"Bana göre dünyanın en iyi futbolcusu Alfredo Di Stefano'dur. Maradona sağ ayağıyla ve kafasıyla topa vuramayan, gol atamayan bir futbolcuydu. Attığı en önemli gol de eliyle attığıdır." Tartışmada son nokta. Söz düellosunda son açıklama Pele'den.
Jay Z, dünyanın en yetenekli müzisyen ve prodüktörlerinden biri. Sokaktan rastgele seçeceği bir adımı 1 yıl sonra müzik dünyasında zirveye yerleştirebilir. Bugün yanlışlıkla benim elimden tutsa en fazla 1 yıl sonra Eminem'e rakip olur, rap dünyasının yeni beyaz yıldızı diye lanse edilmeye başlarım. Bu yeteneği tabii ki ona her geçen yıl çok büyük bir servet kazandırdı. Şu anda dünyanın en zengin müzisyenlerinin başında geliyor. Bu serveti de çoğu siyahi gibi kolay elde etmedi. Adım adım, çile çekerek, sıkıntılarla boğuşarak, kapı kapı dolaşarak zirve yolunda ilk adımı atanlardan biri. En büyük servetinin kuşkusuz çoğu erkeğin benimle aynı fikirde olduğunu düşünerek, Beyonce olduğunu söylersem sanırım yanılmam. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözünü haksız çıkarırcasına Beyonce gibi başarılı bir kadının arkasında da bir erkeğin, Jay Z'nin olduğunu da rahatlıkla ifade edebiliriz. Rap Star bugünlerde de Everest'e iyiden iyiye yerleşti. Yeni albümü "Blueprint 3" çıktıktan birkaç gün sonra Billboard 200'de zirveye oturdu. Bu onun zirveye oturan 11. Amerikan number one albümü. Böylece Elvis'in 10 albümlük rekorunu da geçmeyi başardı. "Crazy in love" baby I'm crazy...
Werder Bremen'in eski futbolcusu Diego'nun ünlü Alman şarkıcı Sarah Connor ile birlikte olduğunu cümle alem bilir. Meğersem Bremen'in yeni Diego'su bizim Mesut da Connor'ın kızkardeşi Anna Maria Lagerblom ile birlikteymiş. 20 yaşındaki Mesut'un 27 yaşındaki Anna Maria ile olan ilişkisi ailesi tarafından da biliniyormuş. İki Diego, iki kızkardeş.. Mesut'un bundan sonraki durağı da Juventus olur heralde...
Katılmak isteyenleri kurduğum "24 Spor" ligine bekliyorum. Benim takım yukarıda. Dün öğlen saatlerinde kurmuştum ama maçların başlamasına yakın gözatma fırsatı bulamadım. O yüzden Ferdinand ve Benzema'da patladım. Gerrard ile Messi'ye güveniyorum bu gece.
İngiltere'de haftasonunda oynanan M.City-Arsenal maçında Adebayor rakibi(eski takım arkadaşı) Van Persie'nin yüzüne kasıtlı olarak basmasına rağmen hakemden kırmızı kart görmemişti(Pozisyonu izlediğimde ben de kasıt olduğuna kanaat getirdim). Ancak maçın hakemi Mark Clattenburg karşılaşmadan sonra pozisyonun tekrarlarını izledi ve "Evet o pozisyonda Adebayor'a hakettiği kırmızı kartı vermeliydim" itirafında bulundu. İngiliz hakem yaptığı hatanın farkında olduğunu samimi bir şekilde çıkıp kamuoyuyla paylaşabilmişti. Böylece hem kendini hem de kurumunu rahatlatmış oldu. Ülkede futbol denen kavramın içi dolu ve değerleri yüksek olduğu için zarar görmemesi, yara almaması adına mevcut kurumlar attıkları her adıma dikkat ediyor. Kamuoyunu aydınlatmak ve gereksiz tartışmaların önüne geçmek için en yetkili isimler tv ve gazetelere gerekli açıklamaları mutlaka yapıyorlar.
