7 Ocak 2009 Çarşamba

SPOR ÜLKESİ OLMAK


Ülkenin önemli spor gazetelerinin kapağına bu resmi koyup bu manşeti atabilmek. Bizim için çok uzak bir ideal. Aslında bu haberi kapağa taşıyabilmek büyük bir zincirin bir halkası sadece. Biliyorum her defasında aynı şeyi söylüyoruz ama Devlet ekonomik gücü varsa, milli gelir yüksekse, halkı olması gereken standartlarda yaşayabiliyorsa sportif anlamda doğru bir adım atabilir. Türk hükümeti spora yatırım yapıyoruz diyor ama dönüşünü alamadığımız, doğru zamanda doğru yerde yapılmayan yatırımlar bunlar. Birçok alanda profesyonel sporcu yetiştirebilecek, onlara hem de eğitim verebilecek bir sistemi yerleştirmek Türkiye'de çok zor. Denizlerle çevrili ülkede usta bir yelkenci, şampiyon bir yüzücü, kaliteli kayak tesislerinin olduğu bu topraklarda şampiyon bir kayakçı, elverişli arazilere sahip coğrafyada şampiyon bir rallici, yine birçok tesisin olduğu ülkeden şampiyon bir tenisçi ne yazıkki çıkmıyor. Bu da zincirin bir diğer halkasını olumsuz etkiliyor. Yani spor basınını. Bu ülkede spor kanallarının, spor gazetelerinin Avrupa standartlarında iyi işler çıkarması da bu sebepten çok zor. Değişik dallarda sporcuların çıkmadığı halktan değişik spor dallarını izlemelerini de bekleyemeyiz. Bu yüzden ülkedeki spor kanallarının yayın akışının %80'ini futbol yayınları, spor sayfalarının %80'ini futbol haberleri oluşturuyor. Bu yüzden blog açan bizlerin %80'i futbol blogları açıyor. Karşılıklı bir etkileşim sözkonusu. L'equipe Avrupa'nın en iyi spor gazetelerinden çünkü Fransa ve Avrupa'da halk birçok spor dalına ilgi duyuyor ve futbol dışında birçok dalda şampiyon sporcu yetişiyor; Fransa'da ve Avrupa'da spor seviliyor, sporcu yetişiyor çünkü onları parlatan, onları manşete taşıyan, tüm dünyaya duyuran L'equipe gibi bir gazete var. Bu çok derin, üzerine sayfalarca yazılabilecek bir konu. Sadece L'equipe'in kapağını görünce birkaç cümle yazmak istedim.

*L'equipe'in manşeti "Kral Grange". Kayakçı Jean-Baptiste Grange dün Zagrep'te Dünya Slalom Kupası'nda ikinci inişinin sonlarında yaptığı atakla evsahibi ülkeden Ivica Kostelic'i geçerek birinciliğe ulaştı.

ADA'NIN EN ZENGİN KULÜP SAHİPLERİ


Abramovich Gazprom'un kayıpları ve M. City'i arapların almasının ardından 3.'lüğe düşmüş.

*Ne olacak bu doğalgazın hali?

BUNDESLIGA HOCALARININ ALDIĞI RAKAMLAR

Teknik direktörlük, hakemlik gibi stresi yoğun bir iş. Kötü gidiş de önce hakeme .ok atarsın ardından da baktın olmuyor teknik adamı kovarsın. Büyük takımların teknik direktörleri üzerinde bu baskı daha büyüktür. Arkandaki büyük kitle, başarılı bir tarih, milyon euroluk sponsorluk anlaşmaları senin durmadan kazanman için baskı yapar. Takımı çalıştırarak, doğru taktiği vererek ve doğru transferleri yaparak başarılı olmaya çalışırsın. Bunun da bir bedeli vardır tabiki. Aşağıda Bundesliga'da görev yapan teknik adamların 2008'de kazandıkları var. Ama her ne kadar Bayern Münih Almanya'nın en büyük kulübü olsa da Klinsmann'ın kazancı ile ardındakiler arasında bu kadar fark olması beni şaşırttı. Lider Hoffenheim'ın hocası Ralf Ragnick 2 milyon € kazanıyor. Bu tabloya baktığımızda aldığı ücret ve takımının bulunduğu basamak bakımından en başarılısının 3. sıradaki Hertha Berlin'in hocası Lucien Favre olduğunu görüyoruz.


