Athletic Bilbao ile oynanan Kral Kupası Finali'nde Guardiola'nın kullandığı taktik tahtası. Soyunma odasında oyuncularına maça çıkmadan önce son taktikleri vermiş. Yukarıdaki karalamalarda Bilbao'lu Llorente ve Toquerro'ya Barcelona savunmasının kurduğu tuzak varmış. Son çizgiye yakın olan 3 çarpı işareti kaleci Pinto ile Pique ve Puyol'u simgeliyor. Hemen ceza sahasının önünde ise Busquets ve Yaya Toure varmış. Ben birşey anladıysam arap olayım! Zaten ne gerek var taktiğe; Guardiola da belli ki yalandan karalamış birşeyler, hani birşey söylemiş olma adına...22 Mayıs 2009 Cuma
GUARDIOLA'NIN TAHTASI
Athletic Bilbao ile oynanan Kral Kupası Finali'nde Guardiola'nın kullandığı taktik tahtası. Soyunma odasında oyuncularına maça çıkmadan önce son taktikleri vermiş. Yukarıdaki karalamalarda Bilbao'lu Llorente ve Toquerro'ya Barcelona savunmasının kurduğu tuzak varmış. Son çizgiye yakın olan 3 çarpı işareti kaleci Pinto ile Pique ve Puyol'u simgeliyor. Hemen ceza sahasının önünde ise Busquets ve Yaya Toure varmış. Ben birşey anladıysam arap olayım! Zaten ne gerek var taktiğe; Guardiola da belli ki yalandan karalamış birşeyler, hani birşey söylemiş olma adına...MICHEL'İN VERİLMEYEN GOLÜ
Futbol tarihinde topun çizgiyi geçip geçmediğinin tartışıldığı o kadar çok pozisyon var ki bu da onlardan biri. 1 Haziran 1986, Meksika'daki Dünya Kupası'nda İspanya ile Brezilya gruptaki ilk maçlarına çıkar. Fotoğrafı elinde tutan o zaman 23 yaşında Real Madrid'te oynayan Michel. Victor Munoz köşe vuruşunu kullanır, ceza sahasına gelen topu Michel göğsüyle yumuşatır ve voleyi çakar, kaleci Carlos'u geçen top önce üst direğe ardından yere çarpar ve oyun alanına geri döner. İspanyollar Avustralya'lı hakem Bambridge'e koşar, "Geçti, geçti" diye bağırırlar ancak hakem devam ettirir oyunu. Bugünlerde Getafe'nin teknik direktörlüğünü yapan Michel "Top çizgiyi geçmişti. Bunu halen iddia ediyorum. Ancak Avustralya'lı hakeme ne kadar itiraz etsek de işe yaramadı. İngilizce bile konuştuk. Korneri kullanan Victor Munoz olduğu yerden net bir şekilde gördüğünü, topun çizgiyi geçtiğini söylemişti. Ama Avustralya'lı hakem golümüzü vermedi" diyor. Maçı Socrates'in 62. dakikada attığı golle 1-0 kaybeder İspanyollar. Bu pozisyon da tarih sayfalarında tartışılan anlar bölümüne adını büyük harflerle yazdırır. Bu arada Michel'in o korneri kullanan Victor Munoz'un Getafe'den kovulmasının ardından takımın başına getirildiğini de söylemeden bitirmeyelim post'u...21 Mayıs 2009 Perşembe
UEFA KUPASI FİNAL GÜNÜ
Shaktar'ın kupayı kazanmasına Lucescu adına çok sevindim. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Rumen hocayı takımlarının başına geçirmek için yoğun mesai harcadığını duydum. Harcamasınlar da ne yapsınlar ki, Rumen hoca iki takım için de biçilmiş kaftan. Maçın sonunda Rumen bayrağıyla sevinci görülmeye değerdi. O'nu gülerken, oyuncularına çocuklar gibi zıplayarak koşarken görmek ayrı bir tarihi andı. Önümdeki Bremen'liler ise maçın son anlarında sinirden koltukları tekmeleyince birkaçımızın hışmına uğrayacaktı. Allah'tan aralarında sınırını bilenler vardı da daha da büyütmeden arkadaşlarını yatıştırdılar. Bağlamak gerekirse son Uefa Kupası sönük, futbol zevkinden uzak geçti. Yıllar sonra düşünüldüğünde Shaktar'ın kupayı kaldırmasının dışında bizler tarafından hatırlanacak sadece birkaç şey var; saha kenarında koşan, muhtemelen fare kovalayan kedi ile bizi hiç ilgilendirmeyen bir maçta bile FB ve GS taraftarlarının birbirine girmeyi başarmasıyla. Roma'daki finali bekliyoruz artık, futbola olan hiçbir zaman dinmeyecek açlığımızı gidermek dileğiyle...
