29 Ağustos 2009 Cumartesi

BARCELONA - SHAKHTAR

Aklımda kalanlar;

1- Ertem Şener'e üzüldüm. Sen 115 dakika maçı anlat, golden 5 saniye önce Türkiye ile ses bağlantın kopsun. Bir an Uğur Önver'in Toulouse-Trabzonspor maçında Trabzon'un golünü kimin attığını anlayamadığı gibi, Şener'in de Barcelona'nın golünü kimin attığını çözemediğini, o yüzden sustuğunu zannettim. Ama spiker tanrısının müdahalesiymiş meğersem, yerine devreye giren arkadaş 5 dakikada futboldan en az(!) Ertem Şener kadar anladığını gösterdi.

2- Pedro Rodriguez denen arkadaşın da Messi'den aşağı kalır tarafı yok. Guardiola biz futbolseverlere yeni bir ofansif ortasaha yeteneği daha sundu.

3- Messi'nin ikinci yarıda ceza sahasında Srna'ya çektiği ayar da görülmeye değerdi. Kafa bile atmaya kalktı, hadi atmadı da ittirdi diyelim. Her geçen gün Maradona'ya daha fazla benziyor.

4- Ibrahimoviç Eto'yu aratır mı? En azından Messi ve Henry'nin oyununu tamamlama açısından. Benim bu konuda şüphelerim var, lig bir başlasın da doğru teşhisi koyalım.

5- Shakhtar'ın daha fazla yapabileceği bir şey yoktu. Kapandılar yarı sahalarında mecburen, kapanmasalar zaten 90 dakikada iş bitebilir hatta farklı da bitebilirdi. Lucescu Galatasaray'ın başında yaptığını Shakhtar'ın başında yapamadı. Bir Fatih Akyel'i, bir Jardel'i yoktu.

6- Platini ve Prens Albert, dünkü şampiyonlar ligi kura çekiminin ardından verilen "After Party" olayını fazla abartmış olacaklar ki uzatmalarda uyukluyorladı.

7- Guardiola, Şampiyonlar ligi şampiyonluğu, La Liga şampiyonluğu, İspanya kupası, İspanya süper kupası derken Uefa süper kupasını da kazanarak 38 yaşında tabiri caizse ortalığın anasını ağlattı. Tebrikler Barcelona, tebrikler Guardiola...

28 Ağustos 2009 Cuma

ROBBEN & RIBERY

B.Münih'i hücuma taşıma, kanatlardan kaleye doğru akma anlamında iki önemli isim. Halef ve selef demek doğru olur mu bilmiyorum, bu önümüzdeki 3 gün içinde belli olacak. Ben Ribery'den bir hamle halen beklemekteyim. Robben bugün sözleşmeyi imzaladı ve ayağının tozuyla ilk antrenmanına çıktı. Wolfsburg'la oynanacak maçta forma giymesi bekleniyor. Bu transferin biraz da huzursuz tavırlar sergileyen Ribery'e karşı üstü kapalı "vazgeçilmez değilsin" mesajı vermek anlamına geldiğini söyleyebiliriz. İşi senin kadar iyi yapabilecek bir adam daha var artık takımda muhabbeti yani. İkisi birlikte oynarlarsa da izlemek keyifli olur. Hatta ikisine ortak bir isim buldum bile, ROBBERY. Yani hırsızlık, soygun. Puan hırsızları da diyebiliriz. Neyse gecenin bu vakti daha fazla saçmalamayayım. Ribery'nin antrenmanda Robben'e gider çeker gibi bir hali var. Buranın en has adamı benim koçum der gibi sanki. Belki de Real Madrid'le ilgili bilgi alıyordur bilinmez. Var mı aklınıza gelen birşeyler?!

