9 Mayıs 2009 Cumartesi
VAN GAAL DEFTERİ TÜRK TAKIMLARI İÇİN KAPANDI
Louis Van Gaal'in adı artık Galatasaray, Fenerbahçe ve hatta Trabzonspor ile anılamayacak. Yazılı basınımızın bu ismi dedikodu defterlerinden çıkarma vakti geldi. Hollandalı teknik adam önümüzdeki sezondan itibaren yakışacağını düşündüğüm Bayern Münih'in başında olacak. Sol elinde tuttuğu ve hiç eksik etmediği defteriyle Alianz Arena'da güzel güzel notlarını almaya devam edecek. Dünya'nın en iyilerinden biridir gözümde. Kulüp takımları Ajax, Barcelona ve AZ ile kaldırmadığı kupa kalmamıştır. AZ Alkmaar'ın Başkanı geçenlerde kendileriyle 2010'a kadar sözleşmesi olduğunu ve bu anlaşmaya uyanacağına inandıklarını, O'nu bırakmak istemediklerini söylese de Franz Beckenbauer bu işe elini atarsa istediğini almadan bırakmaz. Hatta yalnızca kendisi değil AZ'nin kaptanı ve orta saha oyuncusu olan 25 yaşındaki Stijn Schaars'ı da yanında götüreceği söyleniyor.
Bu kadar çok teknik direktör değişikliğinin yaşandığı, yaşanacağı bir sezon daha hatırlamıyorum. Futbolcudan çok teknik direktör transferlerini konuşuyoruz daha sezon tamamlanmadan. Başı çeken ülke de Almanya. Schalke'nin başına geçecek olan Felix Magath'ın boşalttığı koltuğa da Werder Bremen'in hocası Thomas Schaaf'ın geçeceği iddia ediliyor. Tek kulüp adamıdır Schaaf. Maldini Milan için neyse Schaaf da Bremen için odur. Genç takımından yetişmiştir, 17 yıl top oynamıştır ve 10 yıldır da yönetmektedir. Ne oldu da bırakıp gidiyor bu kadar yılın ardından merak ediyorum. Gidecekse de Uefa Kupası'nı kaldırıp gitmesini isterim. Baksanıza nasıl da masum masum bakıyor, istediği ne kadar belli.
8 Mayıs 2009 Cuma
ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA İZLEMEYİ ÖZLEYECEĞİM 11 FUTBOLCU - BÖLÜM 1
Futbolda yavaş yavaş kariyerlerinin sonuna gelen futbolcularla ilgili bir çalışma yaptım. Sahalara veda ettikten sonra izlemeyi özleyeceğim futbolculardan bir 11 oluşturdum. Bu kadroyu kurarken de yaşları 35 ve üstünde olan, kariyerlerinde gerek kulüp gerekse milli takımlarında kupalar kaldırmış futbolcuları seçtim. 4-4-2 olarak dizmeye karar verdiğim takımımdan ilk olarak kale ve savunmadaki 5 ismi sizlerle paylaşıyorum. İkinci bölümde ise orta saha ve forvet hattını kuracağım. Bu efsaneler hakkında kuşkusuz söylenecek çok şey var ancak fazla uzatmak istemedim.
Kalede Edvin Van der Sar:
Herşeyden önce Juventus kalesini koruyan ilk yabancı kalecidir kendileri. Ajax futbol akademisinin Dünya'ya sunduğu en iyi kalecilerden biridir gözümde. 39 yaşına gelmesine rağmen afacan yüz ifadesini halen kaybetmemiştir. 130 kezle Hollanda milli takımının formasını en fazla giyen futbolcudur aynı zamanda. En büyük başarılarından biri, çok az futbolcuya nasip olmuş şampiyonlar ligi şampiyonluğunu iki farklı takımda kazanmasıdır, 1995'de Ajax'la, 2008'de M.United'la. 27 Mayıs'ta bu kupayı üstüste ikinci kez kaldırma onuruna erişebilir. Oysaki 1996 yılında da bunu başarmaya çok yaklaşmıştı. Ancak 1-1'in sonunda penaltılara giden maçta Juventus'lu futbolcuların vuruşlarında gollere engel olamayınca kaybetmişlerdi. 9 sezon Ajax forması, 2 sezon Juventus (kaleyi Buffon'a kaptırdı), 4 sezon Fulham forması giydi. M.United'a transfer olduktan sonra adeta yeniden doğru ve son 4 sezondur da İngiliz ekibinin kalesini başarıyla koruyor. 2010 Dünya Kupası'nda oynar mı bekleyip göreceğiz.
