2 Ekim 2010 Cumartesi

FELIPE MELO: MAĞLUBİYETİN BABASI

2009'da İtalya'da bazıları tarafından yılın en kötü futbolcusu olarak seçilse de Dunga'nın dünya kupası kadrosunda kendisine yer bulmayı başarmıştı ve iyi de bir turnuva geçiriyordu. Ta ki 2 Temmuz'a kadar. Hollanda ile oynanan çeyrek final maçı onun tam anlamıyla kabusu olmuştu. Bir futbolcunun kariyerinde başına gelebilecek en kötü tecrübelerden birini yaşamıştı. Sneijder'in ortasında kendi kalesine attığı gol (her ne kadar Fifa tarafından gol daha sonra Sneijder'e yazılsa da) ve kısa bir süre sonra da gördüğü kırmızı kartla takımını 10 kişi bırakması çoğu Brezilyalı tarafından affedilir gibi değildi. Koca bir ülkenin hayallerini yıkmanın verdiği üzüntü omuzlarına çok büyük bir yük bindirmişti. Ülkesine döndüğünde taraftarların hışmına uğradı, edilen küfürlerin haddi hesabı yoktu. Böyle kötü günlerde taraftarların en sevdiği şeydi bir suçlu ilan etmek ve öfkelerini ondan çıkarmak. Ne de olsa edilen küfürlerin acıyı dindirdiği bilimsel olarak da ispatlanmıştı. Brezilyalılar hakaretler yağdırıp rahatlarken 27 yaşındaki bir adamı büyük bir çöküntüye sürüklediklerinin farkında değillerdi. Ronaldo bile twitter'dan "Felipe tatilde bile Brezilya'ya gelmezse iyi eder" demişti.

O talihsiz günlerin üzerinden yaklaşık 3 ay geçti. Felipe Melo, Juventus formasıyla başarılı olarak yaşananları unutma ve unuturma çabasında. La Repubblica'ya içini döktüğünde o dönemle ilgili ilginç şeyler öğreniyoruz. "Babam havalimanından beni eve götürdüğünde annem gözyaşlarına boğulmuştu. Evimizin dışında toplanan kalabalık aileme ve bana küfürler ediyordu. O an tamam dedim, buraya kadar. Şu ana kadar kazandığım paralarla aileme bakabilir, hayatım boyunca yaşayabilirim. Bu üzüntüyle daha fazla oynayamam. Kararımı vermiştim, futbolu bırakıyorum dedim. Sonrasında ise eşim ve kilisemizin rahibi beni verdiğim karardan döndürdü. Bana eğer vazgeçersem 20 yıllık emeğimin boşa gideceğini söylediler. Kendini bir korkak olarak görürsün dediler. Ama ben korkak değildim ve işte şimdi buradayım. Bana halen inanan birileri olduğunu biliyorum. Mücadelemi onlar ve kendim için veriyorum" diyor Felipe Melo.

Bugün Avrupa'da oynayan bazı Brezilyalılar ülkelerine geri döndü. Bazıları da dönmenin hazırlıklarını yapıyor. Ancak Melo eğer böyle bir şeye daha önce niyetlenmişse de artık planlarını uzun vadeli olarak ertelemiştir. Çünkü o günlerin üzerinden 3 ay geçmiş olsa da fanatiklerin öfkesi halen taze. 2010 Dünya Kupası dendiğinde Melo onlar için halen Mağlubiyetin Babası.

30 Eylül 2010 Perşembe

CÜNEYT ÇAKIR UZAYDAN DÖNDÜ

Son dönemde kendini en çok geliştiren hakemlerin başında gelen ve dün yönettiği Rubin Kazan - Barcelona maçında zaman zaman Xavi ya da Iniesta'dan çok kendisini takip etmemizi sağlayan Cüneyt Çakır'ı bir kez daha tebrik ediyorum. Dün doğru kararlarla örülü, çok az eleştiriye maruz bırakacak tarzda bir maç yönetti. Verdiği iki penaltıda da ağır gösterimlerde (ağır çekim kullanılır bazen ama bu yanlıştır, görüntü ağır çekilmez, çekilen şey normal hızdadır, sadece ağır gösterilir ya da yavaşlatılmış gösterim de doğrudur) izlendiğinde doğru karar verdiğini düşünüyorum.

Tabii ki Türk hakemlerinin Avrupa arenasında görev alması sevindirici, gurur verici. Her 10 yılda bir nadiren önemli maçlarda görev verilen hakem çıkardığımız düşünülürse Cüneyt Çakır'ın yeni bir milad olması ve yeni isimlerin hemen ardından gelmesi beklentilerimizin en büyüklerinden. Ama en nihayetinde Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek var mı? Cüneyt Çakır'ın bugün havalimanında kameralarla karşılandığını, kendisine mikrofonlar uzatıldığını gördüğümde ne oluyoruz dedim. Uzaya Türk astronot gönderdik de Amerikalı ve Rus meslektaşlarıyla uzun süre çalışıp, yeni keşifler mi yapmıştı? Kendisinden gezegenlerin, yıldızların arasında geçirdiği günlerde neler yaşadıklarını, o boşlukta bulunmanın nasıl bir duygu olduğunu mu öğrenmeye çalışıyorduk? -Gerçi Messiler, Xaviler yerdeki yıldızlar olduğu için onların aleyhine ya da lehine düdük çalmanın nasıl olduğu merak edilebilirdi belki de ama bu da olmadı, sorulmadı.- O halde manşet hazır: İlk Türk Astronot Cüneyt Çakır önce Atlanta'ya ardından da yurda döndü.