RIBERY: _______________________________
ROBBEN:_______________________________

M.UNITED-ARSENAL ÖNCESİ

Bu sezon Avrupa'da büyük maçların ilk haftalarda oynanması dikkat çekici. Hollanda'da iki ezeli rakip Ajax ile PSV daha ligin 3. haftasında karşılaştı ve PSV sahadan 4-3 galip ayrıldı. Yine Serie A'da Milano derbisi 2. haftada oynanacak. (Bu maçın yayın hakkını internetten mi alıp sizlere ulaştırsam ne yapsam) İngiltere'de de M.United'la Arsenal 4. haftada kozlarını paylaşacak. Maç yarın spormax'de yayınlanacak. Saat 19:15'deki maçı yorumlayacak kişi de bu maça özel olarak Fatih Terim. Hocadan Ferguson ve Wenger'in taktikleri ile ilgili derin yorumlar bekliyorum. Ayrıca her hafta Premier Lig'de yorumlarını dinlediğimiz İbrahim Altınsay'ın önünde de saygıyla eğildiğimi belirtmeliyim. Bir Avrupa ligi maçında özellikle Premier Lig'de Altınsay kadar iyi yorum yapacak kişi sayısı çok azdır Türkiye'de. Onu her dinlediğimde mutlaka birşey öğreniyorum.

Maça gelecek olursak bu blogu takip edenler benim Arsenal'i desteklediğimi bilirler. Takım bu sene gerçekten ummadığım kadar iyi başladı. Ligde ilk 2 haftada 10 gol atmak ki bunlardan 6'sı ilk hafta deplasmanda Everton'a idi, mükemmel bir başlangıç anlamına geliyor. Çünkü 2 haftada çift haneli gol sayısına ulaşan ilk Premier Lig takımı oldular. Aynı şekilde şampiyonlar ligi ön elemesinde de Celtic'e iki maçta atılan 5 gol eksiklere rağmen gelecek adına ümit verici. Sezon başında Toure ve Adebayor'un satılmalarına üzülmüştüm özellikle de Toure'nin. Dürüst olmak gerekirse bu sezon ilk 4'e girmelerinin sürpriz olacağını düşünüyordum(giremeyebilirler de) ama Wenger elindeki malzemeyle en lezzetli yemeyi yapmayı başarabilen iyi bir aşçı olduğunu bir kez daha ispatladı. Ferguson bile bugün yaptığı açıklamayla ki beni oldukça şaşırtmıştır, Wenger'in Toure ve Adebayor'u satmasının doğru karar olduğunu söyleyip en büyük rakiplerinden birine övgüler yağdırdı. Şu cümlesi bir hayli ilginç, "Everton'ı deplasmanda 6-1 yenmek gerçekten inanılmaz. Yıllardır bu takımın başındayım ama Goodison Park'ta böyle bir galibiyet aldığımı hatırlamıyorum." Haklı Ferguson, yiğidi öldür ama hakkını ver demişler. Wenger oyuncularının ne zaman takımdan ayrılması gerektiğini kestirebilen, ne kadar daha takımda kalacaklarını öngörebilen bir teknik adam. Planlı, programlı, hesaplı, kitaplı çalışarak Arsenal'e kendi karakterini yaratmasında önemli katkı sağladı. Yarınki maçta Wenger sakat futbolcuları Fabregas, Walcott, Nasri ve Djourou'dan yararlanamayacak.

Gelelim şampiyona. İmkanı olan Beşiktaşlılar yarınki maçı pür dikkat izleyeceklerdir. Aslında bu maça Mustafa Denizli'yi yorumcu olarak almak da ilginç olabilirdi. United, Burnley karşısında alınan şok mağlubiyetin yaralarını geçen hafta Wigan karşısında aldığı 5-0'lık galibiyetle sarmıştı. Ama kalesinde ve savunmasının göbeğinde iki önemli eksiği var. Van der Sar kırık elinden dolayı bu sezon forma giyemedi. Ve benim PES 2009'dan uyuz olduğum savunmacılardan biri Rio Ferdinand da sakat olduğu için oynayamayacak. İkisinin eksikliği de son derece önemli. Ancak kadro yapılarına baktığımızda maçın orta sahaların bir çarpışması gibi olacağını, Ferguson'un hem kadro hem de saha avantajı nedeniyle bir adım öne geçtiğini söyleyebiliriz. Geçen sezonki maç golsüz sona ermişti. Yarınki maçta da Arsenal'in yenilmeyeceğini, iddaacıların diliyle 0-2 çifte şansın bu maça uygun olacağını düşünüyorum.

