7 Temmuz 2010 Çarşamba

RONALDO'DAN SUS PAYI

Yakışıklı, popüler ve zengin. Her gittiği yerde ilgi odağı oluyor, en pahalı otomobillere biniyor, en lüks otellerde kalıyor ve güzel kadınlarla birlikte görüntüleniyor. Belki de birçok erkeğin sahip olmak isteyeceği şeylere sahip. Ve benim pek hazzetmediğim bu adam şimdi sürpriz şekilde baba oldu. Her ne kadar hovarda bir imaj çizen, sorumluluk duygusuna sahip olmayan bir görüntü veren Ronaldo'nun hayatında bazı değerlerin olduğu da belli. Babasını 5 yıl önce alkolden kaybeden Ronaldo'nun yaşamındaki bazı değerleri ayakta tutmasını sağlayan en önemli faktörlerse sanırım annesi ve kızkardeşleri.

Kızkardeşi Elma, Ronaldo'nun giyim markası CR7'yi yaratan kişi. Annesi Dolores ise, oğlunun yönünü belirleyen, hayat akışını yönlendiren en önemli karakterlerden biri. Geçen yaza kadar oğlunun Real Madrid'de oynamasını istediğini her fırsatta yineleyen Dolores, bunu başardıktan sonra tahminimce biricik oğluna özel hayatına dair yeni bir diktede bulunmaya başladı: torun sahibi olmak. Bunu isterken belki oğlunun hızlı yaşantısına bir dinginlik katmak, onu biraz daha sorumluluk sahibi yapmayı amaçlıyordu. Eğer gerçekten öyleyse an itibariyle başarılı olamadığını rahatlıkla söyleyebiliriz... Ya da amacı tamamiyle torun sahibi olmak, oğlunun çocuğunu sevmekti. Ronaldo da kendi hayat çizgisini bozmadan, annesini de mutlu edecek bir çözüm buldu: taşıyıcı anne. Amerika'da ayarlanan bir kadınla sessiz sedasız birlikte oldu. Parti kızı olduğu iddia edilen kadın da bebeği 17 Haziran'da dünyaya getirdi. Ronaldo'nun çocuk üzerinde herhangi bir hak talep etmemesi ve bu konuyla ilgili olarak gelecekte ağzını açmaması için kadınla bir anlaşma yaptığı söyleniyor. 25 yaşındaki Portekizli'nin sus payı olarak 12 milyon euro önerdiği iddia ediliyor. Yani Real Madrid'den geçen sezon aldığı rakamı kadının banka hesabına eft yapmak üzere. Bu da demek oluyor ki, geçen yıl Ronaldo sahada tüm terini çocuk sahibi olmak için döktü.

Peki bebeğe kim bakacak, ona annesinin sıcaklığını, kokusunu kim hissettirmeye çalışacak, onu kim besleyecek ve büyütecek? Ronaldo'nun şu anki sevgilisi Irina Shayk değil kesinlikle! -Shayk, erkek arkadaşı başka bir kadından çocuk sahibi olduğu için çok üzgünmüş zaten!- Tabii ki annesi Dolores ile kızkardeşleri Elma ve Catia. Bebek şimdi Portekiz'de babaannenin okyanus kıyısındaki evinde. Ronaldo'nun elinde süt dolu poşetlerle eve girerken çekilmiş fotoğraflarını görür müyüz yakında?

6 Temmuz 2010 Salı

LÖW'ÜN MAVİ TRİKOSU

"İspanya karşısında da mavi trikomu giyeceğim. Batıl inançları olan biri değilim ama ekibim giymemi istiyor. Hatta yıkamama bile izin vermiyorlar. Çünkü her giydiğimde 4 gol atıyoruz."

Ahtapot Paul'a karşı Löw'ün mavi trikosu. Yıkamıyor olması da denk gelmiş.

AHTAPOT İSPANYA DEDİ

İspanyollar, Ahtapot Paul'u "bizi seçmezsen senden kalamar yaparız, salata yaparız" diye tehdit etmişler.

ASHLEY COLE LOS ANGELES'DA

PHILIPS İLE DÜNYA KUPASI FİNAL KEYFİ BİE'DE

Bersay İletişim'den "the biggest dude" Onur Atahan kardeşimin daveti aşağıda. Sizleri final maçını birlikte izlemeye davet ediyor. Katılımcı sayısında bir sınırlama söz konusu. Başvuru yapan ilk 10 kişi Philips ile bu keyfi yaşama şansına sahip olacak. LCV için davetin altındaki mail adresine geliyorum demeniz yeterli. Ben de orada olmaya çalışacağım.