Sağ bek Javier Zanetti:
Gerçek bir profesyonel, istikrar abidesi, görev adamı. 36 yaşına geldi. Her maç öncesi saçlarını fön çektirerek sahaya çıktığını düşündüğüm adam. 1995 yılından bu yana Inter forması giyiyor ve emekliliğine çok yaklaştı. Sağ bek ve sağ açıkta vazifesini çok iyi yaptı. Gün geldi orta sahada oyun kurdu, gün geldi sağ kanatta dinamo gibi çalışıp hem savunmaya hem forvete destek verdi. İtalya'da traktör diye anılan Zanetti 600 kezden fazla Inter forması giydi ve İtalyan olmayan futbolcular arasında en fazla forma giyen oyuncu ünvanına erişti. Inter ile 3 kez Serie A şampiyonluğu, 1 Uefa Kupası, 2 İtalya Kupası, 3 İtalya Süper Kupası kazandı. Futbolu bıraktıktan sonra Inter ve Arjantin'de eşiyle birlikte engelli çocuklar için açtıkları vakıf adına çalışmaya devam edeceğini açıkladı. Herşeyden önce yeni yetişen futbolculara profesyonelliği de öğretmeli diye düşünüyorum.
Savunmanın ortasında Fabio Cannavaro:
O'nunla ilgili söylenecek ilk şey heralde Fifa Dünya'da Yılın Futbolcusu ödülünü bir defans oyuncusu olarak ilk kez O'nun almasıdır. 36 yaşına geldi. 1992 yılında Napoli'de futbol kariyerine başlamıştı. Biraz daha zorlasa Maradona ile aynı takımda Serie A'da forma giyebilirdi. Son dönemde O'nunla ilgili hatırladığım iki üzücü şey var. Biri Euro 2008'in başlamasına kısa bir süre kala antrenmanda sakatlanıp evine dönmesi, diğeri ise geçen hafta Barcelona'dan 6 yedikleri maçta düştükleri güç durum. Bende kulüpten çok bir milli takım futbolcusu havası yaratmıştır. Real Madrid'le yaşadığı iki lig şampiyonluğu dışında kulüp takımında lig şampiyonluğu yaşamayan Cannavaro'nun en büyük başarısı da 2006 yılında Dünya Kupası'nı kaptan olarak kaldırmasıydı. Güzel bir eşe ve 3 çocuğa sahip olan Cannavaro'nun bundan birkaç yıl önce bir dergiye verdiği röportajda kadınlarla ilgili açıklamalarını hiç unutmam; "Asyalı kadınlara bayılıyorum, özellikle Hint ve Çinli kadınlara. Birer Tanrıça gibi yürüyorlar" demişti. Neyseki eşiyle halen mutlu bir evliliğe sahipler. Sezon sonunda tekrar İtalya'ya, Juventus'a döneceği konuşuluyor.
Savunmanın ortasında Paolo Maldini:
O'nunla ilgili ne söylesek az. Yakışıklılığıyla kadınların, futbolculuğuyla erkeklerin kalbinde taht kuran bir isim. Dünya futbolunun yetiştirdiği en büyük savunma oyuncularından biri. 41'ine merdiven dayadı. 24 yıllık profesyonel futbolculuk yaşamında O'nun için iki takım vardı, Milan ve İtalya. Artık bırakıyor, çok özleyeceğiz. 7 kez lig şampiyonluğu, 5 kez şampiyonlar ligi şampiyonluğu, süper kupalar, İtalya kupaları vs. kazandı. İçinde kalan tek şey zannediyorum İtalya milli takım formasıyla kupa kaldıramamış olması. 1994 Dünya Kupası'nı ve 2000 Avrupa şampiyonasını finalde kaybetmişti. Geçtiğimiz günlerde İtalya milli takımıyla özel bir maçla futbola veda etmeyi reddetti. Federasyona teşekkür etti ve resmi bir maçla veda etmeyi istediğini söyledi. Ligin son haftasında Floransa'da oynanacak Fiorentina maçıyla futbola veda edecek. Jübile maçının dillere destan olmasını bekliyorum. 3 numaralı formasını Milan'ın gençlerinde oynayan oğlu Cristian, A takıma yükselene kadar kimse giymeyecek.
