7 Nisan 2010 Çarşamba
UYANIK ROONEY
M.United-Chelsea maçını sakat olan Rooney arkadaşlarıyla birlikte locadan izliyor. Devre arasında Rooney odada yalnızken servis yapan kadınlardan biri büyük bir bira ile geliyor ve bardağı masaya bırakıyor. Eyleme geçmeden önce heyecanlı bir şekilde tırnaklarını yiyen Rooney kadın çıktıktan sonra hemen biraya uzanıyor ve kimseye çaktırmadan(!) küçük bir bardağa biraz dolduruyor. Hemen ardından da aklına monitöre bakmak geliyor ve bozuntuya vermeden hiçbir şey yokmuş gibi sahaya bakmaya devam ediyor.
MESSI TSUBASA OLMA YOLUNDA
Maçın ardından herkesin kafasında Messi için artık yeni ne söylenebilir, üstüne ne eklenebilir düşüncesi oluştuğuna eminim. Mevcut yakıştırmalar, kelime oyunları, unvanlar yetmiyor ona. Ama fazla zorlamamak lazım bundan sonra. Messi Messi'dir deyip geçmek lazım. Çünkü bazı futbolculara, üstüste çalımlarla gol attıktan ya da olağanüstü hareketlerin ardından arkadaşına gol attırmasından sonra "Maradona gibi oynadı", "Maradonavari gol attı" yakıştırmaları nasıl yapıldıysa -yapılıyorsa- artık Messi için bu yapılamaz. O Michael Jordan gibi ya da üstadı Maradona gibi oyunu farklı bir boyuta taşıdı. Yeni dönemin yeni süper yıldızı o.6 Nisan 2010 Salı
AH PAPATYAM VAH CÜMBÜR CEMAAT AİLE!
Star TV'nin ayrı bir yeri vardır gönlümüzde. Buna sebep olan da, bana göre Star'ın Star olmasını sağlayan başlıca olguyla aynı şeydir aslında. Nedir? Şampiyonlar Ligi'dir. 16-17 yıldır o muazzam müziği dinleterek bize az sonra futbolun en güzel yemeklerinden birinin sunulacağının müjdesini vermişlerdir. Belki de futbolu yeni nesillerin daha da sevmesini sağlamışlardır bu yolla. Ama son zamanlarda artık kendilerine kızıyoruz, sinirleniyoruz. Çünkü salı akşamlarımızı bizden çaldılar. Bize artık çok görüyorlar. Belki D-Smart sattırmak için yayınlamıyor belki de Papatyam'ı daha çok reyting aldığı için bu maçlara tercih ediyorlar. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey yöneticilerin tüm eleştirilere kulak tıkadığı. Ancak böyle yaparak birçok insanı D-Smart'tan daha da soğutuyor ve almamaları için motive ediyorlar. Ayrıca Star spor servisinde çalışan arkadaşların da bu geceki maç açık kanaldan yayınlanmadığı için üzgün olduklarını umuyorum, tahmin ediyorum. Çünkü böyle bir eşleşmeyi yayınlarken, hele ki ilk maçı izledikten sonra daha çok insana ulaşamayacakları için mutlaka üzgündürler. Son olarak da diyorum ki, sadece bu gece biz futbol aşıkları değil Papatyam'ın ve Cümbür Cemaat Aile'nin oyuncuları bile oturup Barcelona-Arsenal maçını izlemezse ne olayım!
5 Nisan 2010 Pazartesi
BAHİS DÜNYASI VE ERKEN UYARI SİSTEMİ
Evsahibi, deplasman takımı ya da beraberlik... 2,5 gol üstü ya da altı... Toplam gol, ilk yarı-maç sonucu, handikaplı maçlar... Çifte şans ya da maç skoru...
Daha da abartırsak, maça kim başlayacak, ilk taçı kim atacak, ilk kart kime çıkacak, ilk golü kim atacak, ilk faulü kim yapacak, penaltı olacak mı vs.
Bahis dünyası aldı başını gidiyor. Sadece futbolla sınırla kalsa yine iyi. Artık neredeyse her spor dalıyla ilgili ortaya para koymak mümkün. Çünkü birilerinin cebinizdeki parada fazlasıyla gözü var. Son kuruşunuza kadar sizi emmek istiyorlar. Bu yüzden sanal alemde bahis oynatan internet siteleri, sokak aralarında da dükkanların sayısı her geçen gün artıyor. Oturduğu yerde cebindeki üç kuruşu basıp karşılığında binleri alma peşinde olan binlerce insan var. İşsizliğin alıp başını gitmesiyle bu dünyayı kendisine gelir kapısı olarak görenlerin sayısı da artıyor. Ya da çok parası olup bu işe sırf zevk için bulaşanlar da azımsanmayacak sayıda.