MOURINHO TEHDİT ALIYOR

Mourinho'nun yine Adanalılığı tutmuş. 1-1 berabere kaldıkları Bari maçının ardından "Muntari çok güçsüzdü çünkü oruç tutuyordu" gibisinde açıklamalar yapmıştı. Tabii bu açıklamayı durup dururken yapmadı. Basın Muntari'nin oruç tuttuğunu biliyordu ve Mourinho'yu bu konuda sıkıştırma yoluna gittiler. Portekizli'nin cevabını da evirip çevirip Mourinho "Muntari oruç tuttuğu için kaybettik. Eğer bu takıma faydalı olmak istiyorsa oruç tutmamalı" diye haber yaptılar. Bu haberlerin üzerine de olay ülke dışına kadar çıktı ve müslüman bir liderin(Tayyip Erdoğan değil) Portekizli'ye tehditler savurmasına kadar vardı. Şimdi haftasonunda Milan'la oynayacakları maç öncesi bizimki almış basın mensuplarını karşısına fırçalamış. "Ben böyle mi dedim kardeşim size. Bakın eğer bana birşey olursa bunun sorumlusu sizsiniz. Kimse Muntari'nin oruç tutmasını eleştiremez. Allah ile kul arasına kimse giremez. Ben hiçbir zaman onun inançlarından vazgeçmesini istemedim. Eğer İslam toplumunun bana karşı nefreti artarsa bunun da sebebi sizsiniz." demiş. :) Serie A gerçekten güzel başladı ne diyim?!

LOKUM GİBİ KURALAR, BUNDAN İYİSİ ŞAM'DA KAYISI

F Grubu
Panathinaikos (Yun)
GALATASARAY
Dinamo Bükreş (Rom)
Sturm Graz (Avu)

H Grubu
Steaua Bükreş (Rom)
FENERBAHÇE
Twente (Hol)
Sheriff Tiraspol (Mol)

Galatasaray teknik direktörü Frank Rijkaard Barcelona'da 2003-2006 yılları arası yardımcılığını yapan Henk Ten Cate'nin takımı Panathinaikos'la karşılaşacak. Yani Rijkaard'ın eski Neeskens'idir Ten Cate. İlginç iki maç bekler Galatasaray'ı. Dinamo ve Steaua Bükreş hakkında Lucescu'dan iki kulüp de yararlı bilgiler alabilir. Özellikle de Fenerbahçe'nin Lucescu'dan nefret ettiği Steaua ile ilgili her türlü ayrıntıyı temin edebileceğini düşünüyorum. Ayrıca Steaua Bükreş ile alakalı olarak Fenerbahçe taraftarlarının alttaki iki postu okumalarını tavsiye ederim.

STEAUA BÜKREŞ'İN KARANLIK DÖNEMİ
GIGI BECALI

EDU İLE İLGİLİ FENERBAHÇE'NİN AÇIKLAMASI

Edu'nun Türkiye'den ayrılırken havalimanında yaptığı açıklamaları blogta yayınlamış, bu şekilde ayrılışına üzüldüğümü belirtmiş, ama karşı tarafı da dinlemek gerektiğini söylemiştim. Fenerbahçe Kulübü'nden cevap resmi siteden geldi. Aykut Kocaman da Sion maçı öncesi Edu'nun kendileriyle toplantı yaptığını ve toplantıya girer girmez de ilk sözlerinin "Paramı verin ben gidiyorum" olduğunu söyledi. Herşeyi geçtim Aykut Kocaman gibi bir adam bunları söylüyorsa ben inanırım diyorum ve takdiri size bırakıyorum.

27 Ağustos 2009 Perşembe

ŞAMPİYONLAR LİGİ GRUPLAR

Barcelona ile Inter'in aynı gruba düşmeleri de ilginç oldu. Eto-Ibra ve Mourinho-Guardiola randevusu merakla beklenir. Yine C grubunda da Kaka'nın Milan'a karşı oynayacak, San Siro'ya başka bir formayla çıkacak olması da ilginç olacak. Ölüm grubu var mı peki?