Sol bek Roberto Carlos:
Roberto Carlos denilince çoğumuzun aklına gelen ilk şey Fransa'ya o fizik kurallarını zorlayan serbest vuruştan attığı goldür. 12 yıl önce attığı bu gol halen birçok futbol programının jeneriğinde yer almakta. İkinci şey ne peki desem? Heralde son derbide Lincoln'le birlikte arkadaşları kavga ederken verdikleri pozdur. 36 yaşına geldi Brezilya'lı. Artık kariyerinin son yıllarını yaşıyor. Fenerbahçe kulübü sayesinde Dünya'nın en iyi sol beklerinden birini çıplak gözle izleme fırsatı bulduk. Buraya her ne kadar posasının geldiğini düşünsem de her zaman saygım sonsuzdur kendisine. Ancak herşeyden önce benim için Real Madrid'li Roberto Carlos'dur. Çünkü en büyük başarıları İspanyol kulübünde yaşamıştır. Real Madrid'le 4 kez İspanya ligi, 3 kez şampiyonlar ligi, İspanya ve Uefa Süper Kupaları'nı kaldırmış, milli takımla da 2002 Dünya Kupası'nı kazanmıştır. Sezon sonunda Brezilya'ya döneceği söyleniyor. Eğer Türkiye Kupası'nı kaldırırsa adı Fenerbahçe'nin 26 yıllık özlemine son verenlerin arasında yer alacak ve her zaman hatırlanacak.
Kalede Edvin Van der Sar:
Herşeyden önce Juventus kalesini koruyan ilk yabancı kalecidir kendileri. Ajax futbol akademisinin Dünya'ya sunduğu en iyi kalecilerden biridir gözümde. 39 yaşına gelmesine rağmen afacan yüz ifadesini halen kaybetmemiştir. 130 kezle Hollanda milli takımının formasını en fazla giyen futbolcudur aynı zamanda. En büyük başarılarından biri, çok az futbolcuya nasip olmuş şampiyonlar ligi şampiyonluğunu iki farklı takımda kazanmasıdır, 1995'de Ajax'la, 2008'de M.United'la. 27 Mayıs'ta bu kupayı üstüste ikinci kez kaldırma onuruna erişebilir. Oysaki 1996 yılında da bunu başarmaya çok yaklaşmıştı. Ancak 1-1'in sonunda penaltılara giden maçta Juventus'lu futbolcuların vuruşlarında gollere engel olamayınca kaybetmişlerdi. 9 sezon Ajax forması, 2 sezon Juventus (kaleyi Buffon'a kaptırdı), 4 sezon Fulham forması giydi. M.United'a transfer olduktan sonra adeta yeniden doğru ve son 4 sezondur da İngiliz ekibinin kalesini başarıyla koruyor. 2010 Dünya Kupası'nda oynar mı bekleyip göreceğiz.Sağ bek Javier Zanetti:
Gerçek bir profesyonel, istikrar abidesi, görev adamı. 36 yaşına geldi. Her maç öncesi saçlarını fön çektirerek sahaya çıktığını düşündüğüm adam. 1995 yılından bu yana Inter forması giyiyor ve emekliliğine çok yaklaştı. Sağ bek ve sağ açıkta vazifesini çok iyi yaptı. Gün geldi orta sahada oyun kurdu, gün geldi sağ kanatta dinamo gibi çalışıp hem savunmaya hem forvete destek verdi. İtalya'da traktör diye anılan Zanetti 600 kezden fazla Inter forması giydi ve İtalyan olmayan futbolcular arasında en fazla forma giyen oyuncu ünvanına erişti. Inter ile 3 kez Serie A şampiyonluğu, 1 Uefa Kupası, 2 İtalya Kupası, 3 İtalya Süper Kupası kazandı. Futbolu bıraktıktan sonra Inter ve Arjantin'de eşiyle birlikte engelli çocuklar için açtıkları vakıf adına çalışmaya devam edeceğini açıkladı. Herşeyden önce yeni yetişen futbolculara profesyonelliği de öğretmeli diye düşünüyorum.Savunmanın ortasında Fabio Cannavaro:
O'nunla ilgili söylenecek ilk şey heralde Fifa Dünya'da Yılın Futbolcusu ödülünü bir defans oyuncusu olarak ilk kez O'nun almasıdır. 36 yaşına geldi. 1992 yılında Napoli'de futbol kariyerine başlamıştı. Biraz daha zorlasa Maradona ile aynı takımda Serie A'da forma giyebilirdi. Son dönemde O'nunla ilgili hatırladığım iki üzücü şey var. Biri Euro 2008'in başlamasına kısa bir süre kala antrenmanda sakatlanıp evine dönmesi, diğeri ise geçen hafta Barcelona'dan 6 yedikleri maçta düştükleri güç durum. Bende kulüpten çok bir milli takım futbolcusu havası yaratmıştır. Real Madrid'le yaşadığı iki lig şampiyonluğu dışında kulüp takımında lig şampiyonluğu yaşamayan Cannavaro'nun en büyük başarısı da 2006 yılında Dünya Kupası'nı kaptan olarak kaldırmasıydı. Güzel bir eşe ve 3 çocuğa sahip olan Cannavaro'nun bundan birkaç yıl önce bir dergiye verdiği röportajda kadınlarla ilgili açıklamalarını hiç unutmam; "Asyalı kadınlara bayılıyorum, özellikle Hint ve Çinli kadınlara. Birer Tanrıça gibi yürüyorlar" demişti. Neyseki eşiyle halen mutlu bir evliliğe sahipler. Sezon sonunda tekrar İtalya'ya, Juventus'a döneceği konuşuluyor.Savunmanın ortasında Paolo Maldini:
O'nunla ilgili ne söylesek az. Yakışıklılığıyla kadınların, futbolculuğuyla erkeklerin kalbinde taht kuran bir isim. Dünya futbolunun yetiştirdiği en büyük savunma oyuncularından biri. 41'ine merdiven dayadı. 24 yıllık profesyonel futbolculuk yaşamında O'nun için iki takım vardı, Milan ve İtalya. Artık bırakıyor, çok özleyeceğiz. 7 kez lig şampiyonluğu, 5 kez şampiyonlar ligi şampiyonluğu, süper kupalar, İtalya kupaları vs. kazandı. İçinde kalan tek şey zannediyorum İtalya milli takım formasıyla kupa kaldıramamış olması. 1994 Dünya Kupası'nı ve 2000 Avrupa şampiyonasını finalde kaybetmişti. Geçtiğimiz günlerde İtalya milli takımıyla özel bir maçla futbola veda etmeyi reddetti. Federasyona teşekkür etti ve resmi bir maçla veda etmeyi istediğini söyledi. Ligin son haftasında Floransa'da oynanacak Fiorentina maçıyla futbola veda edecek. Jübile maçının dillere destan olmasını bekliyorum. 3 numaralı formasını Milan'ın gençlerinde oynayan oğlu Cristian, A takıma yükselene kadar kimse giymeyecek.Sol bek Roberto Carlos:
Roberto Carlos denilince çoğumuzun aklına gelen ilk şey Fransa'ya o fizik kurallarını zorlayan serbest vuruştan attığı goldür. 12 yıl önce attığı bu gol halen birçok futbol programının jeneriğinde yer almakta. İkinci şey ne peki desem? Heralde son derbide Lincoln'le birlikte arkadaşları kavga ederken verdikleri pozdur. 36 yaşına geldi Brezilya'lı. Artık kariyerinin son yıllarını yaşıyor. Fenerbahçe kulübü sayesinde Dünya'nın en iyi sol beklerinden birini çıplak gözle izleme fırsatı bulduk. Buraya her ne kadar posasının geldiğini düşünsem de her zaman saygım sonsuzdur kendisine. Ancak herşeyden önce benim için Real Madrid'li Roberto Carlos'dur. Çünkü en büyük başarıları İspanyol kulübünde yaşamıştır. Real Madrid'le 4 kez İspanya ligi, 3 kez şampiyonlar ligi, İspanya ve Uefa Süper Kupaları'nı kaldırmış, milli takımla da 2002 Dünya Kupası'nı kazanmıştır. Sezon sonunda Brezilya'ya döneceği söyleniyor. Eğer Türkiye Kupası'nı kaldırırsa adı Fenerbahçe'nin 26 yıllık özlemine son verenlerin arasında yer alacak ve her zaman hatırlanacak.
