
7 Ekim 2009 Çarşamba
MARADONA & PALERMO & MESSI
Maradona (İşaret parmağını kaldırır ve oyunculara dönerek): Arkadaşlar bakın kimler kimler gelmiş! Martin Palermo'cum hoşgeldin! Saat kaç canım? Antrenman başlayalı yarım saat oldu. Palermo (İki eli belinde): Ama hocam?!
Maradona (Araya girer): Sus konuşma. N'oldu, 40 metreden kafa golü attın diye bir tarafın mı kalktı?
Palermo (Üfleyerek): Ama hocam Messi de geç kaldı ona niye bağırmıyorsunuz?
Maradona (Cevap bulamaz): ?/()&%&+(%++% Kes tamam geç yerine. Bunaldım zaten. Gideceğim buralardan artık! Adam olun leeeennnn!
Messi: Kıs kıs kıs :))
TCHAU TCHAU ROBERTO! (GÜLE GÜLE ROBERTO!)
Adriano, Ronaldo, Vagner Love ve diğerleri... Bazıları kariyerlerinin sonuna gelse de bazıları genç yaşta vatanlarına dönme kararı aldı. Bunların arkasında yatan sebepler kimi zaman psikolojik kimi zaman da vatan hasreti oldu. Ama bir gerçek var ki, Brezilya ekonomisi artık eskisi gibi kötü değil. IMF'den biz 45 milyar dolar borç alırken onlar aynı kuruma borç bile verecek duruma geldiler. 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyat Oyunları sayesinde de halk önümüzdeki yıllarda çok daha refaha kavuşacak. Brezilya'nın dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olacağı kesin. Futbolcular da bunun farkında. Ülkelerini çok seven sambacıların dönüşünde işte bu ekonomik kalkınmanın payı da yüksek. Para için Avrupa kıtasına gelenler şimdi yavaş yavaş geri dönüyor. Dönecek olanlardan biri de Roberto Carlos. Fenerbahçe'ye geliyor haberi aylarca konuşulmuştu. Gidişi de benzer bir popülariteye şimdiden kavuştu. Gidişi derken kastettiğimiz tabii ki ayrılıyor oluşu... (Bkz: Kitap Aşığı Washington)Yeni bir evlilik yapan Roberto Carlos eşine düğün hediyesi olarak Brezilya'da yaşama sözü vemiş olmalı ki, düğünden bu yana onunla ilgili çıkan haberlerin çoğu takımdan ayrılmasıyla ilgili oldu. "Roberto gidiyor", "Roberto gitti"... Bu sezon hakkında çıkan haberler onun hep Brezilya'ya dönme isteğiyle ilgiliydi. Teknik direktör Christoph Daum'un yabancı engelini gerekçe göstererek onu yedek kulübesinde oturtması bu gidişi hızlandırıyor mu bilinmez ama Brezilyalı yıldızın aralık ayında İstanbul olan adresinin Sao Paolo olarak değişeceği kesin.
Türkiye'ye geldiği günden beri Fenerbahçe yönetiminin koyduğu yasaklar nedeniyle çoğunlukla İspanya basınına içini döken Roberto, geleceğiyle ilgili bu kritik kararı da yine İspanyollara açıkladı. Dünyaca ünlü yıldız eşi Mariana'yla birlikte yaptığı Madrid gezisinde Fenerbahçe'den kesin olarak ayrılacağını söyledi.
As gazetesine konuşan Roberto "Evimi, ailemi ve ülkemi özledim" derken, "Artık 36 yaşındayım ve futbolda 2 yılım daha var. Bundan dolayı Brezilya'ya dönüp orada bir takımda oynamak hoşuma gidecek" diyor. Dünyada adını efsaneler arasına sokmayı başarmış bir yıldızın 2.5 sene Fenerbahçe'de forma giymesi taraftarı fazlasıyla tatmin etse de sarı lacivertliler Roberto'yu bavullarıyla havaalanında görene dek gidişine inanmayacak gibi görünüyor...
by Özer Selik + Pennearabiata
20 YAŞALTI DÜNYA KUPASI - 2
B GRUBU:
NİJERYA
Obiora NWANKWO: İlk maçında stoper olarak başlayan bu defans oyuncusu değişiklikler sonucunda orta sahaya geçerek bizlere zeki bir oyuncu olduğunu, doğru paslarla takımını rahatlatan ve ileri çıkmasını sağlayan biri olduğunu kanıtladı. Nijerya’nın göze çarpan oyuncularından..
VENEZUELA
Jonathan DEL VALLE: Venezuela’nın en öne çıkan ismi olan DEL VALLE bu yazı kaleme alınırken 4 golle turnuvanın en golcü oyuncusu konumunda. Golü koklayabilen bir forvet ve gol vuruşları oldukça etkili. Hızıyla bir anda rahat olduğunu düşünen bir defans oyuncusuna tehlike yaratıp kendine gol şansı yaratabiliyor.
