13 Kasım 2009 Cuma

EN SON VE EN ÇARPICI(!) RÖPORTAJIM

"Blog dünyasında var olmak, adınızı duyurmak; yazdıklarınızın, varlığınızın daha büyük kitleler tarafından duyulmasını istiyorsanız üretmeli, çaba göstermeli ve sabretmelisiniz." der bir Türk büyüğü. Mutlak Gol Pozisyonu blogunun sahibi Oğuz Öztürk de bu sözü kendisine misyon edinmiş genç arkadaşlardan biri. Benimle bir söyleşi yaptı. Blogumda yer verirsem de mutlu olacağını söyledi. Neden olmasın?! 2 bölüm halinde blogunda yayınlıyor. Buradan ulaşabilirsiniz.

MARADONA "XAVI" DEDİ

"İspanya'da en beğendiğim futbolcu Xavi. Onu izlemekten keyif alıyorum. Bana mutluluk veriyor. Barcelona'nın maçlarını Messi ile birlikte Xavi'yi izlemek için de kaçırmıyorum. Futbolun ne kadar güzel bir oyun olduğunu bana hatırlatıyor."

Doğru söylemiş.

12 Kasım 2009 Perşembe

ABSÜRT BAĞLANTILAR-1: SERGEN YALÇIN & HAKEEM OLAJUWON

Bu ikili arasında nasıl bir bağlantı olabilir diye soruyorsunuz değil mi şimdi? Anlatalım efendim. Sergen Yalçın 2001-2002 sezonunda Galatasaray'da Hakan Ünsal ile birlikte forma giydi. Hakan Ünsal ardından Blackburn Rovers'da Brad Friedel ile birlikte oynadı. Brad Friedel 1992'de UCLA futbol takımında forma giyerken, Richard Petruska ise aynı üniversitenin basketbol takımında oynuyordu. Evet yavaş yavaş ikili arasında bağlantı kurmaya yaklaşıyoruz. İşte o Richard Petruska 1993-94 sezonunda Houston Rockets'ta Hakeem Olajuwon'la birlikte oynadı. Evet efendim Sergen Yalçın'la Hakeem Olajuwon arasında işe böyle bir bağlantı var. Başka türlü de nasıl olabilirdl ki zaten?! Bunu başından ya da sonundan istersek daha da uzatabiliriz ama Olajuwon'un teyzesiyle akraba çıkabilirim o yüzden tadında bırakmakta fayda var. :)

MUHAMMED ALİ & ANTONIO INOKI

Tarih: 26 Haziran 1976
Yer: Tokyo
Sonuç: Berabere. Maç içinde Inoki kural dışı vuruşlar yapar. Ali maç boyunca sadece 6 yumruk atabilir. 15 raund sonunda hakemler maçın berabere bittiğini ilan eder. Muhammed Ali'nin bacakları Inoki'nin vuruşlarından dolayı günlerce şiş kalır.

11 Kasım 2009 Çarşamba

GÜNDEMİ SÜREYYA AYHAN'LA İŞGAL ETMEYELİM!

He 4 yıl, he ömür boyu men cezası (ekleme: he cezada indirim)! Bunu şok ceza diye bas bas bağırmaya, aktarmaya ne gerek var? Ne farkeder ki Süreyya Ayhan ile Yücel Kop için? Uzun uzun bu gelişmeyi değerlendirmeye, tartışmaya gerek yok artık. Ne olacaktı ki, Süreyya Ayhan 4 yıllık cezası bittikten sonra pistlere geri mi dönecekti? Doping kullanması ya da kullanmaması da değildir önemli olan. Zaten çocuk doğuran Süreyya Ayhan'ın tekrar yarışmaya başlayacağına ihtimal vermek hata olur. Herşeyden önce çocuk yaptıktan sonra maraton kazanan bir Paula Radcliffe kadar profesyonelliğe sahip midir ya da hiç olmuş mudur ki? Bunu soralım kendimize. Ne yazık ki Yücel Kop bitirmiştir Süreyya'yı! Devletten zamanında her türlü imkan sağlandığı halde onlar olmayacağını, yarışamayacağını bile bile gittiler Amerika kamplarına falan filan.. Herkes verdiği kararların mutluluğunu yaşayacağı gibi acısını da çekmeye mahkumdur. Türk atletizm tarihi mevzu bahis olduğunda bir zamanlar Münih'te 1500 metrede bize altın madalya kazandıran genç ve gelecek vaadeden bir atlet vardı deyip geçelim sadece. Ben bu konuda oturup ağlamayı bırakalı 2 yıl oldu, bazıları da bıraksın artık!