Etiketler:
futbol,
özlenecek isimler
YOK ARTIK LEBRON JAMES
Chelsea'liler kafayı yemiş olmalı. Tepkileri dinmeden devam ediyor. Uydurdukları komplo teorilerinin haddi hesabı yok. Son iddiaları da maçın başlamasından saatler önce UEFA'nın resmi sitesine 1-1'lik skorun koyulduğu yönünde. Hatta 3 ya da 4 Chelsea'li futbolcunun sarı kart göreceğini bile tahmin etmiş UEFA. Yok artık Lebron James diyorum, bilseydim UEFA'nın tahminine basardım paraları. Hakem Ovrebo'nun aldığı emirleri uyguladığı ve finalin iki İngiliz takımı arasında oynanmaması için büyük çaba sarfettiğini söylüyor İngilizler. Bu maçı yönettiği için 5000 dolar almış UEFA'dan. Kapısında polisler ve gazeteciler yatıyor adamın. 5000 dolar iyi para ama huzur diye birşey kalmadı. Gerçek mesleği olan psikologluğa devam etsin, çünkü yeşil sahalarda bundan sonra artık çocuklarının okul maçlarını yönetir.
SHAKHTAR DONETSK - WERDER BREMEN
Türk futbolu için son dönemde konuştuğumuz iki figür Mircea Lucescu ve Mesut Özil İstanbul'a geliyor. Shakhtar 1-1'in rövanşında D.Kiev'i 2-1 mağlup etti ve ilk kez bir Ukrayna takımı UEFA kupasında finalist oldu. Werder Bremen ise sahasında 1-0 yenilmesine rağmen rövanşı 3-2 aldı komşusunun sahasında ve Shakhtar'ın rakibi oldu. Bremen ilk kez Uefa Kupası'nda finale yükselmeyi başardı. Diego gördüğü sarı kartın ardından finalde oynayamayacak, Kadıköy'de onu izlemek iyi olurdu. Dünkü maçın ardından Thomas Schaaf stadta Uefa Kupasıyla bu şekilde poz verdi. Bu kupa sahte olanı heralde, yoksa 2 hafta önce benim fotoğraf çektirdiğim ve bugünlerde İstanbul Belediyesi tarafından sergilenen ne ola ki?