Bahis dünyasında milyar dolarlar dönüyor. Dolayısıyla sadece eline kağıt kalem alıp oynayanların dışında bu işin bizzat içinde olan aktörlerin de bu dünyanın cazibesine kapılmaması mümkün değil. Ayrıca ceplerini dolduran bahis patronları da onlar olmadan hiçbir şey yapamaz. Hakemler, yöneticiler, futbolcular da bunun farkında. Bazıları ihtiyaçları ya da açgözlülükleri nedeniyle maçları manipüle ederken bazıları da tehdit yoluyla bu kirli dünyanın içine çekiliyor, mecbur bırakılıyorlar. Futbolu yönetenlerin bu anlamda başında büyük bir dert var. Dünyanın dört bir yanında hergün oynanan yüzlerce maçı takip etmek zorundalar. Kolay iş değil. Ama bir yerden başlanmak zorunda. Öncelikle çoğunluğun ilgi duyduğu, en çok bahisin oynandığı büyük liglerin ve turnuvaların takibiyle başlanması da en doğru olanı.
FIFA da bunu yapıyor. Bundan yaklaşık 4 yıl önce ciddi bir adım atarak kendi bünyesinde bir birim oluşturdu. Bu birim İsviçre'nin Zürih kentinde sıradan bir ofiste "Early Warning System" yani "Erkan Uyarı Sistemi" adı verilen programı kullanıyor. Ekip üyeleri bu bilgisayar programı sayesinde maçları ve oranları sürekli kontrol ediyor. Şüphelendikleri bir durum olduğundaysa bunu hemen bahis şirketlerine bildiriyor. Ardından da kanıtlarıyla FIFA'ya raporluyor. Bu yeni sistem için ilk olarak 2006 Dünya Kupası pilot proje olarak seçildi ve her maç çok sıkı şekilde takip edildi. Yaklaşık 1 yıl sonra da birimin kurulduğu resmen açıklandı. Şu anda dünya çapında yaklaşık 500 bahis şirketiyle bağlantı halindeler ve oranlarını sürekli olarak takip ediyorlar. Birim futbol federasyonlarıyla da bağlantılarını kuvvetlendirme aşamasında. Başı şike illetiyle dertte olan federasyonların talep etmesi halinde maçları takip etmeye yarayan donanımları sağlamakla birlikte bunların kullanımı konusunda da eğitim veriyorlar. Mesela 2008 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin talebiyle Pekin Olimpiyatları kurulan bir ekip tarafından her anıyla izlendi, raporlandı. Ayrıca 2010 Dünya Kupası eleme maçları da Zürih'teki bu ofis tarafından yakın merceğe alındı. Baş analist Detlev Zenglein elemelerde şüpheli bir durumla karşılaşmadıklarını söylüyor.
Şimdi sırada Dünya Kupası var. Sistem elemelerin bitmesinin ardından turnuva başlayana kadar daha da geliştirilecek. Ancak büyük maçları kontrol etmek çok da zor olmasa gerek. Herkesin gözünün üzerinde olduğu maçları manipüle etmeye cesaretlenebileceklerine inanmıyorum. Asıl dikkatlerin üzerinde olması gereken alt liglerde oynanan maçlar. Bunların kontrolü için de daha çok zaman geçmesi gerekiyor. Ya da birileri vicdanıyla hareket edip ahlaklı davranmak zorunda. Bahis dünyasına umut bağlayan arkadaşlar da şunu unutmamalı ki, ne olursa olsun en sonunda kazananın kasa olduğu gerçeği tokat gibi yüzümüze çarpıyor, çarpmaya da devam edecek. En nihayetinde, kaybettiklerinizin bir kısmını karşılayabiliyorsanız bile şanslılar arasındasınızdır, bunu unutmayın ve kendinizi çok fazla kaptırmayın!
Daha da abartırsak, maça kim başlayacak, ilk taçı kim atacak, ilk kart kime çıkacak, ilk golü kim atacak, ilk faulü kim yapacak, penaltı olacak mı vs.
Bahis dünyası aldı başını gidiyor. Sadece futbolla sınırla kalsa yine iyi. Artık neredeyse her spor dalıyla ilgili ortaya para koymak mümkün. Çünkü birilerinin cebinizdeki parada fazlasıyla gözü var. Son kuruşunuza kadar sizi emmek istiyorlar. Bu yüzden sanal alemde bahis oynatan internet siteleri, sokak aralarında da dükkanların sayısı her geçen gün artıyor. Oturduğu yerde cebindeki üç kuruşu basıp karşılığında binleri alma peşinde olan binlerce insan var. İşsizliğin alıp başını gitmesiyle bu dünyayı kendisine gelir kapısı olarak görenlerin sayısı da artıyor. Ya da çok parası olup bu işe sırf zevk için bulaşanlar da azımsanmayacak sayıda.
