21 Mayıs 2009 Perşembe

UEFA KUPASI FİNAL GÜNÜ

Salı gününü İzmir'de geçirdikten sonra dün sabah erken saatlerde yorgun argın İstanbul'a döndüm. Anadolu yakasında oturan annemin evinde geçirdiğim birkaç saatin ardından akşam 6 gibi çıkıp Kadıköy'ün yolunu tuttum. Meslek gereği canlı yayın arabalarının kokusunu aldım heralde, eski salı pazarına kurulmuş olan 10'a yakın aracın arkasına otomobilimi parkettim ve arkadaşlarımın yanında aldım soluğu. El Cezire'si, Rumen kanalı, bizimkiler yoğun bir şekilde koşturuyor, yayın üstüne yayın yapıyorlardı. Bir an için sanki uzun zamandır mesleğimden uzak kalmış gibi hissettim kendimi. Oysaki sadece 6 gün olmuştu. Saat başı canlı yayın yapan NTV'den Emek Ege ve Loran Vayloyan ile bir süre sohbet ettikten sonra maçın başlamasına 2 saat kala stadın yolunu tuttuk.
Salı pazarının diğer tarafında yüzlerce Werder Bremen'li ellerinde biralar şarkılar söyleyerek kendilerini maça hazırlıyorlardı. Bizim kurnaz seyyar satıcılar da bu maç için alışık olduğumuz köfte arabalarını değil bira tezgahlarını kurmuşlardı her köşebaşına. Almanlar ellerindeki Efes kutularını ardı ardına mideye indiriyordu. Medya çadırında arkadaşların geçmiş olsun, inşallah en kısa sürede bir yere başlarsın temennileriyle geçirdiğim yaklaşık 1 saatin ardından stada girme vakti gelmişti. Tabii öncesinde ünlü blog yorumcusu Varol Döken'le de bu tarihi anı kayda almayı ihmal etmedik. Satmayı düşündüğü biletlere alıcı bulamayınca babası ile giymiş üstüne Fenerbahçe formasını finale canlı tanıklık etmeye karar vermişti. (Ancak bazıları O'nun kadar şanslı değildi; bir sonraki post'ta anlatacağım)
Maçın başlamasına 45 dakika kala tribüne girdiğimde biraz hayalkırıklığı yaşadım. Stadta büyük boşluklar vardı. "Dolar heralde" dedim içimden ve koltuğuma oturdum. Bir kale arkasında Shaktar diğer kale arkasında Bremen'liler yerlerini almıştı ama üst katlar boştu. Vakit geçtikçe oralara da aralarında Fenerbahçe'lilerin çoğunlukta olduğu Türk taraftarlar yerleşti. Hemen önümde ateşli bir 6-7 Bremen'li taraftar vardı, arkamda ise bir o kadar sakin Shaktar taraftarları. Bremen'lilerden biri üzerimde Mesut Özil formasıyla beni görünce Almanca birşeyler söyledi. "Anlamıyorum kardeş" dedim "İngilizce bir zahmet." Bana sağ tarafımızda yayına hazırlanan alman tv'cileri gösterdi, "Tanıyor musun" dedi. "Hayır" dedim. "Almanya'nın en ünlü spor muhabirlerinden biri. Ben de ilk kez bu kadar yakından görüyorum" dedi. Neden Werder Bremen forması giydiğimi sorunca birkaç ay önce Mesut Özil'le röportaj yaptığımı, bana forma hediye ettiğini ve sadece bu maçta bir taraf olmak istediğim için üzerime giydiğimi söyledim. Sonra da hem O'nun hem de benim makinemle birer fotoğraf çektirdik.
Ben de O'na saha kenarında yayın yapan Beckenbauer'i gösterdim. "Çok sever böyle maçlardan önce uzun uzun konuşmayı" dedi. Bir süre sonra Kaiser'in yanına Löw de geldi ve Almanlar en iyi yaptıkları işlerden birini, maç öncesi yayınını yapmaya devam etti. Unutmadan W.Bremen spor direktörü Klaus Allofs'u da yayına aldıklarını da söyliyeyim.
Maça gelince size futboldan çok önümde oturan Bremen'li taraftarları izlediğimi söylesem heralde ne demek istediğimi anlarsınız. Bir önceki post'ta da söylediğiniz çoğu şeye katılıyorum. Mesut Özil vasatı aşamadı, 20 yaşında henüz ve çok çelimsiz. Daha da güçlenmesi gerekiyor. Şu an için Diego'nun rolünü üstlenmesi sözkonusu falan değil. Bana göre de Shaktar'lı Srna maçın adamlarından biriydi. Harika bir futbolcu, hem defansif hem de ofansif görevlerini kusursuza yakın yerine getirdi. İkinci yarı da bir ara 1 dakika içinde sol çizgideki Willian'a 3 tane 45-50 metrelik top attı. Bremen'liler her defasında terse düştü bu toplar yüzünden. Savunmanın göbeğinde oynayan Dmytro Chygrynskiy'i de beğeni listeme eklemeden geçmeyeyim. Maçtan önce yazdığım yazıda Shaktar'ın Brezilya'lılarının Bremen savunmasına zor anlar yaşatacağını söylemiştim bu yüzden onlardan hiç bahsetmiyorum.
Shaktar'ın kupayı kazanmasına Lucescu adına çok sevindim. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Rumen hocayı takımlarının başına geçirmek için yoğun mesai harcadığını duydum. Harcamasınlar da ne yapsınlar ki, Rumen hoca iki takım için de biçilmiş kaftan. Maçın sonunda Rumen bayrağıyla sevinci görülmeye değerdi. O'nu gülerken, oyuncularına çocuklar gibi zıplayarak koşarken görmek ayrı bir tarihi andı. Önümdeki Bremen'liler ise maçın son anlarında sinirden koltukları tekmeleyince birkaçımızın hışmına uğrayacaktı. Allah'tan aralarında sınırını bilenler vardı da daha da büyütmeden arkadaşlarını yatıştırdılar. Bağlamak gerekirse son Uefa Kupası sönük, futbol zevkinden uzak geçti. Yıllar sonra düşünüldüğünde Shaktar'ın kupayı kaldırmasının dışında bizler tarafından hatırlanacak sadece birkaç şey var; saha kenarında koşan, muhtemelen fare kovalayan kedi ile bizi hiç ilgilendirmeyen bir maçta bile FB ve GS taraftarlarının birbirine girmeyi başarmasıyla. Roma'daki finali bekliyoruz artık, futbola olan hiçbir zaman dinmeyecek açlığımızı gidermek dileğiyle...