BEŞİKTAŞ'IN RAKİPLERİ

Beşiktaş için G grubu en iyi olurdu diye düşünüyorum ama F grubuna düşmediği de iyi oldu. B grubu da fena değil açıkçası. Zico tekrar İnönü'ye çıkacak. Beşiktaş ilk maçını 15 Eylül'de İstanbul'da M.United'la, 2. maçını 30 Eylül'de Moskova'da CSKA ile, 3. maçını 21 Ekim'de Almanya'da Wolfsburg'la oynayacak.

TUNCAY'IN KUTUSUNDAN STOKE CITY ÇIKTI

Huth ile birlikte Tuncay için kulüpler 11 milyon paund karşılığında anlaşmaya vardı. Tuncay'ın da anlaşmasının ardından milli futbolcu Stoke City ile 3 yıllık sözleşme imzaladı. Tuncay'ın Türkiye'ye dönmek istemediği için yurtdışında oynamaya devam edeceği söyleniyordu. Ama Stoke'a gideceğine Türkiye'ye dönse daha iyi etmez miydi?!

ROBBEN BAYERN MÜNİH'TE

Transfer sezonu bitiyor ama biz açıldığı günden beri olduğu gibi yine Real Madrid'i konuşuyoruz. Real'de fazlalık(!) olarak görülenler yavaş yavaş dökülüyor. Sneijder dün istemeye istemeye gitti Inter'e. Bugün de Robben. Pellegrini kendisini tutuyor sanıyordum. Bu gelişmeye şaşırdım o yüzden. Bayern 25 milyon euro ödeyecek Hollandalı için. 2007'de 36 milyon'a almışlardı. Bu haberi duyan herkesin kafasına gelen soru şudur şimdi, Ribery ne olacak? Bayern 25 milyon veriyorsa Robben'e, transfer sezonunun bitimine 4 gün kala Real Madrid'den fazlasını alacaktır. Marca da soruyor okurlarına, "Real Madrid'in Robben'i satmasını doğru buluyor musunuz?" diye. Çoğunluğa katılıyorum.

BAKKAL'DA ŞAMPİYONLAR LİGİ

SHAQ'IN PEMBE MAYOSU

Shaq'ın ABC'deki yeni programını çoğunuz duymuşsunuzdur, "Shaq Vs." Shaq her programında sporda kendi dallarında en iyilerle karşı karşıya geliyor. Yani Michael Phelps'e karşı yüzücek, Serena Williams'a karşı tenis oynayacak falan filan.. Shaq geçtiğimiz gün ABD'nin plaj voleybolunda olimpiyat şampiyonu bayan çifti Misty May-Treanor ve Kerri Walsh ikilisi ile karşı karşıya geldi. Shaq'ın maçtaki eşi ise yine olimpiyat altın madalyalı Todd Rogers'dı. Shaq kendine o kadar çok güveniyordu ki maç öncesi ortaya harika bir iddia atmıştı. "Eğer kaybedersem" demişti Shaq "2 mil boyunca plajda pembe bir mayoyla dolaşacağım."
Ne mi oldu? Kaybetti. :)



Amerika'daki yorumlarda "İyi ki Earl Boykins'in mayosunu giyerim iddiasında bulunmadı" diyorlar. Bakınız...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

DİYARBAKIRSPOR BAŞKANI'NIN GAFI

"Çıkan olaylarda amigoların da payı var. Gruplarına sahip çıkmadılar. Biz her maçta takımlarını desteklesinler diye amigolara 500 bedava bilet veriyorduk. Ama böyle olaylar çıkarmaya devam ederlerse bizim de bedava bilet verme gibi lüksümüz olamaz. Bu stadın kapısından da bir daha içeri giremezler."
Bu sözler Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer'e ait. Çıkan olaylarla ilgili birçok açıklama yapmış ancak benim en çok dikkatimi çeken yukarıdaki sözleri oldu. Başkan Sümer, amigolara sallamış ama bir gaf yapmış. Bazı kulüplerin yönetimlerinin taraftar gruplarına bedava bilet verdiği, buna bazı çevreler tarafından da çok uzun yıllardır göz yumulduğu söylenir. Diyarbakırspor Başkanı ise amigolara sallarken biraz kendini yakmış. Bildiğim kadarıyla bu bir suç sonuçta ve 6 ay ile 1 yıl arası hapis cezası var. Suçlu bulunursa ayrıca başkan her bilet için 250 TL ödemek zorunda kalır.