1. Jürgen Klinsmann (FC Bayern München): 8 Millionen €
2. Felix Magath (VfL Wolfsburg): 3 Millionen €
3. Christoph Daum (1.FC Köln): 2,2 Millionen €
4. Ralf Rangnick (TSG 1899 Hoffenheim): 2 Millionen €
5. Martin Jol (Hamburger SV): 1,8 Millionen €
6. Hans Meyer (Borussia Mönchengladbach): 1,5 Millionen €
Thomas Schaaf (SV Werder Bremen): 1,5 Millionen €
Jürgen Klopp (Borussia Dortmund): 1,5 Millionen €
7. Fred Rutten (Schalke 04): 1,25 Millionen €
8. Friedhelm Funkel (Eintracht Frankfurt): 1,1 Millionen €
9. Michael Frontzeck (Arminia Bielefeld): 900.000 €
10.Bruno Labbadia (Bayer Leverkusen): 800.000 €
Dieter Hecking (Hannover 96): 800.000 €
Lucien Favre (Hertha BSC Berlin): 800.000 €
11.Marcel Koller (VfL Bochum): 720.000 €
12.Markus Babbel: (VfB Stuttgart): 600.000 €
13.Ede Becker (Karlsruher SC): 500.000 €
14.Bojan Prasnikar (Energie Cottbus): 300.000 €

*Sponsorluk ve reklam gelirleri dahil değildir.

GÜLSEM Mİ ENDİŞELENSEM Mİ?

MILAN 5 - 4 HAMBURG (PENALTILARLA)

İsrail Gazze'yi vuruyor, çocuklar, kadınlar masum insanlar ölüyor. Araplar entarinin altında sallaya sallaya gezmeye, eğlenmeye devam ediyor. Dün de Milan ile Hamburg'u oynattılar. İki takımı günlerce krallar gibi ağırladılar Emirates Hava Yolları'nı pohpohlamak için. Ceplerine dolarları koyup gönderdiler.

Beckham ilk 45 dakika sahadaydı. Ronaldinho'nun penaltısıyla 1-0 öne geçtiler, Hamburg Benjamin ile 1-1 yaptı. Penaltılarda Milan 4-3 üstünlük sağladı. Kupayı Maldini ile Inzaghi beraber kaldırdı.

İSPANYA'DA MANŞETLER

Guardiola'nın az sayıda da olsa tecrübeliler ile yenileri harmanlayarak çıkardığı takım kendini fazla sıkmadan Atletico deplasmanında 3-1 kazandı. Messi ve Alves ikilisi başrolü oynarken Barcelona altyapısıyla yetti Atletico'ya. Rövanş haftaya Nou Camp'ta olacak. Atletico'nun sorunu bir takım olamaması. Toplama bir takım, yetenekli oyuncular var ama kimyaları birbiriyle uyuşmuyor.

O BİR KRAL, O BİR SİHİRBAZ




Manşetleri Ercan Taner mi attı acaba? "Messi Messi Messsiiiiiiii, kral attı kral attı, sihirbaz attııı, Messiiii gol gol gooool!"

*Fifa Dünya'da Yılın Futbolcusu ödülünü de 12 Ocak'ta Messi'ye versinler. Anketten az farkla Ronaldo galip çıkmıştı.

6 Ocak 2009 Salı

MANKEN TOTTI



Şu mor olandan Cesare Prandelli'ye de bir tane yollasalar, onunki bayağı eskidi.




Ayrıca Massimo Ambrosini de var. Getirtsek mi Türkiye'ye, beğenen var mı montları?