İSPANYA
Fran MERIDA: Zaten fazla bir şey söylemeye gerek yok, Merida klas İspanyol takımının oyunuyla da beraber turnuvanın yıldızı olmaya aday. Güzel gollerine ve paslarına devam ederek Arsenal’in gençler konusunda ne kadar doğru işler yaptığını birkez daha ortaya koyuyor. Takımını en azından yarı finale kadar taşıyacağını düşünüyorum.
Aaron NIGUEZ: Milli kadroya şu an ikinci ligde bulunan Celta Vigo’dan dahil olan bu oyuncu yüksek hızı ve gol vuruşlarıyla, gol yüzdesi yüksek olan bir kanat oyuncusu. Bu oyununa devam ederse turnuvanın ardından transfer yapması çok yüksek bir ihtimal.
Daniel PAREJO: Tabii ki Merida, Niguez ve Asenjo gibi isimler İspanyol takımında en çok konuşulan isimler ama benim en çok beğendiğim oyuncu orta saha oyuncusu PAREJO oldu. Topla çok rahat ve saha içerisinde %90 oranında yapılabilecek en doğru hareketi yapıyor. Paslarının şiddeti ve isabeti olağanüstü. Takımını oldukça rahatlatıyor ve ön taraftaki hızlı oyunculara en uygun pasları atmayı iyi biliyor.
Emilio N’SUE: Afrika orijinli bu oyuncu tek forvet olarak görev yaptığı takımında hızını, tekniğini ve fizik gücünü dengelemiş bir isim olarak öne çıkıyor. Zaten karşı kaleye rahat gidebilen İspanyol takımında ileri atılan toplar onun sayesinde geri dönmüyor, orada kalarak oyun kurulabiliyor. 2 – 3 sene içerisinde La Liga’da ismini büyük harflerle duymamız mümkün.
ALP ŞENGÜNLER
MISIR
Arşiv: A GRUBU
Yarın: C GRUBU
NİJERYA
Obiora NWANKWO: İlk maçında stoper olarak başlayan bu defans oyuncusu değişiklikler sonucunda orta sahaya geçerek bizlere zeki bir oyuncu olduğunu, doğru paslarla takımını rahatlatan ve ileri çıkmasını sağlayan biri olduğunu kanıtladı. Nijerya’nın göze çarpan oyuncularından..VENEZUELA
Jonathan DEL VALLE: Venezuela’nın en öne çıkan ismi olan DEL VALLE bu yazı kaleme alınırken 4 golle turnuvanın en golcü oyuncusu konumunda. Golü koklayabilen bir forvet ve gol vuruşları oldukça etkili. Hızıyla bir anda rahat olduğunu düşünen bir defans oyuncusuna tehlike yaratıp kendine gol şansı yaratabiliyor.İSPANYA
Fran MERIDA: Zaten fazla bir şey söylemeye gerek yok, Merida klas İspanyol takımının oyunuyla da beraber turnuvanın yıldızı olmaya aday. Güzel gollerine ve paslarına devam ederek Arsenal’in gençler konusunda ne kadar doğru işler yaptığını birkez daha ortaya koyuyor. Takımını en azından yarı finale kadar taşıyacağını düşünüyorum.
Aaron NIGUEZ: Milli kadroya şu an ikinci ligde bulunan Celta Vigo’dan dahil olan bu oyuncu yüksek hızı ve gol vuruşlarıyla, gol yüzdesi yüksek olan bir kanat oyuncusu. Bu oyununa devam ederse turnuvanın ardından transfer yapması çok yüksek bir ihtimal.
Daniel PAREJO: Tabii ki Merida, Niguez ve Asenjo gibi isimler İspanyol takımında en çok konuşulan isimler ama benim en çok beğendiğim oyuncu orta saha oyuncusu PAREJO oldu. Topla çok rahat ve saha içerisinde %90 oranında yapılabilecek en doğru hareketi yapıyor. Paslarının şiddeti ve isabeti olağanüstü. Takımını oldukça rahatlatıyor ve ön taraftaki hızlı oyunculara en uygun pasları atmayı iyi biliyor.