Kimilerine göre tarihin en kötü Dünya Kupası olarak başlayan, futboldan çok vuvuzelaların çıkardığı seslerin konuşulduğu organizasyon, son dönemde karşımıza çıkardığı sürprizler ile belki de yıllar sonra en iyi dünya kupalarından biri olarak adından söz ettirecek. Ancak her ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, biz futbol sevgimiz sayesinde ilk günki heyecanımızı koruyor ve final maçını da hep beraber izlemek için yine ekranlarımızın başında oluyoruz.

Neden mi?

Yanıtı çok basit, başarı ya da başarısızlıktan öte hepimiz futbolu seviyoruz!

Hem de kimilerinin hayal dahi edemeyeceği kadar çok :)

Deneyimleri ve bilgi birikimleri ile futbolseverlere ışık tutan ve onları yalnız bırakmayan sizleri tanımanın yanı sıra sizlerle birlikte zaman geçirebilmek de bizim için çok önemli. Bu nedenle siz değerli blogcular ile birlikte bu sevgiyi unutulmaz bir Philips deneyimine dönüştürmek ve Dünya Kupası'nın kapanışını hep birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.

2010 Dünya Kupası finali için 11 Temmuz 2010, Pazar günü saat 20.00'dan itibaren başlayacak etkinliğimizde cipslerimiz, pizzalarımız ve buz gibi biralarımızın yanı sıra langırt turnuvamız ile sizler için farklı ve heyecan dolu bir veda hazırladık.

Günün programı ise şöyle ;

20:oo Karşılama
20:3o Langırt Turnuvası
21:oo Hoşgeldiniz Konuşması
21:3o 2010 Dünya Kupası Finali ( Canlı Maç Yayını )

Dünya Kupası’na futbol dolu keyifli bir gece ile veda etmek istiyorsanız, sizi 11 Temmuz Pazar günü Bersay İletişim Enstitüsü ( http://bielog.com/iletisim ) 'ne davet ediyoruz. Bizlerle birlikte bu keyfi paylaşmak isterseniz, katılımınız konusunda geri dönüşünüzü rica ederiz.

LCV :
N. Onur Atahan
onur.atahan@bersay.com.tr

FORLAN'IN KAMERASINDAN

video

video

KEITA SATILIR MI?

Sabah sabah Keita'nın satıldığı haberiyle uyandım. 7.5 milyon euro'ya alınmıştı, 8.150.000 euro'ya Al Sadd'a verildi. Yani Galatasaray yönetimi geçen sezon Fildişi Sahilli futbolcuyu bedavaya oynatmış, üstüne de 650.000 euro'yu kasasına koymuş gibi oldu. Bakıldığında ne olursa olsun karlı bir alışveriş gibi gözüküyor. Evet futbol bir endüstriyse aldığından fazlasını veren bir takım çıktığında satacaksın belki de. Ama geçen sezon Galatasaray taraftarlarını en fazla heyecanlandıran futbolcu satılmalı mıydı? Bir sezon daha meziyetlerinden daha doğru bir şekilde faydalanılamaz mıydı? Geçen sezon evet kendisinden beklenen performansı tam anlamıyla sergileyemedi. Bunda devre arasında takımda en iyi anlaştığı arkadaşlarından Nonda'nın gönderilmesinin de, etrafında oynayan futbolcuların yaşadığı sakatlıkların da payı vardı. Ancak kötü bir sezon geçiren Galatasaray'da hangi futbolcu Keita'dan daha fazla yarar sağladı ki takımına? Şu futbolcu aldığı paranın hakkını verdi de diyebilir miyiz? Keita'nın en büyük eksisi, bazı maçlarda yaptığı -ki Brezilya maçında Kaka ile olan mücadelesinde olduğu gibi- abartılı hareketleri oldu. O noktada saygıyı ve sempatikliğini yitirmeye başlamıştı. Bu transferin doğru bir adım olup olmadığını en sağlıklı şekilde bu haftaiçinde yapılacak en az 1 yabancı transferiyle değerlendirme fırssatı bulacağız. Kallström için cuma günü hayırlı olsun diyebilir miyiz diye sormuştum twitter'da. Birkaç güne İsveçli futbolcuyu açıklarlar diye tahmin ediyorum. Kallström gelince Rijkaard, Keita'nın yerine Serdar Özkan'ı ya da Elano'yu monte edecektir.