PSV SOĞUKTA KALDI

Avrupa'nın birçok takımı devre arası kampları için sıcak yerleri mümkün olduğunca güneyi tercih ediyor. Antalya ve Dubai en ideal kamp şehirlerinin başında geliyor. En azından 2 hafta kadar kuzeyin soğuğundan kaçıp sıcak bir ortamda, sakatlık riskinin daha az olabileceği bir havada çalışmalarını sürdürmeleri de en mantıklısı. Yaklaşık 3 haftalık bir ara verilmesine rağmen PSV bu yıl ülkesinde kalmayı tercih edenlerden. Geçmiş yıllarda Antalya'ya gelir Efes Cup'a katılırlardı. Eindhoven kentindeki De Herdgang antrenman tesisleri kar altında. Ancak sıkı disipliniyle bilinen Huub Stevens oyuncularının canını çıkarmaya devam ediyor. Takım sezonun ilk yarısını lider AZ'nin 11 puan gerisinde 4. tamamlayınca böyle olması da biraz normal.


ADA'DA SÖZLEŞMESİ BİTECEKLER

Toplam 108 oyuncunun sezon sonunda sözleşmesi bitecek. Burada 15'i var. Aralarında 30 milyon € bedeli olan Carlos Tevez gibi tuzlular, Michael Owen ve Mark Viduka gibi birkaç milyona kapatabileceğiniz futbolcular da var.

ANILAR - 1 "FATİH HOCA VE BEN"


10 yıldır tv dünyasındayım ve spor servislerinde çalışıyorum. Mesleğe 2000 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun olmadan önce 1999'da TV8'de muhabir olarak başladım. Ardından kısa bir Kanal 6 ve sonrasında ise 7 yıllık NTV kariyerimin ardından 1 yıldır da Habertürk spor servisinde çalışmaktayım. Futbolcularla, teknik adamlarla, yöneticilerle, meslekteki arkadaşlarımla birçok anım var. Bunlardan bazılarını dizi halinde sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk olarak da TV8'deyken yaşadığım o zamanlar trajik şimdi ise bana çok komik gelen bir olayı anlatayım.

Yıl 1999. Galatasaray gruptan çıkmış ve Uefa Kupası'nda yoluna devam ediyor. 23 Kasım'da Bologna ile deplasmanda karşı karşıya gelecekler. Ben de TV8'de muhabirlik yapmaya yeni yeni başlamışım. Müdürüm "dede" lakaplı Haluk Usel yanına çağırdı "Evlat Galatasaray bugün İtalya'ya gidiyor, havalimanına git, takımı gönder ve bir röportaj patlat" dedi ve gazı verdi. Ben de acar muhabir hemen yola düştüm, havalimanına gittim. Basın orada, bayağı kalabalık, ben de girdim aralarına beklemeye başladık takımı. Fatih Hoca karizmasıyla o dönem çok daha etkili, takım gruptan çıkmış havaları bir hayli iyi. Neyse yarım saatlik beklemenin ardından "takım geldi" dediler. Uğultular yükseldi, tüm basın kapıya doğru yöneldik. Vatandaşlar biz basın sürüsünü görünce şaşkınlıkla izlemeye başladılar. Kameramanlar kameralarını aldılar omuzlarına, benim sırtımda çanta elimde mikrofon ilk soruyu sormak için kalabalığın önünde kendime yer bulmaya çalışıyorum. Fatih hoca önden giriyor, kontrolden geçiyor, bize doğru geliyor, benim ayaklarım titriyor, bir yandan kafamda soruyu tutmaya çalışıyorum. Fatih hoca yakınımıza gelip duruyor, ilk ben mikrofonu uzatıyorum veeeeee kal geliyor. Unuttum soruyu. Fatih hoca bana, ben ona bakıyorum. 2-3 saniyelik zaman içersinde hayatım gözümün önünden geçiyor. Fatih hoca "Eeee" diyor, ben kendime geliyorum, hemen bir soru uyduruyorum.