UEFA FİNALİ'NİN ARDINDAN
Maç ile ilgili yazıyı ya bu akşam ya da yarın sabah yazabileceğim. Şu an için şunları söyliyeyim; maçı üzerimde Mesut Özil formasıyla izledim ama Lucescu'nun kazanmasına gerçekten çok sevindim. Bu adam bu başarıyı hakediyor. Maç öncesi statta ve çevresinde yaşanan ilginç olaylar da vardı. Ben asıl yazacağım postta bunlardan bahsetmek istiyorum. Alman ya da Ukraynalılara bilet satmak isterken ellerindeki biletten olan iki arkadaşımızın hikayelerine çok gülecekseniz. Ama öncesinde maçın yayını, sahadaki futbol vs. yorumlarınızı bekliyorum.20 Mayıs 2009 Çarşamba
BİR İSTANBUL HATIRASI
Haber ajanslarının bugünkü final öncesi tüm dünyaya geçtiği fotoğraflardan ikisi.
İstanbul ve turist denilince akla gelen ilk yerdir Sultanahmet. Almanlar da güne Ayasofya'yı, Sultanahmet'i gezerek başlamışlar. Dede nereli bilmiyorum ama Alman olmadığı kesin, halinden de bir hayli memnun. Şu maç atkısından almak lazım ayrıca.
Şükrü Saracoğlu Stadı'nın etrafında gezen teyzemse olan bitenlerin farkında mı acaba? Vatandaş geçim derdinde ayrıca, kim takar Uefa Finali'ni(mi?)!
İstanbul ve turist denilince akla gelen ilk yerdir Sultanahmet. Almanlar da güne Ayasofya'yı, Sultanahmet'i gezerek başlamışlar. Dede nereli bilmiyorum ama Alman olmadığı kesin, halinden de bir hayli memnun. Şu maç atkısından almak lazım ayrıca.
Şükrü Saracoğlu Stadı'nın etrafında gezen teyzemse olan bitenlerin farkında mı acaba? Vatandaş geçim derdinde ayrıca, kim takar Uefa Finali'ni(mi?)!
WERDER BREMEN - SHAKTAR DONETSK
Lucescu'nun da dediği gibi İstanbul böyle bir finalin oynanmasını hak ediyordu. Ve hakeden İstanbul'un Anadolu Yakası'ndaki mabedi Şükrü Saracoğlu Stadı'nın zeminine aşağı yukarı üstteki şekilde çıkacak iki takım. Yukarıdaki dizilişte dikkat çeken nokta futbolcuların boy bilgilerinin verilmiş olması. Buna değinmeden önce hazır futbolcuların boy meselesi açılmışken birşey söylemeden geçemeyeceğim. Bu bir basketbol maçı değil, o yüzden maç spikerlerinin kalkıp maç içinde sallıyorum "Rooney 25 yaşında 1.65 boyunda" gibi bilgiler vermesini naçizane doğru bulmamışımdır. Bu sadece o maça yeterince hazırlanmadıklarının göstergesidir ve ellerine geçen en kolay iki bilgiyi söyleyerek bu konudaki boşluğu doldurmaya çalışırlar. Boy bilgisi verecekseniz eğer bunu bir yere varmak, birşeyi göstermek için, mesela "1.65'lik Rooney 1.85'lik defans oyuncusu John karşısında hava toplarında etkisiz kalıyor. Bu da gayet doğal. M.United Rooney ile gol bulmak istiyorsa O'nu yerden beslemeli." gibi önemli bir kıyaslama yapmak için vermelisiniz. Neyse uzatmayalım; ancak bu boy meselesi bu akşam önemli olabilir. Maçı anlatacak olan arkadaşın buna dikkat etmesi, ikili mücadelelerde bir bilgi olarak önümüze sunmasını bekliyorum.