Sonra kendime geldim ve bu kez gözlerim kameraların arasında taraftar topluluğu aradı. Acaba Merkez Hakem Kurulu yetkilileri ya da çalışanları üzerlerine hakem formaları giyip alkışlarla kendisini karşılamaya gelmiş miydi? Ağızlarında düdük, ellerinde yardımcı hakem bayrakları ve "Büyük hakem hoşgeldin" pankartları taşıyorlar mıydı acaba? Hayır bunlar olmamıştı. Ama medyanın ilgi odağı olan Cüneyt Çakır için bunlar da pek tabii ki yapılabilirdi. Bu ülkeye çapsız ne futbolcular, amaçları ceplerini doldurup gitmek olan ne adamlar geldi de omuzlara alınmıştı, halis mulis bir Türk hakemi başarılı bir şekilde yurda döndüğünde sevgi çiçekleriyle karşılanmayacak mıydı yani? Hayır! Geleneklerimize uygun olarak medya üzerine düşeni yapmıştı ama taraftarlar havalimanında ne yazık ki eksik kalmıştı! Neyse sen böyle devam et, onu da bir dahaki maça yaparız Cüneyt hocam!

29 Eylül 2010 Çarşamba

ESKİŞEHİRSPOR İÇİN HAYIRLISI OLMUŞ!

Rıza Çalımbay'ın açıklamalarını hayretle okudum. Kabulümdür Eskişehirspor'u uzun yıllar sonra şahlandıran, evinde büyük takımların korkulu rüyası olan bir takım haline getiren kendisidir. Emeği büyüktür. Ancak "Ümit Karan oyuncuları arayarak, 'iyi oynamayın, Rıza hoca gitsin, ben tekrar geleceğim' demiş" şeklinde açıklama yaptığına inanmak istemiyorum. Ümit Karan bunu yapmış olabilir ya da olmayabilir, orasını bilemem. Ancak ne olursa olsun bu ifadelerden oyuncuların Ümit Karan'dan etkilenerek gerçek performanslarını sergilemedikleri ve Rıza Çalımbay'ın sonunu eski golcüsünün hazırladığı anlaşılıyor. Eğer böyleyse zaten Rıza hocanın o koltukta işi kalmamış. Eğer eski bir futbolcu takım üzerinde ondan daha etkiliyse Rıza Çalımbay ipin ucunu çoktan kaçırmış. Geçen sene Youla ile de problem yaşamış, kullanılan ağır ifade ve suçlamalardan sonra mahkemelik olmuşlardı. Kıssadan hisse taktiksel konularda işini iyi yapmış, takımı iyi çalıştırmış olabilir ama bir teknik direktör olarak takımın sevk ve idaresi konusunda son dönemde sıkıntı yaşadığı ortada. Otoritesini kaybetmiş bir teknik adamın yapması gereken de iki şey var; ya sözünü dinlemeyenleri göndereceksin ya da sen gideceksin! Hayırlısı olmuş!

27 Eylül 2010 Pazartesi

KALECİLİK ZOR MESLEK

video

Üzüldüm şimdi bu videoyu izleyince. Fas takımı FAR Rabat'ın kalecisi Khalid Askri'yi geçen hafta penaltı vuruşları sırasında erkenden yaşadığı sevinçle hatırlarsınız. Topu kurtardığını zannedip arkasını dönerek sevinmeye başlamış, ancak meşin yuvarlak hareketini tamamladığında çizgiyi geçmiş, hakem de golü verinde Askri de büyük dalga konusu olmuştu. İşte bu hafta yaptığı hata da yukarıda. Askri üstüste ikinci kez böyle trajik bir şey yaşayınca artık olay hatadan çıkıp bir utanç meselesi haline geliyor. 2010 Dünya Kupası'ndan önce dünya kupalarında en iyi kaleciye "Lev Yashin" ödülü verilirdi, en sakar kaleci ödülü içinse "Khadil Askri" isim olarak aday gösterilebilir.

BU HİKAYE BİTMEZ

Hercules'e deplasmanda 2-0 yenilen Sevilla'da işler karıştı. 5 haftada 2 galibiyet alan, Şampiyonlar ligi ön elemesinde Braga tarafından safdışı bırakılan, Avrupa Ligi'ne de PSG yenilgisi ile başlayan Sevilla'da teknik direktör Antonio Alvarez'in ipi çekildi. Yerine gelen isimse Gregorio Manzano. Hikaye ilginç. Alvarez geçen sezon 29. haftada Manolo Jimenez'in yerine Sevilla'nın başına geçmişti. Son 10 haftada 6 galibiyet alan Sevilla, Real Mallorca'nın elinden lig dördüncülüğünü kapmış ve şampiyonlar ligi ön elemesine katılma hakkını elde etmişti. Real Mallorca kulübü de sezon sonunda (finansal sebepleri de bahane ederek) teknik direktör Manzano'nun sözleşmesini uzatmamıştı. İşte şimdi o Manzano geçen sene elinden şampiyonlar ligi biletini ve koltuğunu alan Alvarez'in yerine oturuyor Sevilla'da. Yukarıdaki fotoğrafta da Hercules teknik direktörü Esteban Vigo, dün akşam koltuğundan ettiği Alvarez'i teselli etmeye çalışırken görülüyor. Belli olmaz bakarsınız Alvarez de sezon sonunda Vigo'nun yerine geçer Hercules'de. Bu hikaye de böyle devam eder gider; Yılmaz Vural gider Güvenç Kurtar gelir, Mesut Bakkal giderrr Ziya Doğan gelirrrr!