- Eeee hocam, yeni bir Avrupa macerası başlıyor, ne düşünüyorsunuz?

Hoca duruyor ve beni yerle bir eden cevabını veriyor.

- Ne Avrupa macerası kardeşim, ne macerası! Nerden buluyosunuz bu çoluk çocuğu!
diyor ve ben, acar muhabir kalabalığın arasına tünüyorum, kaybolup gidiyorum. O an bir hiç olmuşum. Meslek benim için başlarken bitmiş.

Röportajlar yapılıyor, canım acayip sıkkın bir şekilde takım gittikten sonra şirketin yolunu tutuyorum. Dede "olur böyle şeyler kafanı takma, yıldırmasın böyle şeyler seni" diyor, o gece benim gözüme uyku girmiyor, rüyamda Fatih hocayı görürüm diye uyumuyorum :))))

Yıllar sonra şimdi Fatih Terim'le aram çok iyi. NTV'de çalışırken 2 sene önce sık sık spor servisini ziyarete gelirdi. Günlerden bir gün ben, O ve Haluk Yürekli oturuyoruz. Cesaret buldum ve bu anımı anlattım. Bana "yok canım yapmamışımdır öyle birşey, hatırlamıyorum ama yaptıysam da özür dilerim" dedi. Bense "önemli değil hocam aşkolsun" dedim ve bayağı bir gülüştük. Euro 2008'de de yaklaşık 40 gün boyunca beraberdik. Biraraya geldiğimizde baba-oğul gibi bir ilişkimiz vardır. Kendisine buradan birkez daha sevgi ve saygılarımı yolluyorum.

*Bu arada anılarımı yazmam için bende fikir uyandıran futbolpazarı'na teşekkür ediyorum. Avrupa'dan maçların videolarını izlemek için onun bloğunu takip etmenizi tavsiye ederim.

5 Ocak 2009 Pazartesi

STOP ISRAEL!


Hızını alamayan İsrail uçakları Schalke 04 tesislerinin üzerinde görüldü.

Stop Israel Stop Stop Stop!

ŞU GÜZELLİKLERE BAK!


Ne de yakışmışlar! Bir tarafını kapacak görücen gününü!

RONALDINHO'DAN KARTPOSTAL


Ronaldinho annesine Dubai'den selam söylüyor. "Annecim burası çok güzel, hava sıcak aynı bizim oralar gibi. Araplar da çok sıcakkanlı. Bizim için her şeyi düşünmüşler. Gündüz antrenman yapıyoruz, gece de! Seni çok seviyorum, Ronnie."

MASKE

Maske dediğin böyle olmaz! Elinde kamçısı eksik Cat Woman gibi.


Maske dediğin böyle olur! Alnını, elmacık kemiğini ve burnunu korur Metzelder'inki gibi.

RAMOS'UN TIRNAKLARI

Biz spikerlerin kullanmayı çok sevdiği "sahalarda az rastlanan bir görüntü" klişesine belki de en fazla yakışan görüntü. Ramos acaba bir yerlere mesaj mı veriyor? "Taktiği verir, takımı sahaya sürerim, onlar da kazanır. Basını masını umurumda değil. Oturur yedek kulübesinde tırmaklarımı bile keserim" mi diyor? Yoksa "o kadar yoğunumki tırnak kesmeye ancak burada vakit bulabiliyorum" mu? Belki de evde tırnak makası bulamadı. İyi de o elindeki nedir ya, at tırnağı kesilir onla!