Bahis dünyasında milyar dolarlar dönüyor. Dolayısıyla sadece eline kağıt kalem alıp oynayanların dışında bu işin bizzat içinde olan aktörlerin de bu dünyanın cazibesine kapılmaması mümkün değil. Ayrıca ceplerini dolduran bahis patronları da onlar olmadan hiçbir şey yapamaz. Hakemler, yöneticiler, futbolcular da bunun farkında. Bazıları ihtiyaçları ya da açgözlülükleri nedeniyle maçları manipüle ederken bazıları da tehdit yoluyla bu kirli dünyanın içine çekiliyor, mecbur bırakılıyorlar. Futbolu yönetenlerin bu anlamda başında büyük bir dert var. Dünyanın dört bir yanında hergün oynanan yüzlerce maçı takip etmek zorundalar. Kolay iş değil. Ama bir yerden başlanmak zorunda. Öncelikle çoğunluğun ilgi duyduğu, en çok bahisin oynandığı büyük liglerin ve turnuvaların takibiyle başlanması da en doğru olanı.
FIFA da bunu yapıyor. Bundan yaklaşık 4 yıl önce ciddi bir adım atarak kendi bünyesinde bir birim oluşturdu. Bu birim İsviçre'nin Zürih kentinde sıradan bir ofiste "Early Warning System" yani "Erkan Uyarı Sistemi" adı verilen programı kullanıyor. Ekip üyeleri bu bilgisayar programı sayesinde maçları ve oranları sürekli kontrol ediyor. Şüphelendikleri bir durum olduğundaysa bunu hemen bahis şirketlerine bildiriyor. Ardından da kanıtlarıyla FIFA'ya raporluyor. Bu yeni sistem için ilk olarak 2006 Dünya Kupası pilot proje olarak seçildi ve her maç çok sıkı şekilde takip edildi. Yaklaşık 1 yıl sonra da birimin kurulduğu resmen açıklandı. Şu anda dünya çapında yaklaşık 500 bahis şirketiyle bağlantı halindeler ve oranlarını sürekli olarak takip ediyorlar. Birim futbol federasyonlarıyla da bağlantılarını kuvvetlendirme aşamasında. Başı şike illetiyle dertte olan federasyonların talep etmesi halinde maçları takip etmeye yarayan donanımları sağlamakla birlikte bunların kullanımı konusunda da eğitim veriyorlar. Mesela 2008 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin talebiyle Pekin Olimpiyatları kurulan bir ekip tarafından her anıyla izlendi, raporlandı. Ayrıca 2010 Dünya Kupası eleme maçları da Zürih'teki bu ofis tarafından yakın merceğe alındı. Baş analist Detlev Zenglein elemelerde şüpheli bir durumla karşılaşmadıklarını söylüyor.Şimdi sırada Dünya Kupası var. Sistem elemelerin bitmesinin ardından turnuva başlayana kadar daha da geliştirilecek. Ancak büyük maçları kontrol etmek çok da zor olmasa gerek. Herkesin gözünün üzerinde olduğu maçları manipüle etmeye cesaretlenebileceklerine inanmıyorum. Asıl dikkatlerin üzerinde olması gereken alt liglerde oynanan maçlar. Bunların kontrolü için de daha çok zaman geçmesi gerekiyor. Ya da birileri vicdanıyla hareket edip ahlaklı davranmak zorunda. Bahis dünyasına umut bağlayan arkadaşlar da şunu unutmamalı ki, ne olursa olsun en sonunda kazananın kasa olduğu gerçeği tokat gibi yüzümüze çarpıyor, çarpmaya da devam edecek. En nihayetinde, kaybettiklerinizin bir kısmını karşılayabiliyorsanız bile şanslılar arasındasınızdır, bunu unutmayın ve kendinizi çok fazla kaptırmayın!
4 Nisan 2010 Pazar
2 Nisan 2010 Cuma
EN HIZLI TÜRK METİN ŞENTÜRK
Metin Şentürk bugün Ferrari'si ile hız dünyasında tarihe geçti. Bugünkü gündeme bakarak haberin devamını bir Türk kırmızı araçla Malezya GP'si öncesi antrenman turlarının en hızlı ismi oldu şeklinde getirmek isterdim. Ama bunun için çok uzun bir zamana ihtiyaç var. İnşallah günün birinde ne diyeyim! Rekor anlamında şimdilik sevdiğim sanatçılardan biri olan Metin Şentürk ile yetinmek durumundayız. Engelli olmasına, çocukluk ve gençlik zamanlarında çok büyük sıkıntılarla, zorluklarla yoğrulmasına rağmen yaşama sevinci ve espri anlayışıyla ilgimi çekmiştir her zaman. Şentürk bugün daha bir şen. Şanlıurfa'daki GAP Havaalanı'nda Ferrari ile 292.89 km ortalama hızla giderek dünyanın görme engelli en hızlı insanı oldu. Dünyanın en kebap işlerinden birini yaptığını düşündüğüm Guiness Rekorları yetkilisi arkadaş da rekor denemesini takip etti ve bir önceki rekoru 23 km ile geçen Şentürk'e sertifikasını sundu. Kendisini tebrik ediyor, en kısa zamanda bu rekoruyla ilgili bir şarkı yapmasını umuyorum.
Son olarak da konuyla ilgili geçtiği habere "Dünyanın en hızlı körü" başlığını atan ajansa da "elinizin körü" demek istiyorum.
1 Nisan 2010 Perşembe
REKLAMDA REAL MADRID KAZANIYOR
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