6 yorum:

gkslsrt dedi ki...

ali ağbi bremen'i tutman dışında çok güzel bir yazı olmuş. dediğin gibi mesut sahiden de vasatın çok çok altındaydı ve bremen, diego'nun yerine mesut'u düşünüyorsa bir, iki seneyi başarısız geçer.

tribün manzaraları sahiden de ilginçti. UEFA'da da dağ başını duman aldı :)

Ghetto Ultras Tribune Group dedi ki...

Maç günü öğleden sonra tüm gün Sultanahmetteydim bu Almanlar bir garip maç öncesi eğlenmek yerine mainaları almışlar üstlerde formalar Sultanahmet yerebatan geziyorlardı vapurla karşıya geçerkende bunlar doluştu Eminönünden neredeyse ben hiç Ukraynalı görmedm tek tük 2şerli falan.Ama almanalr Kadıköy ü yemyeşil yapmışlardı ayrıca bazı werder lilerin de Fenerbahçe bayrağı alması (hem anı hem nolur nolmaz unutulmazdı) TV den bolca Her zaman her yerde Fener duyulmuş sanırım. :) Güzel hoş bir finaldi CL finali olsa çok başka olurdu UEFA artık böle işte...

abeyle dedi ki...

öncelikle umarım çok yakında seni sana yakışan bir kanalda görürüz ali abi.
sonra da maçta aslında bence o kadar kötü futbol yoktu.En azından Shakhtar'ın iyi oynadığını düşünüyorum.
Ama bu maçı beğenmeyenler 27 Mayıs'ı beklesin gerçekten.Orada herkesin beğeneceği bir maç olacak.


socratesla.blogspot.com

Tribal Enfexion dedi ki...

Şu şanssız arkadaşın hikayesini bekliyorum ben iki gündür aslında. yine kaçmış :)

breathless dedi ki...

Okunası yazınız için teşekkürler. Ancak Türkiye gibi bir ülkede Lucescu gibi bir adamın kalitesi tartışılırdı. O; kendini ölümüne eleştirenlere, sorgusuz sualsiz koltuğundan gönderenlere kapağı takmıştır. Umarım da Türkiye'ye bir daha gelmez de kendini harcamaz. Hele Galatasaray'a haramdır Lucescu, ki gelmiyormuş zaten orası da ayrı.
Ayrıca maç esnasında Galatasaray taraftarlarının Fenerbahçe'ye küfretmesi çok acıydı, Fenerliler etti mi görmedim, duymadım, onlar da yapmışlarsa -ki büyük ihtimalle yapmışlardır- o da ayıptı. Biz birbirimizi yiyeduralım elalem kupaları götürüyor işte.

varol döken dedi ki...

lütfen konuları çarpıtmayalım sayın pennearabiata... daha kadıköy'e girerken dominik purosu içen elinde martini kadehi olan (evet sokakta, şişeyi de yardımcısı taşıyordu) ablak kırmızı suratlı, gogol'un romanlarından fırlamış rus zengini 100.000 ruble teklif etti de (sakız parası:) satmadım bileti futbol aşkına! şaka bir yana, çok iyi bir final olmazsa (zico'lu bir final veya milan, tottenham, valencia vs.) satarım diye almıştım biletleri, uğraşmadım da sonra, bir baktım maç günü gelmiş... hamburg'u isterdim doğrusu ama bremen ile yetinmek zorunda kaldık...

fenerium üstte tek başıma bremen'i destekledim, biletleri seçebilme hakkım olsa kale arkasına bremenlilerle geçerdim... zaten maçtan sonra çak diye üstüme gelen shaktharlıyı biz bremenliyiz aslanım, ağzının üstüne çakmayayım şimdi diye tersledim:)

taraftar olarak bremen ne kadar ezdiyse shakthar'ı futbol olarak da o kadar ezdi bremen'i shakthar doğruya doğru... mesut da püre oldu, defansın arasında o güçsüzlükle...

gökten üç elma düşsün, biri ali okancı'ya almanya'da maç öncesi yayın teklifi, biri bremenli ağlayan kıza, biri de özhan canaydın'ın kafasına:)