EDU'NUN BURUK VEDASI

Fenerbahçeli Edu bugün buruk bir şekilde ayrıldı Türkiye'den. Giderken konuştu, sitem etti. "Son dönemde Fenerbahçe kulübünden hiç beklemediğim davranışlarla karşılaştım. Aziz Yıldırım benimle görüşmeyi kabul etmedi. Onun yerine birkaç yöneticiyle konuştum. Onlar da sözleşmemi tek taraflı fesh ettiklerini söylediler. Alacağımı da vermediler. Git hakkını Fifa'da ara dediler. Büyük hayalkırıklığı yaşıyorum. Ben burada kaç yıldır Fenerbahçe'ye hizmet ediyorum. Böyle bir davranışla karşılanmayı, böyle gönderilmeyi haketmiyorum" dedi.

Karşı tarafı da dinlemek lazım. Ancak Edu böyle gönderildiyse gerçekten ayıp edilmiş. Bu adam Fenerbahçe forması giyerken sakatlandı Eskişehirspor maçında. Kulüp anlaşmasını feshederken sözleşmesi ne kadarsa alacaklarını da ödemek zorunda. Ama tabii sözleşmesinin detaylarını da bilmek gerekiyor. Ne olursa olsun bu kulübe 3 yıldır hizmet etmiş olan bir futbolcunun istediği halde sarı lacivertli kulüpte kalamayıp üzgün bir şekilde ayrılmasına ben de üzüldüm.

MAHSUN ZOLAGÜL

25 Ağustos 2009 Salı

WOLFSBURG'DA YUMRUKLAR KONUŞTU

Bu sezon Marsilya'dan transfer edilen 1.69'luk Karim Ziani ile Milan'a gidemeyip takımda kalan 1.92'lik Edin Dzeko antrenmanda kapışmış. Haftasonunda sahalarında Hamburg'a 4-2 yenilmelerinin eseri olabilir bu.

GÜNÜN İLGİNÇ(!) HABERİ

Gazetelere, gazeteciliğe, spor haberciliğine saygı duyuyorum. Mesela Milliyet bize yıllarca gazeteyi en arka sayfasından açtırma geleneğini başlatmıştı. Spor basını yıllar yılı gelişti, bir noktaya getirildi. Birçok spor gazetesi çıktı, birçok gazete de spor sayfalarına daha geniş yer vermeye başladı. Bu spor sayfalarında da her zaman en çok ilgiyi gören muhabirlerin "özel" haberleri, fotomuhabirlerinin eşsiz kareleri, yazarların güzel kalemleri oldu. Bazen de istihbarata dayanan ama altında imza olmayan haberler çıktı sayfalarda. Okuyucuların bazıları bunlara inandı, bazılarıysa hiç ciddiye bile almadı. İşte bu haberlerden biri yukarıda. Ve altında bu kez imza var, İlhan Söyler'in imzası. Elano, Kayserispor'a attığı harika golün ardından Brezilya teknik direktörü Dunga ile bir telefon konuşması yapmış ve kendisiyle gurur duyması gerektiğini söylemiş. Şimdi bu habere inanmaya çalışıyorum, kendimi zorluyorum ama başarılı olamıyorum. Hele ki şu "kaseti bulup göndereceğim" muhabbeti beni benden aldı diyebilirim. Kaseti yollamana ne gerek var kardeşim, Dunga girsin internetten izlesin, hangi devirde yaşıyoruz ama di mi? Yok ben yine de saygısızlık yapmak istemiyorum bu habere ama şunu sormaktan da alamıyorum kendimi; acaba Elano telefonda Dunga'ya bunları söylemiş olabilir mi, yoksa İlhan ağabey durumu biraz(!) abartmış mı?

