7 Ocak 2010 Perşembe

ÖNCE GOL SONRA POZ

Goran Pandev yazın Lazio'dan ayrılmak istediğini açıklayınca Başkan Lotito ile papaz olmuştu. Lotito da -Kayserispor yönetimi gibi- futbolcusunun ayrılmak istemesine sinirlendi ve kadro dışı bıraktı. Yaklaşık 4 ay boyunca forma giymedi Pandev. Bu süre içersinde kendisini isteyen ve 13 milyon euro gibi iyi bir rakam teklif eden Zenit'e Lotito sırf kıllığına hayır dedi. Ama 23 Aralık'ta federasyon Lazio kulübüne, dolayısıyla da Lotito'ya "Napıyorsunuz kardeşim, böyle saçmalık olur mu? Bırakın futbolcuyu, bundan böyle serbesttir" deyince gıkını çıkaramayan Lotito "Ah ulan neden Zenit'e vermedim ah ulan" diye diye başını duvarlara vurdu.

Pazartesi günü Inter'le 5 yıllık sözleşme imzalayan Pandev dün de Chievo deplasmanında yeni formasıyla ilk maçına çıktı ve Inter onun golüyle 1-0 kazandı. Mourinho ve Inter bu transferden dolayı bir hayli mutlu. O kadar ki mutluluktan çok önemli bir şeyi yapmayı unuttular. "Ya kardeşim biz bu adamla sözleşme imzaladık, sahaya da sürdük ama adamı basının karşısına geçirip poz vermedik yahuu" dediler ve bugün 27 numaralı formasıyla geleneği yerine getirdiler. Var mıdır bunun başka bir örneği, önce gol atan sonra basına tanıtılan? Soru zor oldu biliyorum.

Not: Maçın görüntülerini izleme fırsatım olmadı. Livescore'dan ilk yarısını canlı olarak takip etmiştim, orada Pandev diye yazınca aklımda da öyle kalmış. Bu yazıyı "önce oynat sonra poz verdir" şeklinde de okuyabilirsiniz. Uyarı için teşekkürler.

SOL AÇIK ARAYANLARA DUYURULUR

Türkiye'de sol açık arayan takımlara duyurulur. Endonezyalı Hendri Mulyadi'yi Türkiye'ye getirip mutlaka denemeye alsınlar. Sol kanatta topla birlikte çok hızlı. Topu ayağına aldığında futbolcu, polis falan dinlemez, herkesi takar peşine ve sürükler. Son vuruşları biraz etkisiz o kadar. Özellikle kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda biraz fazla heyecan yapıyor. Ama bunu zamanla yeneceğine inanıyorum. Menajerliğini ben yapıyorum. Şu anda nezarethanede, ama 2 güne çıkar. İsteyen yöneticiler benimle irtibat kurabilir.

6 Ocak 2010 Çarşamba

BARCELONA ÇÖZÜLDÜ

Şampiyon sersemledi demiş Marca. Ligde haftasonunda Villarreal ile 1-1 berabere kaldılar hatta yenilgiden kurtuldular; Messi yoktu dendi. Dün akşam da Kral Kupası'nda Sevilla'ya 2-1 yenildiler; bu kez Messi de vardı. Katalan medyası suçu aynı ifadelerle hakem Perez Burull'a atıyor. Guardiola ise suçlu benim diyor. Ekonominin en önemli kurallarından biridir, zirveye çıktığınız anda düşüş başlamıştır. Yine aynı şekilde dibe vurduğunuzda yükselmeye başlarsınız. Hayat da böyle. Barcelona da bu süreçten birini yaşıyor. Fena mı oluyor, olmuyor aslında, puan kaybettiklerini görmek, karşılarında direnen takımların olması güzel. Bunu şimdilik ufak bir iş kazası olarak değerlendirilebiliriz. Sonuçta karşılaştıkları iki takım da La Liga'nın kalburüstü takımlarıydı. Ama bu puan kayıpları devam ederse bu durumun yavaş yavaş doygunluk olarak açıklanacağına da şahit olabiliriz. Ancak şimdilik erken. Guardiola takımı alıp sağlam bir 30 bin bakımına sokar, yağ ve hava filtrelerini değiştirirse birşeyciği kalmaz.