4 Ocak 2009 Pazar

MARADONA & ZOLA


Gianfranco Zola İtalyan futbolunun yetiştirdiği en yetenekli, en profesyonel futbolculardan biridir. Napoli, Parma, Chelsea ve Cagliari serüveninin ardından şu anda West Ham United'ı çalıştırmakla meşgul. İtalya dışında formasını giydiği tek kulüp Chelsea'nin tarihine adını altın harflerle yazdırmış, yüzyılın en iyi 11'ine girmişti. Hatta Chelsea kulübü onun 2003'te ayrılmasından sonra 25 numaralı formasını emekliye ayırmıştı. Zola'nın Zola olduğu yıllarsa 1990'ların başına dayanıyor. 1989'da Torres'ten Napoli'ye transfer olur. Genç ve yetenekli Zola Maradona'lı Napoli ile 1990'da Serie A şampiyonluğu yaşar. Zola'nın en büyük şansı o dönem Maradona'dır. Efsane, Zola'nın kariyerinde çok önemli bir yere sahiptir. İkili antrenmanların ardından saatlerce çalışmaya devam eder ve Maradona ona frikiklerini geliştirmesınde yardımcı olur. Zola da yıllar sonra itiraf eder; "Ne öğrendiysem onun sayesinde oldu. Onu antrenmanlarda gizli gizli izlerdim. Topu onun gibi falsolu bir şekilde kaleye göndermeyi bu şekilde öğrendim" der.


İkili arasında günün birinde çok duygusal anlar yaşanır. Efsane, yüce, ilah Maradona yine ağabeyliğini gösterir Zola'ya. Napoli İtalya Kupası'nda Pisa ile karşı karşıya gelecektir. Maradona maçtan önce Zola'yı yanına çağırır ve ona şu kutsal sözcükleri sarfeder; "Zola'cım kendini çok geliştirdin. Bu maçta 10 numaralı formayı senin giymeni istiyorum." Bırakın Napoli'yi dünyada hiçbir kulübün, hiçbir yöneticinin yapamayacağı şeyi kendi rızasıyla yapar ve o efsane 10 numarasını Zola'ya verir, kendisi ise 9 numaralı formayı giyer. Zola hiçbir zaman hayal edemeyeceği bir şeyle karşı karşıyadır. Dünya'daki en güzel hediyeyi almıştır. İtalyan yıllar sonra "Maradona 10 numarayı giymemi istemişti. O an kendime olan güvenimin nasıl arttığını anlatamam. Ama aynı zamanda büyük bir şok yaşamıştım" der. Bu hikaye de Maradona'nın neden efsane olduğunun bir başka sebebidir!

2 Ocak 2009 Cuma

75.000.000 €


Torino kökenli Tuttosport sallamış yine; "Juventus Barcelona'ya Messi için 75.000.000 € önerecek."

BLOG DÜNYASINDAKİ İLK YAZIM

Ben blog tutmaya 3 Eylül'de blogcu'da başlamıştım sonrasında blogspot'a geçtim. Bugün blogcu'daki eski yazılara bakarken yavaş yavaş geçmişe doğru gittim ve ilk yazımı görünce duygulandım. Blog dünyasındaki 4. ayımı dolduruken o ilk yazıyı yine sizlerle paylaşmak istedim.


Yurtdışında tuttuğum ilk ve tek takımdır Arsenal. Hayatımdaki en büyük arzum ve hırsım da hep maç anlatmak olmuştur. Spor spikerliği kariyerimdeki ilk maçım ise tahmin edin kimin maçıydı. Arsenal'in M'boro ile 2003 - 2004 sezonunda Highbury'de oynadığı maçtı. Ntv'de maçı anlatacağım başlama düdüğünden sadece 15 dakika önce belli olmuştu. Nasıl mı? Hayatımda hep son dakika gollerinin yeri çok fazla olmuştur. Maçı anlatması gereken Osman Sakallıoğlu'nun maçı anlatacağından haberi yok her nasılsa! O an Ntv spor servisindeki tek spiker benim. Arıyoruz Osman'ı.

- Osman nerdesin,

- Evdeyim,

- Ee maç var,

- Ne maçı,

- Haydaaaa...

- Ali çabuk kalk maç anlatıyosun!