ENKE'NİN İNTİHAR NOTU

Alman polisi Enke'nin ardında bir intihar notu bıraktığını açıkladı. Notun nerede bulunduğunu ve nelerin yazıldığını açıklamıyorlar ancak tüm kanıtların intihar ettiğini doğruladığını ifade ediyorlar.

Bir futbolcunun aniden intihar edebileceğine inanmak gerçekten zor. Depresyonda olduğu söyleniyor. İhtimaller 3 yıl önce kaybettiği ufak kızıyla ilgili olduğu yönünde. Büyük ihtimalle uzun zamandır içinde ufaltmaya, derinlere gömmeye çalıştığı ama başaramadığı bir acıydı Enke için. Ama Enke'nin bizim gibi sıradan bir insan olmadığının üzerinde de durmak gerek. Biz çoğumuz zaman zaman girdiğimiz bunalımları kendi içimizde atlatmaya çalışırız, profesyonel bir yardım almayı biraz da toplumsal endişelerden dolayı düşünmeyiz. Ama Enke öyle değildi. Yani 5 yıldır oynadığı kulüpte, etrafında sürekli aynı insanlar olan ve herşeyden önemlisi profesyonellerle çalışan biriydi Enke. Bana göre gerek Hannover gerekse Alman milli takımının psikologları onun içinde bulunduğu depresyonun farkında olmalıydı. Çünkü bu belli ki ani bir eylem değil, günden güne içinde büyüttüğü ve neticesinde son çare olarak intiharı düşündüğü bir olaydı. Bir şekilde bu durumu etrafına farkettirmiş olmalıydı. En azından profesyoneller bunun farkına varabilirdi ve acaba gerekli önlemleri alabilirler miydi? Alman basını bir şekilde bu konuyu da ilerleyen günlerde gündeme taşıyacaktır diye düşünüyorum.

Psikolog değilim ama Enke'nin intihar etme şeklini bir nevi kendini cezalandırması olarak değerlendiriyorum. İntihar edenlerin birçok değişik yola başvurduğunu okuyoruz, duyuyoruz. En basitinden hap alarak intihar edenleri biliyoruz. Ama bir insanın 160 km hızla giden trenin önüne atlaması sanırım bir şekilde kendinden nefret etmesi ve yaşanan bazı şeylerden dolayı kendini suçlu hissetmesinden kaynaklanıyor. Acaba ufak kızının ölümünden bir şekilde kendini sorumlu tutuyor olabilir miydi?! Cevap bekleyen o kadar çok soru var ki? Neticede hemen hemen aynı yaşta olduğum bir insanın bu şekilde canına kıyması gerçekten yüreğimi parçalıyor.

Son gelişme: Dul eşi Teresa, Robert Enke'nin depresif bir durumunun olduğunu açıkladı. Enke ölen kızlarının ardından evlatlık edindikleri kızlarının da günün birinde bu rahatsızlığı halk tarafından duyulursa ellerinden alınacağından korkmaya başlamış. Belki de en önemli açıklamalardan birini de onu ilk kez tedavi eden doktoru söyledi. Enke ilk kez depresyona 2003 yılında Barcelona takımındaki yerini kaybettiğinde girmiş. Eşi Teresa İstanbul'da yaşadıklarının da onu çok olumsuz yönde etkilediğini söyledi.