Geçtiğimiz haftasonu bizde de yaşandı buna benzer olaylar. Pazar akşamı ligde oynanan Bursaspor-Fenerbahçe maçı hem sert mücadele hem de hakeme olan yoğun tepkiler nedeniyle tartışmalı geçti. Hakem Deniz Çoban'ın sarı kartları havada uçuştu. Bunların bazıları sert faullerden bazıları ise kendisine yapılan itirazlardan ötürüydü. En nihayetinde maçı her iki takım da 11 kişi tamamlamayı başardı. Ancak maç sonrasında yapılan yorumlarda özellikle Fenerbahçe'nin karşılaşmayı başladığı sayıyla tamamlamasının sürpriz olduğu görüşü öne çıktı. En azından Lugano'nun kırmızı kart görmesi gerektiği söylendi, Deniz Çoban cesur davranmadığı için eleştirildi. Lugano ilk yarıda rakibine sert bir müdahalede bulunmuş ardından da hakem Çoban'ın elini iterek alkışlamıştı. İkinci yarıda da yine Lugano'nun rakibinin bileğine bastığı pozisyon hakemin gözünden kaçmıştı. Yine Galatasaray-Beşiktaş derbisinde de var birkaç tartışmalı pozisyon. Mustafa Sarp-Tabata ikilisinin yaşadıkları, Leo Franco'nun topa cezasahasının içinde mi yoksa dışında mı müdahale etti tartışmaları sözkonusu. Bu tartışmaları giderme adına bu iki maçın hakemi Deniz Çoban ve Bülent Yıldırım da İngiliz hakemin duyarlılığını gösterseler ne iyi olurdu. Yaptıkları hataları açıklasalar, "Şurda şurda yanlış karar verdim ya da pozisyonu tam olarak çözemedim" gibi spesifik konuşmalar yapsalar hoş olmaz mı? Ama bildiğim kadarıyla yasaklılar, verdikleri kararlarla ilgili konuşamıyorlar. Ancak büyük bir kamuoyu yaratılacak, büyük bir tepki oluşacak ki o zaman konuşabiliyorlar. Geçen sezon Sivasspor-Galatasaray maçında Ümit Karan'ın gördüğü kırmızı kartla ilgili yoğun eleştiriler üzerine maçın hakeminin karşılaşma sonrasında açıklayıcı, bilgilendirici ifadeler kullandığını hatırlıyorum. Bunun genele yayılması benim de en büyük arzum. Hakemlik kurumu üzerine sert eleştiriler yapıldığında daha cesur, daha hatalarını kabul eden karakterde olurlarsa ekran karşısında da "İleri geri sar, yavaş oku, geri gel biraz, dur şimdi, biraz daha ileri al, bak gördün mü hocam ne olmuş" gibi hiçbir zaman bir sonuca varmayan, sadece o an haklı olabilecek tarafın anlık içini rahatlamasını sağlayacak gereksiz yorumlara da gerek kalmayacaktır.
Konu hakemlerden açılmışken bu arada dünyanın her yerinde sürekli eleştirilen hakemler ve verdikleri kararlarla ilgili iki kez düşünmemizi sağlayacak bir filmin galası Paris'te yapıldı. "Les Arbitres" yani "Hakemler" adlı 77 dakikalık filmde Euro2008 sırasında hakemlerin yaşadıkları anlatılıyor. Maç önceleri ve sonralarında evlerinde, kaldıkları otelde, soyunma odalarında neler yaşadıklarını anlatan filmin arkasında Belçikalı yapımcı Yves Hinant imzası var. Türkiye'de gösterime gireceğini sanmıyorum ama internetten torrentleri illa ki bulunur.
