneydi. Bravo Nadal, bravo Federer!


Finalde kaybetmeyen tek biri vardı; Nike.

AVUSTRALYA AÇIK KARELER - 4


Final az önce başladı. Maçı izleyenler arasında Mr. HULK, Avustralyalı Eric Bana da var. Bir de favorimin resmini koyayım.

RAUL DI STEFANO'YU YAKALADI


Raul Numancia deplasmanında 48. dakikada attığı golle Real Madrid formasıyla resmi maçlardaki gol sayısını 307'ye çıkardı ve efsane Di Stefano'nun rekorunu egale etti. Ligdeki gol sayısı ise 214 oldu, Di Stefano'nun 216 golü var. Raul'un Şampiyonlar Ligi'nde 64, Kral Kupası'nda 18, İspanya Süper Kupası'nda 7, Avrupa Süper Kupası'nda 1, Intercontinental Cup'ta 1 ve Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda 2 golü var. 1994 yılından bu yana sezon başına gol ortalaması 20.7 kaptanın. İlk golünün pasını Michael Laudrup'un verdiğini ve Atletico Madrid'e attığını da belirtelim. Milli takımda da 102 maçta 44 golle en fazla gol atan futbolcu. Tüm bu önemli bilgilerin yanında çok da önemli olmayan bir başka not; Real'in 2-0 kazandığı Numancia maçında diğer golse Robben'den, Gago da kırmızı kart gördü.