GUIZA'DAN BARCELONA'YA TARİHİ GOLLER

Tarih 10 Mayıs 2007. İspanya Kral Kupası yarı final rövanş maçında Getafe, Barcelona'yı konuk ediyor. Barcelona ilk maçı sahasında 5-2 kazanmış. Doğal olarak rövanş öncesi Getafe'ye hiç şans tanınmıyor. Ancak Madrid ekibi adeta imkansızı başarıyor. Öyle bir maç çıkarıyorlar ki Barcelona dağılıyor. Katalanları 4-0 mağlup edip finalde Sevilla'nın rakibi oluyorlar. Maçın yıldızı da tanıdık bir isim, Daniel Guiza. Takımının iki golünü atıyor, bunlardan biri turu getiren 4. gol. O sezon "Ronaldo'dan sonra La Liga'da oynayan en iyi bitirici" denmeye başlıyor Guiza'ya. Sezon bitiyor, okçu 4 yıl sonra tekrar dönüyor Mallorca'ya ve gollerini sıralamaya devam ediyor. Sonrası malum. Bu arada hüsrana uğrayan Barcelona'nın başında da tanıdık bir isim var. İkilinin ilk randevularını merakla bekliyoruz...

video

SALGADO'NUN VEDASI

Michel Salgado'nun Real Madrid'e vedası. 31. Santiago Bernabeu Kupası'nda Real'in Rosenborg'u 4-0 yendiği maç öncesinde tribünlerde 80 bin kişi ayakta alkışlıyor Salgado'yu. Kimilerine göre döneminin en iyi sağ beklerinden biri, kimine göre eski başkanlardan Lorenzo Sanz'ın kızıyla evli olduğu için kontenjandan kadroda tutulan bir futbolcu. Dün gördük ki Real Madrid taraftarı çok sevmiş 2 numarasını. 10 yılın ardından Blackburn forması giyecek. İngiliz ekibine Tugay'ın ardından yeni sarı saçlı kontenjanından mı gitti bekleyip görelim.

Bi de Lassana ne vurdu be kalçadan...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

IBRAHIMOVIC'IN EŞİ

Ibrahimovic'in eşi Helena Seger bir davette falan değil yanlış anlamayın. Nou Camp'a Barcelona'nın Athletic Bilbao'yu 3-0 yendiği maçı izlemeye gelmiş. Kıyafeti, cesur sırt dekoltesiyle bir maç için abartı gibi görünse de belki maçın ardından kocasının İspanya Süper Kupası zaferini kutlamak için program yapmışlardır. Seger de bir daha eve gidip vakit kaybetmeyeyim bari diyip hazır bir şekilde tribündeki yerini almış olabilir. Yakında Barcelona'nın Victoria'sı diye adı çıkar mı bilmem ama bir gerçek var ki bu sezon Nou camp tribünlerinde kendisine fazlasıyla tanıklık edeceğiz.