Bunun en yeni örneklerinden biri haftasonunda City of Manchester'da yaşandı. Arsenal taraftarları sezon öncesinde para için kendilerini bıraktığına inandıkları Adebayor'un annesi ve hatta babasını anan şarkılar söyledi. Aralarından bazıları için Adebayor'un annesi .rospuydu. Bazıları içinse babası Togo'da filleri yıkayan ve dışkıları temizleyen bir işçiden başka birşey değildi. Bir insanın bu uğultulara, küfürlere kulaklarını tıkaması, rahatsız olmadan işine devam etmesi çok zordur. Adebayor da bir şekilde kayıtsız kalamadı, hiçbir şey yapmasa maç sonunda tünele girerken bile değişik şekillerde karşılık verebilirdi. Ama o en güzel cevaplardan birini verdi. Takımını galibiyete taşıyan gollerden birini attıktan sonra tüm sahayı boylamasına koşarak Arsenal taraftarlarının önünde dizlerinin üzerinde kayarak kollarını yanlara doğru açtı. Ne küfür etti, ne tükürdü, ne de Arsenal taraftarlarının fırlattıklarını geriye iade etti(Geçen sene Drogba'nın yaptıklarını hatırlayınız). Adebayor'un yaptığının en nihayetinde yanlış olduğunu kabul ediyorum ama azmettirene bakmak lazım. Azmettiren de Arsenal taraftarıdır. Ben Arsenal'i desteklerim yıllardır ama bu yaşananlarda diyorum ki öncelikle çuvaldızı kendimize batırmalıyız. Nasıl savunacağız yani kendimizi? "Ade para için bizi sattı City'e gitti. Bu yüzden küfür ettik dakikalarca" mı diyeceğiz?! Komik olmayalım! Eğer ortada bir satan varsa Ade ne ilkdir ne sondur. Biz herşeyden önce Wenger'in sahaya sürdüğü kadroya ve sezon öncesinde adam gibi transfer yapmamalarına, iyi bir golcü almamalarına kızalım. Sahaya sürdüğü 4-3-3'te ileri üçlüyü Diaby, Bendtner ve Van Persie'den kurmasına, Hollandalı'yı sürekli s.çtığı pozisyonda yani kaleye en yakın oyuncu olarak oynatmasına sinirlenelim.
Tekrar olaya dönecek olursak Arsenal taraftarlarının sahaya attığı bozuk paralardan biri bir güvenlik görevlisinin kafasını yardı. Adebayor bu kişiye imzalı bir formasıyla birlikte bir özür mektubu yolluyor. Bir yandan da alacağı cezayı bekliyor. Maç içersinde o pozisyonu görmedim ama yerde yatan Van Persie'ye "kasti" olarak bastığı iddia ediliyor. Sözü edildiği gibi kastiyse eğer bu davranışı kabul etmek tabii ki imkansız. Kasti olarak yapmadığını iddia eden Togolu'nun alacağı cezanın 3 maç olacağı söyleniyor. Ama ben Uefa'nın Eduardo'nun cezasını kaldırarak Arsenal'e yaptığı güzelliği şimdi FA'in de Adebayor'a yapmasını bekliyorum.
Maç öncesinde Beşiktaş'ın yenilmeyeceğini düşünüyordum. Yenilmeyebilirlerdi de ama 3-0'la kaybeden taraf oldular. Beşiktaş ikinci yarıda bulduğu pozisyonları değerlendirse puan çıkartabilirdi. Galatasaray da yine ilk yarıda Kewell'la iki müsait pozisyonda topu ağlara gönderse farkı çok önceden yakalayabilirdi. Bu yenilgi de emekliliği gelmiş iki ismin hatası açık seçik ortada. Birincisi Mustafa Denizli, ikincisi Rüştü. Mustafa Denizli'nin derbi maçlarda yaptığı kadro tercihlerini genelde sürpriz olarak niteledik durduk. Bugünkü sürprizin de ötesindeydi. İki teknik adamın maç sonrasındaki açıklamaları herşeyi ortaya koyuyor. Rijkaard'dan daha görmüş geçirmiş bir teknik adam olan Mustafa Denizli "Sahaya sürdüğüm kadroyu Galatasaray'ın lig ve Avrupa maçlarındaki performansını gözönüne alarak kurdum" dedi. Yani Galatasaray iyi oynadı, bol gollü galibiyetler aldı ben de bu yüzden yenilmeme adına, çok gol yememe adına böyle bir kadroyla başladım demektir bu. Rijkaard da maç sonrasında bizim gibi şaşkınlığını ifade etti, "Beşiktaş'ın kadrosu elimize ulaştığında çok şaşırdık, çünkü rakipte beklemediğimiz isimler vardı" dedi.