Üstteki bilgiler ışığında Werder Bremen'in (Diego'nun da olmamasıyla) boy ortalaması 188, Shaktar'ın 181 santimetre. Bremen'in defans dörtlüsü ile Shaktar'ın hücum dörtlüsü karşılaştırıldığında boy olarak Almanlar'ın çok ağır bastığı görülüyor. Bu durumda Ukrayna ekibinin havadan oynamayacağını, topu mümkün olduğunca yere indireceğini söyleyebiliriz. Ukrayna 4'lüsünün tamamının Brezilya'lı ve teknik isimler olduğunu da düşünürsek bu anlamda yerden oynayarak Bremen defansını sıkıntıya sokabilirler. Bremen'in avantajı ise hücum hattındaki isimlerin, Shaktar defansı ile hava toplarında başa baş mücadele edebilecek yeterlilikte olmaları. Almanlar, Frings, Mesut ve Hunt ile forvet ikilisini havadan beslemeye çalışacak. Özellikle Mesut'un sol kanattan adam eksilterek son çizgiye inme çabaları ve yapacağı ortalar belirleyici olabilir. Ancak Bremen'in avantajının daha çok serbest vuruşlar ve kornerlerde ortaya çıkacağını söylemeden geçmeyelim.
Bu sabah 10:30 civarlarında stadın çevresindeydim. Shaktar taraftarları yavaş yavaş ortamı hareketlendirmeye başlamıştı. Akşamüstü erkenden gidip bir futbolsever olarak ben de havaya girmeye çalışacağım. Üzerimde forma da olacak. Bremen'in 11 numarasının forması...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
ERIC CANTONA
17 Mayıs 2009 Pazar
MURAT MURATHANOĞLU'NUN ÖVGÜSÜ
Askerliğimi yedek subay olarak 12 ay yaptıktan sonra 2005 Ağustos'unda tekrar NTV'nin yolunu tutmuş ve bıraktığım yerden işime devam etmeye başlamıştım. Doğuş Medya, NBA TV'yi de bünyesine almıştı ve kanalda gün içinde yayınlanan 15'er dakikalık NBA Live'larda bir önceki gecenin nba maçlarının özetleri yayınlanıyordu. Askerden döndükten sonra yeni sezonda ben de bu özetleri anlatmaya başladım. Nba maçı anlatma tecrübem yoktu sadece askere gitmeden önce WNBA play-off'ları final serisinde canlı bir maç anlatmıştım o kadar. Nba Live'ı seslendirmeye başladığım ya ilk gündü ya da ikinci, tam olarak hatırlamıyorum. Akşamüstü Murat Kosova'nın masasındaki telefon çaldı. Kosova olmadığı için telefona ben baktım. Arayan kişi bu işin duayeni, bize Nba'i, basketbolu sevdiren insanların başında gelen Murat Murathanoğlu'ydu. Tanışıyorduk ama pek muhabbetim, samimiyetim yoktu kendisiyle. Açtım telefonu;
- Alo Murat Kosova'nın telefonu!
- İyi akşamlar, Kosova yok mu?
- İzinli bugün, Murat ağabey sen misin? Ali ben, Ali Okancı.
- Aaa Merhaba Ali, Kosova'ya birşey soracaktım ama sana da sorabilirim biliyorsundur belki sen de.
- Buyrun Murat ağabey, belki yardımcı olabilirim.
- Aliciğim, az önce Nba Live'ı izledim, kim seslendirdi bunu?
Bir an cevap veremedim. Sessizlik oldu. Aklıma hemen yanlış birşey söylemiş olabileceğim ya da kötü anlatmış olabileceğim geldi. Alçak ve tedirgin bir sesle;
- Eee şey, ben, ben seslendirdim Murat ağabey.