PELLEGRINI MARCA MI OKUYOR?

Real Madrid'in Kral Kupası'ndan Alcorcon gibi zayıf bir rakip karşısında elenmesinin yankıları sürüyor. Taraftarlar dün ikinci yarıda tepki gösterdikleri Pellegrini'nin bu rezillikteki tek suçlu olduğuna inanıyorlar. İspanyol basını da oklarını Pellegrini'ye saplamaya başladı. Marca da bunların başında geliyor. Açığını buldukları her yönden geçiriyorlar Şilili'ye. Sergio Ramos kozu geçti ellerine. Neymiş Atletico Madrid maçında kırmızı kart gören Sergio Ramos'u Alcorcon karşısında oynatabilirmiş ama oynatmamış. Pazartesi toplanması gereken disiplin kurulunun başkentte düzenlenen geleneksel bir festival nedeniyle biraraya gelemediğini, bu yüzden cezasının resmen onaylamadığı için Pellegrini'nin istese Ramos'u sahaya sürebileceğini söylüyor Marca. Ve dalga geçerek, "Bundan Pellegrini'nin haberi bile olduğuna inanmıyoruz" diye ekliyorlar. Acaba Marca'nın haberi var mıydı diyorum ben de. Çünkü pazartesi gün boyunca maç öncesi haberlerini Marca'dan takip ettim. Hatta Real Madrid tarihi dönüşü yapabilir mi diye bir yazı da yazmıştım. Marca'da çıkan oynamayacak futbolcuların listesini de yazıya eklemiştim. O notlarda Marca, Ramos'un cezalı olduğu için sahaya çıkamayacağını ifade etmişti. Demek ki Pellegrini de Marca okuyor olmalı ki Ramos'u oynatabileceğinden haberi olmadı.

10 Kasım 2009 Salı

REAL MADRID ÇÖKTÜ

4-0 yenildikleri maçın rövanşında 1-0 galip geldiler. Tek gol 81. dakikada Van der Vaart'tan. Mucize gerçekleşmedi. Zaten Pellegrini de inanmamıştı. Şilili için beyaz mendiller yavaş yavaş sallanmaya başladı Santiego Bernabeu'da.
Tonin El Torero da çıldıran taraftarlar arasındaydı. Maç boyunca kalktı ve Pellegrini'ye bağırıp durdu. "Pellegrini bu takımı haketmiyor. Bu taraftar stadı tıklım tıklım doldurdu, bir geri dönüş bekliyorlardı ama o yapamadı. Bu rezilliğin tek suçlusu Pellegrini'dir" diyor. Pellegrini ile arası açık olan ve kadro dışı bırakılan Guti de herhalde kıs kıs gülüyordur.

ENKE ARTIK YOK

5 yıldır Hannover'in kalesini başarıyla koruyordu. 2006 yılında kızı Lara'yı 2 yaşında kaybetmiş ardından bu yıl içinde ufak bir kız çocuğunu evlatlık edinmişti. Son 2 yıllık periyodda milli takıma kadar bile yükselmişti. Bu yıl Bundesliga'nın en iyi kalecisi de seçilmişti. Görgü tanıkları intihar ettiğini söylüyor. Arabasından inip kendini trenin altına atmış. Ama ben her ne kadar onu geriye getirmeyecek olsa da buna inanmak istemiyorum. Kim bilir ne derdi vardı?!

OLDU AMA OLMADI KANAL A

Futbolseverler pazar gecesi oynanan 5-5'lik Lyon-Marsilya maçının tekrar yayınlanmasını büyük bir heyecanla bekliyor. Kanal A yönetimi de bu beklentiyi karşılıksız bırakmadı sağolsunlar. Maçın bu gece tekrarını yayın akışlarına koydular. İyi güzel ama ya saati?! Bu tarihi maç gece 00.00'dan itibaren yayınlanacak. Maçın en nefes kesici anlarının son 10 dakikada yaşandığını da hesaba katarsak 01:40'a kadar ayakta kalmamız lazım. Ertesi gün erkenden kalkmayacak olanlar için farketmez ama benim gibi her sabah 7'de kalkmak ve işe gitmek zorunda olanlar için pek de ideal bir saat değil. Kanal A yönetimine sesleniyorum; bu gecelik kaldırın şu "Sıra Geceleri" programını, maçı 21:30'da başlatın, güzel bir futbol gecesi daha yaşayalım.