4 Temmuz 2010 Pazar

MORTAL KOMBAT'IN YENİ KARAKTERİ: MELO

Fifa, Felipe Melo'nun kendi kalesine attığı golü alıp Sneijder'e yazdı. Melo, Robben'in üzerine kasti olarak basıp bir de direkt kırmızı kart görünce Brezilya'nın evine dönmesindeki başlıca sorumlulardan biri olarak gösterilmeye başlanmıştı. Fanatik Brezilyalılar yolda görürlerse en azından birkaç tokat atacaklarını yazıyorlardı forumlarda. Bu anlamda Fifa, Melo'ya kendi çapında ufak bir kıyak yapmaya çalışmış olabilir. En azından kayıtlarda gol için Sneijder yazacak. Melo da "bakın ben atmadım Sneijder attı" diyerek kendisini savunabilir. Ama kurtarır mı? Zor. Brezilyalılar internet ortamında tepkilerini göstermeye devam ediyor. Son olarak Mortal Kombat'ın karakterlerinden birine çevirdiler Melo'yu. Rakip olarak seçiyorsun ve başlıyorsun dövmeye. Yalnız yukarıda ilk döven Melo olmuş o da ilginç!

2 Temmuz 2010 Cuma

JUVENTUS 2010-2011 FORMASI

New Holland ile olan 3 yıllık anlaşma sona erdi. Bahis şirketi BetClic ile yola devam ediyorlar. 2 yıllığına 16 milyon euro alacaklar. Deplasman formalarında yer alacak reklamsa henüz açıklanmadı. Ekonomik açıdan Juventus böyle bir yola gitti. İki formayı ayrı ayrı pazarladılar. Ama kulüp ile marka arasındaki bağlılık, özdeşleşme açısından nasıl bir durum ortaya çıkacak merak ediyorum. Teka deyince aklıma Real Madrid gelirdi mesela. Formaya gelince evinde giyeceği klasik formasına lafım olamaz ama ya deplasman?

1 Temmuz 2010 Perşembe

APAÇİ DÜNYA KUPASI

ROY HODGSON LIVERPOOL'DA

Duruşundan asil biri olduğu hemen belli oluyor. Gerçek bir İngiliz beyefendisi. Sakinliğini her koşulda koruyan bir soğukkanlılık abidesi. Belki de bu anlamda olması gerektiğinden de daha fazlası. Son 3 sezondur Fulham'da yaptıkları ortada. Küme düşme potansiyeli yüksek takımı ilk sezonunda ligde tutup ertesi sezon tarihinin en iyi lig sıralamasına yerleştirmesi ve 3. sezonunda da Uefa Avrupa Ligi'nde finale taşıması onun kulübüne uyum sağladığında neler yapabileceğini gözler önüne serdi. Şimdi Liverpool'un başında. Anfield için doğru adam mı? Tecrübesiyle, ada futboluna hakim olmasıyla, Avrupa arenasında da kendisine kattıklarıyla evet doğru adam gibi duruyor. Liverpool'un da bu sezon Avrupa liginde mücadele edeceği düşünülürse başarı çizgisi açısından şartlar kendisi için de uygun gözüküyor. Kendisinin de söylediği gibi bu onun kariyerinin en önemli işi. 34 yılda 15 farklı takım çalıştıran bir teknik adam, 62 yaşında, 16. takımında bunu söylüyorsa ne mutlu ona!

Liverpool'un Benitez'in ardından yeni bir yapılanmaya gittiğinin ilk sinyali Hodgson'un getirilişi. Hodgson'ı sistemini, anlayışını oturtma çabasından önce mesai harcayacağı başka konular da bekliyor muhakkak; takımın yıldızlarının sırtındaki transfer pençeleri. Gerrard, Mascherano ve Torres gibi star isimler şampiyonlar ligi sahnesinde olamayacak olmalarının da etkisiyle gelecek günlerde İspanyol ve İtalyan kulüplerine doğru yelken açma eğiliminde olacaklar. Sadece bunlar da değil, Hodgson'ı takımın temel direklerinin ayrılma söylentileri kadar futboldan zerre anlamayan iki adamla yapacağı mücadele de bekliyor. Selefi Benitez'i de günden güne yiyip bitiren ikili, Hicks ve Gillett. Liverpool'a geldiği için mutluyum ama bu iki adamla uğraşacağı içinse üzgün, sabır diliyorum.