SİİRTSPOR VE FADIL AKGÜNDÜZ

Siirt Jetpaspor'u hatırlıyoruz. 2000'li yılların başında Fadıl Akgündüz, kulübün başkanlık koltuğuna Florentino Perez misali oturmuş ve yaptığı transferlerle takımı 1.Lig'e taşımıştı. 2. Lig'de Oktay Derelioğlu, Ersan Martin, Ceyhun Eriş, oynamadan Aston Villa'ya kiralanan Alpay Özalan ve yine oynamadan Fenerbahçe'ye kiralanan Sergen Yalçın gibi isimlerle tüm dikkatleri üzerlerine çektiler. 1. Lig'e çıktıktan sonraysa birçok futbolcuyu gönderdiler, bunun neticesinde ligi 16. tamamlayıp yine küme düştüler.
Bir dönem "İmza" isimli yerli otomobil projesi ile gündemden düşmeyen Akgündüz ise ilerleyen dönemde dolandırıcılık davasından dolayı hapse düştü. Yurtdışındaki birçok gurbetçiyi dolandırdığı iddiasıyla yargılanan Akgündüz hakkındaki dava geçtiğimiz yılın sonlarında zamanaşımı dolayısıyla kalktı. İsviçre bankalarında bulunan hesaplarına konulan tedbir ile yurtdışına çıkış yasağı da kalkan Akgündüz bundan yaklaşık 2 ay önce ipleri tekrar eline aldı. Birkez daha Siirtspor'un başkanlık koltuğuna oturan Akgündüz'ün sıcağı sıcağına ilk vaadi de oldukça ilginçti; Siirt'e 100 bin kişilik stadyum yapmak. Evet yaklaşık 120 bin nüfusu olan Siirt'e 100 bin kişilik stadyum yapmak. Akgündüz, Alpay Özalan'ı da yanına alarak transfer konusunda Türkiye'nin tanınmış en iyi sporcu ve teknik adamlarının Siirt'e getirileceğini, Siirt'in kendisi için vazgeçilmez olduğunu, Siirtspor'u yeniden en üst sıralara çıkarmak için yoğun çaba harcayacağını da söyledi.
Akgündüz Siirt'e önem verdiğini söylüyor ancak tekrar kulüp başkanı olmasının ardından takımda tek bir Siirtli futbolcu kalmadı, hepsi gönderildi. Bunun üzerine de Siirtli yöneticiler istifa etti. Boşaltılan kadro çeşitli Anadolu takımlarında oynayan genç futbolcularla birlikte bazı gurbetçi oyuncuların yanısıra Fenerbahçe ve Galatasaray'ın altyapısından ve sözleşmeleri feshedilen isimlerle tekrar dolduruldu. Takım bu sezon 3. Lig'de mücadele edecek. Yeni yapılanma doğrultusunda Siirtspor'un merkezi de Siirt'ten İstanbul'un Sarıyer semtine taşındı. Maçlarına Sarıyer'de hazırlanmaya başladılar, kendi sahalarında oynayacakları lig maçları için Siirt'e, deplasman maçları için de diğer şehirlere İstanbul'dan gidecekler. Sivasspor'un son yaşadığı Bouazza olayından sonra akıllıca bir hamle gibi gözüküyor. Şu an kadrolarında aşağı yukarı 24 futbolcu var. Duyduğum kadarıyla da tüm futbolcular Sarıyer'de villada kalıyormuş. Her iki futbolcuya da bir villa düşüyor, her villanın önünde de BMW marka otomobil bekliyormuş. Bunlar kulüp tarafından futbolculara tahsis edilen olanaklar.
Fadıl Akgündüz anlaşılan 3. Lig'de oynayan Siirtspor için muslukları tekrar açmış. Önümüzdeki günlerde kulübün renklerinin değişeceği, isminin de 1-2 haftaiçinde yeniden Siirt Jetpaspor olacağı söyleniyor. Peki Akgündüz'ün vaadleri ve izlediği yol ne kadar inandırıcı, bunu da zaman gösterecek...

23 Ağustos 2009 Pazar

BOUAZZA SİVAS'TAN AYRILDI

Sivasspor'un yeni transferi Bouazza şehre alışamadığını gerekçe göstererek apar topar Sivas'tan ayrılmış. Sebep tam olarak ne bilmiyorum ama yani şehre alışamamak ne demek? Aradığın şeyleri bulamamak demek. Kimbilir ne arıyordu ki adam aldığı peşinatı bile iade edip gitmiş. Şimdi soruyorum size Bülent Uygun ne yapsın? Laila mı yaptırsın Sivas'a ki bu futbolcular şehirde kalsın? Ya da Sivasspor'u mu İstanbul'a taşısınlar. Şaka gibi görünüyor belki ama maalesef Türkiye'nin ve futbolun gerçekleri bunlar. Adam bu sabah magazin programında benim gördüğüm gibi Kewell'ın Reina'dan çıktığını gördüyse iç geçirmiş olabilir. Sosyal hayatın sıfır olduğu bir şehir Sivas maalesef. Üzücü gerçekten de Sivasspor'un transfer yapamaması, yaptıklarının da böyle davranışlar sergilemesi. Anadolu takımlarının problemi bu ne yazık ki! Çözülmesi mümkün bir problem de değil!