ÖLENLE ÖLÜYORUZ BE ATA'M, RUHUN ŞAD OLSUN!

9 Kasım 2009 Pazartesi

ARSENAL HAYIR İŞİ YAPARSA

Walcott(aslan), Fabregas(tavşan), Arshavin(köpek balığı) ve Sagna(penguen) bir vakıf için yardım filminin çekiminde. Video ay sonunda oynanacak Arsenal-Chelsea maçında ilk kez Emirates'te gösterilecek. Ortaya nasıl bir şeyin çıkacağını çok merak ediyorum.

REAL MADRİD TARİHİ DÖNÜŞÜ YAPABİLİR Mİ?

Fotoğraftaki Real Madridli Roberto Martinez. 1974/75 sezonu. Real Madrid Kral Kupası çeyrek final ilk maçında deplasmanda Las Palmas'a 4-0 yenilmiş. İspanyol basını büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Real Madrid'e sallayanlar çoğunlukta. Geçemezler diyorlar bu turu. 4-0'ı çevirecek skoru bulamazlar Santiego Bernabeu'da. Maç başlıyor. Sahada fırtına gibi esen bir Real Madrid var. 19. dakikada Roberto Martinez'in golüyle 1-0 öne geçiyorlar. Ama halen büyük bir çoğunluğun umudu yok. Las Palmas gol yememek için direniyor. Sıkı savunma yapıyor, kontraataklarla bir gol bulup turu garantilemenin hesaplarını yapıyorlar. Ancak sahneye efsane bir isim çıkıyor. Santillana. 9 dakika 3 gol bırakıyor Las Palmas ağlarına. Santiego Bernabeu yıkılıyor. Tarihi günlerinden birini yaşıyor Real Madrid. 4-0'ın rövanşında 4-0'ı buluyorlar. Bu kez paçası tutuşan taraf Las Palmas. Olmaz diyorlar. Buradan turu veremeyiz. Saldırıyorlar Real'in üzerine. Ama 66. dakikada defansif ortasaha Pirri, Las Palmas'ın ayağının altındaki tabureye vuruyor. Maçın bitimine 24 dakika kala 5-0'ı buluyor Real Madrid ve mucizevi bir sonuçla turu geçmeyi başarıyorlar.

Şimdi yarın akşam Alcorcon karşısında aynı mucizeyi gerçekleştirmeye çalışacaklar. 2. Galacticos da olsalar işleri biraz zor gibi görünüyor. Ronaldo sakat, Guti kadro dışı, Sergio Ramos cezalı, Benzema, Alonso ve Casillas da Pellegrini tarafından görevlendirilmeyecek. Tüm yük Kaka, Raul ve Higuain'in üzerinde. Türkiye'de yayınlayan yok bildiğim kadarıyla ama bir şekilde izlemek zorundayız. İnternet sanırım yardımcı olur bu konuda.

TRİBÜNDE DİŞ FIRÇALANIR MI?

Futbol sahaları iyiden iyiye komedi sahnesine dönmeye başladı. Takım arkadaşının orasını burasını sıkanlar mı istersiniz, maçın ortasında sahaya anadan doğma dalanlar mı? Bunların hepsine dünyanın değişik statlarında zaman zaman rastlamışızdır. Ama haftasonunda Stamford Bridge'de olanı ilk kez görüyoruz. Chelsea'de Kalou M.United maçının sonlarına doğru oyuna girmeye hazırlanıyor. Sıradan bir futbol seyircisi bile o sırada yönetmenin oyuna giren futbolcuyu göstereceğini bir şekilde bilir. Tıpkı kırmızı çember içinde dişlerini fırçalayan arkadaş gibi. Durumu fırsat bilip ya toplumsal mesaj veriyor hani sağlıklı dişler için günde 3 kez dişlerinizi fırçalayınız falan diyor ya da bildiğiniz kaçık işte adam. Güneş gözlüğü de işin cabası. Benim anlamadığım nokta acaba diş macununu yanında mı taşıyor ve ağzını suyla çalkalama ihtiyacı duymuyor mu? Var mı daha yaratıcı fikri olan?