Hazırlık yapmamışım, elimde ne bir bilgi var, bırakın bunları daha önceden 90 dakika maç anlatmamışım ve Premier Lig'den maç anlatacağım. Ellerim ayaklarım titremeye başladı. Oturdum ve ilk 5 dakikadan sonra nabzım normale döndü. Henry attı ben coştum, Pires attı Arsenal coştu, hep birlikte coşmuştuk o gün. Bugün artık Bergkamp yok, Pires yok, Ljunberg yok, Vieira yok, Overmars yok, herşeyden önemlisi adamım Henry yok. Altın bir kadroydu gerçekten. O sezon Henry 30 golle kral, Arsenal 90 puanla Chelsea'nin 11 puan önünde şampiyon olmuştu. Şimdi Arsene Wenger çok genç bir kadro kurdu ama şampiyonluğa oynaması imkansız gözüküyor.

ANELKA'DAN BİR HİKAYE


Paris Saint Germain, Arsenal, Real Madrid, M. City, Fenerbahçe, Bolton takımlarından geçen, Chelsea'de devam eden bir kariyer. Her transferinde eski takımına büyük paralar kazandıran Fransız'ın futbolculuk hayatında yaşadığı birçok ilginç olay da var. Özellikle gençlik döneminde sıkıntılı günler yaşamış, tam anlamıyla stajyer muamelesi görmüş. 1999'da Real Madrid'e transfer olduğunda yaşadıklarından biraz bahsedelim. Madrid'de başta Raul ve Hierro olmak üzere birçok futbolcu onu hoş karşılamamış, hoşgeldin bile dememiş. Anelka soyunma odasındaki ilk gününü şöyle anlatıyor; "İlk gün beni soyunma odasında kimse oyuncularla tanıştırmadı. Benim için hazırlanmış bir dolap olmadığı gibi benim için herhangi bir yer de ayrılmamıştı. Bu yüzden herkesin oturmasını bekledim. Ondan sonra üzerimi değiştirebileceğim bir köşeye geçtim. Hatırladığım ilk şey Samuel Eto'o ve Geremi'nin yanıma gelip "dikkatli ol, çünkü oyunculardan bazıları başkanla görüşmeye gitti. O'na Morientes varken neden seni transfer ettiğini soracaklar" dedi. Bunu bana söylemelerinden sonra kendimi çok kötü hissettim. Tüm hayallerim yıkıldı. O an anladımki bazı şeyler beklediğim gibi olmayacak. Real Madrid'de de 1 yıl kalmamın en önemli sebebi bu." Anelka hayalkırıklığı ile başladığı sezonun ilerleyen haftalarında zaman zaman taraftarlarla, zaman zaman oyuncu arkadaşlarıyla zaman zaman da teknik direktör Vicente del Bosque ile sorunlar yaşadı. Antrenmana katılmak istemediği için 45 günlük bir ceza bile aldı. Ama Real Madrid'e özellikle şampiyonlar liginde çok faydalı oldu. Yarı finalde Bayern Münih ile oynanan iki maçta da gol attı ve takımını doğup büyüdüğü şehir olan Paris'teki finale taşımayı başardı. Valencia ile oynanan maça ilk 11'de başladı, 79 dakika sahada kaldı ve Real Madrid maçı 3-0 kazanarak kupayı müzesine götürdü.

2008'İN EN İYİ AVRUPALISI


La Gazzetta'nın 30 yıldır oylamaya sunduğu yılın Avrupalı basketbolcusu anketinde 2008'de İspanyol Pau Gasol birinciliği elde etti. İkincilik yine İspanyol Rudy Fernandez'in, üçüncülük milli oyuncumuz Hidayet Türkoğlu'nun oldu. Hedo'nun Tony Parker ve Dirk Nowitzki gibi isimleri geçmesi büyük bir iş heralde!

1 Ocak 2009 Perşembe

NİHAT KAHVECİ'NİN HEDEFİ


Villarreal pazar günü Santiego Bernabeu'da Real Madrid'le karşılaşacak. Nihat Kahveci AS'a verdiği röportajda hedefinin Villarreal'in 500. golüne imza atmak olduğunu söylemiş.