5 Ocak 2010 Salı

GUARDIOLA'YA TÜRKİYE'DEN TAKIM ELBİSE

Bugün gurur duyduğum sizin de duyabileceğiniz birşey öğrendim. Guardiola'nın giyim tarzı hoşunuza gidiyor mu bilmiyorum ama ben beğenirim. Artık daha da beğeniyorum. Çünkü Guardiola bazı takım elbiselerini Türkiye'den alıyor. Bir Türk tekstil firması tarafından ona özel dikilen takım elbiseler her ay kargoyla Barcelona'daki evine yollanıyor. Örneğin Dünya Kulüpler Kupası Finali'nde giydiği yukarıdaki takım elbisesi de bu firmadan. Firmanın genel merkezinde çalışan yakın bir arkadaşım bana bundan bahsettiğinde inanmadım. Ama Guardiola'ya gönderilen takım elbiselerin onun adına kesilmiş olan faturalarını gösterdiğinde "vay anasını" çıktı ağzımdan. Rica ettim blogda yayınlamak için ama hem özel müşterileri olduğundan hem de başına iş açabileceğinden bunu yapamayacağını söyledi. Ama bana ceketi prova yapılırken çekilmiş aşağıdaki fotoğrafı verdi. Hem reklam olmaması hem de arkadaşımın başına iş açmamak için yayınlamıyorum ben de firmanın adını. Kendileri zaten Guardiola ile anlaşabilirlerse çok yakında başlayacak yeni reklam kampanyalarında billboardlarda onun resmini kullanacaklar. Ne diyelim Türkiye, Barcelona'yı fethediyor. THY'dan sonra bir Türk markası daha Nou Camp'ın kapısından giriyor.

KİM BU?


"Lalas görünümlü Breitner" diyen MaSSaRo'yu verdiği cevaptan dolayı kutluyorum ama sadece komik olduğu için. Platini diyenlere selam olsun!

ATLETICO'NUN İLK TRANSFERİ

Bir Ali Turan hadisesi de Arsenal ile Atletico Madrid arasında yaşanıyor. Kayserispor'un Galatasaray'ı ayartmakla(!) suçlamasından yola çıkarsak eğer Atletico'nun da Arsene Wenger'in bebelerinden birini ayarttığını söyleyebiliriz. Sözleşmesi sezon sonunda sona erecek olan 19 yaşındaki Fran Merida ile 5 yıllık sözleşme imzaladılar. Barcelona altyapısından yetişip Fabregas'ı takip ederek Arsenal'e transfer olan İspanyol, Wenger'in güvenerek 17 yaşında sahaya sürdüğü isimlerden biriydi. Geçtiğimiz eylül ayında Arsenal sözleşmesini 5 yıl daha uzatmayı teklif etti hatta Sevilla da ciddi bir teklif yaptı ancak kabul etmedi. Kasım başında tekrar sözleşme imzalama konusunda baskı yaptılar, yakında imza atacak dediler. Ama o rotayı çoktan Atletico'ya çevirmişti. İmzayı atmadı ve kurallar gereği 1 Ocak itibariyle her kulüple görüşme hakkına sahip oldu. O da İspanyol ekibiyle 5 yıllık sözleşme imzaladı. Sezon sonunda Madrid'in yolunu tutacak. Atletico adına iyi bir transfer. Yaratıcı bir orta saha oyuncusuna yıllardır ihtiyaç duyuyorlardı.

Wenger kuşkusuz büyük bir şok yaşıyordur. Çünkü onu yeni Fabregas'ı olarak görüyordu. Bundan sonra Wenger ve Arsenal yönetimi sezon sonuna kadar nasıl bir tutum sergileyecek merakla bekliyorum. Arsenal onu sırf kıllığına başka bir takıma vermeye kalkar mı ya da takımla antrenma çıkmasına bile izin verilir mi bekleyip görelim. Bakalım orada profesyonellik anlayışı nasıl işleyecek, ardından Ali Turan meselesi ile arasında bir kıyaslama yapma imkanı buluruz.

3 Ocak 2010 Pazar

UYUMLU İKİLİ

Son dönemin en uyumlu(!) çifti diyebilirim. Bir tarafta eski Dünya Ağırsiklet Boks Şampiyonlarından, şu anda da birkaç önemli ünvana sahip olan Vladimir Klitschko, diğer tarafta ise Heroes dizisiyle ünlenen Hayden Panettiere. Hayır dış görünüşleri bakımından pek uyumlu değiller, birinin boyu 200, diğerininse 150 cm civarı. Peki neden uyumlular? Adam önüne geleni yıkan, yumrukları balyoz gibi olan bir boksör; kızsa adamdan 100 tane yumruk yese bile hiçbir şey olmamış gibi kalkıp yürüyebilecek bir süper kahraman da ondan. Daha ne olacak?!