DEL PIERO 35 YAŞINDA

Geçen yıl FutbolBlog'da Aceto'yla Del Piero'nun 34. yaşını kutladığımızı hatırlıyorum. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor? Saygılarımızı yollayalım bir kez daha büyük ustaya...

VAY FRANSA'NIN HALİNE

Fotoğraf bu sabahtan. Lyon kalecisi Lloris ve Marsilya kalecisi Mandanda. Dünkü maçta Diawara'nın kafa golü ve Cheyrou'nun uzaktan attığı şutta Hamidou'luk yapan Lloris ile kalesinde 5 gol gören Mandanda Fransa milli takım antrenmanında. Birbirlerinin yüzlerine bakmıyorlar. Artık utançtan mıdır, sinirden midir bilinmez. Lloris 12 haftada 16, Mandanda 11 haftada 15 gol görmüş kalesinde. Unutmadan milli takım kadrosunda bir de bu hafta Lille'in ilk golünde hatalı olan Bordeaux kalecisi Carasso var. O da 12 maçta 9 gol yemiş. İrlanda Cumhuriyeti ile cumartesi günü oynanacak playoff maçında bakalım Domenech eldivenleri kime verecek? Vay Fransa'nın haline!

LYON 5 - 5 MARSİLYA

Maçı izleyemedim ama 5 gol atıp kazanamamak ne demektir yahu? Daha önce 1932'de Fives-Cannes, 1937'de Cannes-Kızıl Yıldız ve 1957'de Nice-Lille maçı 5-5 bitmiş. Lider Bordeaux'nun ligin alt sıralarında yer alan Lille karşısında 3 puan bıraktığı haftada Lyon'a liderlik koltuğuna oturma fırsatı geçmişti. Sen Marsilya karşısında 80. dakikada 4-2 yenik duruma düşüp 90. dakikada 5-4 öne geç, duraklama anlarında beraberlik golünü kalende gör. O topu saha dışına yollarım her ayağıma geldiğinde yine yemem o beraberlik golünü.

Goller ulaştı elime. İnanılmaz maç olmuş gerçekten. Lyon kalecisi Lloris ile Marsilya savunması sonucun oluşmasına büyük tesir etmiş.

video

8 Kasım 2009 Pazar

ERNST'TEKİ EL KİMİN?


Cevap: Hiçbiri değilmiş. İddia edildiğine göre Ekrem Dağ'a aitmiş.

FUTBOL BAHANE MAKSAT MUHABBET

Oasis grubundan tanıdığımız ateşli M.City taraftarı Liam Gallagher kulübü Araplar'ın satın almasının ardından "Unitedlılar'ın alacağı her benzinin bizim kulübümüzü daha da zengin edeceğini bilmek mutluluk verici" demişti. Ancak Liam işin içine futbol girdiğinde her zaman zenginlerden yana değilmiş bunu anladık. Borçları yüzünden istifa eden Berkhamsted FC kulübünün ricasını kırmamış ve kulübe maddi gelir sağlamak için düzenlenen özel maçta forma giymiş. -Fotoğrafta rocker pozuyla kendini belli ediyor- Maçı da 5-2 kazanmışlar ancak takım üyeleri için en keyifli anlar maçın sonrasında yaşanmış. Liam'la gece geç saatlere kadar sohbet, birkaç kadeh içki ve canlı olarak Liam'ın ağzından birkaç Oasis şarkısı. Maksat muhabbet olsun futbol da bahane.