- Ali ciddi misin yawwww?!
- Evet Murat ağabey, yanlış birşey mi vardı?
- Hayır Aliciğim, yanlış birşey yok. Sadece kimin anlattığını çok merak ettim, kimse anlatan acayip beğendiğimi söyleyecektim. Valla bravo, ne kadar güzel seslendirmişsin.
- Doğru mu söylüyorsunuz, gerçekten mi Murat ağabey?
- Eveeet. Çok beğendim, aferin böyle devam et. Helal olsun valla, tebrik ediyorum seni.
- Çok teşekkür ederim Murat ağabey, bunları sizden duymak beni çok mutlu etti.
- Rica ederim, aferin aferin, böyle devam et.
O gün benden mutlusu yoktu. Pek iddialı olmadığım bir konuda, Nba maçlarını seslendirmede, çok önemli bir kişiden övgü dolu sözler duymuştum. O günden sonra Murat Murathanoğlu ile olan samimiyetimiz daha da gelişti. O'nun gözünde iyi bir Nba anlatıcısı olabilecektim. NTV'den ayrılana kadar da genelde Nba Live'ları ben seslendirmeye devam ettim. Ben şahsen Michael Jordan-Scottie Pippen ikilisinden dolayı bir Chicago Bulls hayranıyımdır. Haftada tek maçın verildiği dönemde, yanlış hatırlamıyorsam bir ara Kanal D'deydi ve Ender Bilgin anlatırdı, Chicago Bulls'un maçlarının verilmesi için dua ederdim. Şimdi Murat Kosova, Kaan Kural, Osman Sakallıoğlu ve İsmail Şenol bize Nba'yi sevdirmeye devam ediyorlar ben de fırsat bulabilirsem geceleri kalkıp izlemeye çalışıyorum. Artık bir süre çok daha kolay fırsat bulabileceğim galiba :) Ancak bunun çok uzun zaman alacağını sanmıyorum, ayrıyeten zaten yavaş yavaş da final serisine yaklaşıyoruz, sezon tamamlanacak.
Anının ardından sıra geldi çağrıya. Benim gibi Nba sevenlere bir duyuru yapmak istiyorum. Garanti, “nba skills challenge”a katılmak isteyen 13-18 yaş arası gençleri, temel basketbol yeteneklerini gösteren orijinal videolarını, 31 mayıs 2009 pazar gününe kadar www.nba-garanti.com sitesine yüklemeye davet ediyor. Gençlerin “top sürme”, “şut”, “pas”, “1’e 1 oynama” da dahil bireysel yeteneklerini sergileyen en fazla 2 dakikalık videolarına, site ziyaretçileri tarafından puan verilecek. En yüksek puanı alacak 100 kişi arasından uzman bir jüri tarafından seçilecek 30 genç, 19-21 haziran tarihleri arasında istanbul nba skills challenge kampı’na katılma hakkı kazanacak. Nba koçları ve oyuncularının gözetiminde yapılacak kampta, 30 kişi arasından performanslarına göre seçilecek 4 genç ise Ağustos’ta Orlando Magic tarafından Orlando’da düzenlenecek basketbol kampına katılacak. Kendi videolarını çekemeyen kişiler için NBA ve Garanti streetfilming (sokak çekimi) haftasonları düzenliyor.Yarışma başlangıcı: 6 Mayıs
Street Filming: 16-17 Mayıs Caddebostan, 23-24 Mayıs İzmir Bostanlı
Son katılım tarihi: 31 Mayıs
İstanbul kampı: 19-21 Haziran Darüşşafaka
Orlando kampı: 3-7 Ağustos
Kendisine, yeteneğine güvenenlerin bu organizasyonu kaçırmamasını şiddetle tavsiye ediyorum.
http://tr.netlog.com/garantinba
http://www.myspace.com/garantinba
http://www.facebook.com/pages/Garanti-Skills-Challenge/73852529718
http://garantinba.hi5.com/
http://www.dailymotion.com/garantinba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