Etiketler:
futbol,
uefa kupası finali
7 Mayıs 2009 Perşembe
RUS MAFYASI & HAKEM OVREBO
Rus mafyası ya da Abramovich'in Ovrebo ile ilgili tasarrufu ne olacak bunu merak ediyorum. Abramovich'in Şampiyonlar ligi şampiyonluğunu ne kadar istediğini biliyoruz. Geçen hafta Barcelona'da kumar masasında yatlarından birini kaybetmesinin(4 tane daha var gerçi) ardından bir de dün kupadan hakem nedeniyle(!) elenmelerinin ardından küplere binmiştir diye tahmin ediyorum. Chelsea'liler Ovrebo'ya dün geceden beri ateş püskürüyor. Vermediği penaltılardan dolayı maçın bitiş düdüğünün ardından Drogba ve Ballack başta olmak üzere tüm Chelsea'liler Norveçli hakemin üzerine yürüdü. Aslında yürümeyen bazı Chelsea'liler vardı, onlar da steward'lardı. Ovrebo'yı stadtan çıkartmak için büyük çaba sarfettiler. Yetkililer Ovrebo'nun başına birşey gelmesinden o kadar çok korkmuşlarki kaldığı oteli bile gece vakti değiştirmişler. Otelinin kapısında polisler beklemiş ve gizli bir şekilde ülke dışına çıkması sağlanmış. Ovrebo'yu ülkeyi terkederken görenlerin sayısı oldukça az. Oslo'daki evine vardıktan sonra rahatlamıştır Norveçli hakem, huzura ermiştir diye düşünüyordum ama e-mail yoluyla ölüm tehditleri almaya başlamış. Hatta facebook'ta bu sabah "Kill Tom Henning Ovrebo" adında grup bile açmışlar. Grubun sloganı ise "Kendimizi dün geceki hakemi bulup avlamaya adadık." Polisler şu anda ciddi şekilde güvenliğinden endişe duyuyorlar. Ne diyelim O'na kafayı takanların başında İngilizler'den çok Ruslar geliyor, bir süre evden dışarı adımını atmasa iyi eder.
DIEGO JUVE'YE HAYIRLI OLSUN
Diego mutlu sona ulaştı. İtalyan haber ajansı Ansa'ya göre Juventus'la 4 yıllık sözleşme imzaladı. İtalyanlar Werder Bremen'e 25 milyon, Diego'ya da yıllık 3.5 milyon euro ödeyecek. İki kulübün yetkilileri de transferin henüz bitmediğini söylese de ucuz yönetici yalanlarıdır bunlar. Juventus için çok iyi bir transfer. Oyun kurma anlamında Juve bir eksiklik çekiyordu ve bu eksiği Brezilya'lı ile kapatacaklardır. Porto'dan 2006 yılında Werder Bremen'e geldiğini hatırlıyorum. NTV'de Bundesliga maçlarını yayınlarken maçını en çok anlatmak istediğim takımdı Werder Bremen. Çünkü Diego vardı ve bu, action demek, güzel hareket demek, asist demek, gol demekti. Deco'nun Barcelona'ya gitmesinin ardından Porto yeni Deco olarak almıştı Diego'yu. Ama ilk sezonunda yedeklikten pek kurtulamadı, takıma uyum sağlayamadı, Portekizliler ondaki cevherin farkına belki de varamadı, ama varan bir takım vardı o da Werder Bremen. Alman ekibinin geçtiğimiz yıllarda Avrupa'nın en golcü takımı olmasında büyük pay sahiplerinden biriydi. Kendini iyi parlattı, eline geçen fırsatı iyi kullandı, takımın beyni oldu. Ancak geçen sezon sonundan bu yana birçok takımın transfer listesinde olması, adının devamlı Juventus'la anılması konsantrasyon kaybı yarattı kendisinde bana göre. Çok da iyi bir frikik uzmanıdır. Lincoln'ün daha bir adam olanıdır kanımca. Daha söz dinleyeni, problemsizi gibisinden diyorum yani. Bu sezon 11 gol attı Bremen formasıyla. Bu akşam da takımını Uefa Kupası finaline taşımaya çalışacak.
GUARDIOLA & HIDDINK
Bu kare maçın son anlarından. Chelsea maçı 1-0 önde götürüyor. Bu skor onları finale taşıyacak. Üstelik rakip Barcelona sahada 10 kişi mücadele ediyor. İki teknik adam yan yana geldi, gülücükler attı, birşeyler konuştu. O dakikalarda büyük ihtimalle Hiddink bu maçı götürdüğünü düşünüyordu. Guardiola'nın kafasındansa kimbilir neler geçiyordu?! İkili Iniesta'nın Barcelona'ya turu getiren golünden kısa bir süre önce ne konuşmuş olabilir? En güzel diyalogu yazana benden bir adet Norveç'li hakem Tom Henning Ovrebo'nun forması...HIDDINK: _______________________________________
GUARDIOLA: _____________________________________
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