Emilio N’SUE: Afrika orijinli bu oyuncu tek forvet olarak görev yaptığı takımında hızını, tekniğini ve fizik gücünü dengelemiş bir isim olarak öne çıkıyor. Zaten karşı kaleye rahat gidebilen İspanyol takımında ileri atılan toplar onun sayesinde geri dönmüyor, orada kalarak oyun kurulabiliyor. 2 – 3 sene içerisinde La Liga’da ismini büyük harflerle duymamız mümkün.ALP ŞENGÜNLER
MISIR
Arşiv: A GRUBU
Yarın: C GRUBU
6 Ekim 2009 Salı
YAYINCILIKTA YENİ DÖNEM
Sağlanan teknolojik gelişmeler sayesinde yayıncılıkta artık yeni bir döneme giriliyor. Tüm dünyada televizyonlardan yayınlanan sportif organizasyonları internet bağlantınız iyi olduğu takdirde şu anda bazı yasal olmayan internet siteleri sayesinde izleme olanağına sahipsiniz. Bu da milyon dolarlar ödeyerek yayın haklarını alan tv kuruluşlarını günden güne zor duruma sokuyor. Bu yüzden yayın haklarına sahip olan tv kanalları internet sağlayıcılarla anlaşma yoluna giderek daha makul fiyatlarla futbolseverlerin maçları bilgisayarlarından da kaliteli bir şekilde izlemelerine olanak sağlıyor. Mesela LigTv'nin Superonline ile yaptığı anlaşma gibi...Ancak bugünlerde İngiltere'de olay farklı bir boyuta taşındı. İngilizler cumartesi akşamı Ukrayna ile deplasmanda 2010 Dünya Kupası eleme maçına çıkacak. Ancak bu maç ülkede canlı olarak televizyonlardan yayınlanmayacak. Çünkü Setanta'nın haziran ayında çöküşünün ardından bu deplasman maçını yayınlayacak herhangi bir kanal yok. Mevcut tv kuruluşları da bu maçın yayın hakkını elinde bulunduran firmanın 2 milyon paundluk isteğini karşılama yoluna gitmedi. Bunda maçın başlama saatinin de büyük etken olduğu ifade ediliyor. Çünkü maçın oynanacağı saatlerde ulusal kanallarda daha fazla "reyting getirmesi" beklenen programlar var. Yine İngiltere'nin Dünya Kupası'na katılmayı garantilemiş olmasının da tv kuruluşlarının bu maça yanaşmamasında payı olduğu belirtiliyor.
Eee peki ne olacak? Maç sadece internetten ve İngiltere'de anlaşmaya varılan Odeon sinemalarında canlı yayınlanacak. İnternet kullanıcıları http://www.ukrainevengland.com/ sitesine yarın akşama kadar girerlerse 4.99 paunda maçı canlı olarak izleyebilecek. Cumartesi bu meblağ 11.99 paund olacak. Siteye şu anda girenlerse maçın internetten yayınlanmayacağı ülkelerin listesi ile karşılaşıyor. Türkiye de bunlardan biri. Perform adlı internet üzerinden yasal olarak spor yayıncılığı yapan firma, İngiltere'nin en önemli gazeteleriyle de ortaklık anlaşması yaptı. Bu gazeteler de maçı internet sitelerinden canlı yayınlayabilecek, elde edilen kâr üzerinden de Perform'a pay ödenecek. Yine bet365 adlı bahis sitesi de maçı canlı yayınlayacak. Siteye girip üye olanlar ve hesaplarına 10 paund yatıranlar hem maçı izleyebilecek hem de bu meblağ kadar bahis oynayabilecekler.
Ancak bu durum İngiltere'de büyük bir tartışma konusu. Çünkü bu bir milli maç ve bu tür maçların açık kanallardan gösterilmesi gerekiyor. Herkesin evinde internet olmadığı için de taraftar dernekleri bu uygulamaya büyük tepki gösteriyor. Yine İngilizler böyle deplasman maçlarını toplu olarak publarda ve kulüplerde izlemeyi çok sever. Bunun mümkün olmayacak olması da tepkilere bir sebep.
Bu tarz yayınların takip edilmesi için sadece internet kullanıcısı olmanız yetmiyor. İnternet hızınızın ve bilgisayarınızın işletim sistemi ile ekran kartının da iyi olması zorunlu. Ancak artık tüm dünyada birçok insan spor yayınlarını internet üzerinden takip ediyor. Hem laptoplarından hem de cep telefonlarından otobüste giderken ya da cafede otururken o an dünyanın bir ucunda oynanan spor karşılaşmasını canlı olarak takip etme fırsatını yakalıyor. Türkiye bunun şu anda gerisinde. Ancak Türk Telekom'un bu anlamda ciddi bir çalışması olduğunu biliyoruz. Tüm ülkeye adım adım kablo döşüyorlar. Diyebilirsiniz ki herkesin evinde internet olması mümkün değil. Evet ama herkesin evinde Digiturk de yok, değil mi?!
Beni asıl düşündüren nokta tv'de spor yayıncılığının bir zaman sonra azalıp azalmayacağı. Bu konuda ciddi şüphelerim var. Her geçen gün tv kuruluşlarının spor yayıncılığı için ayırdığı bütçe azalıyor(NTVSpor ve TRT'yi ayrı tutuyorum). Ancak reyting kanallarında dizilere ve yarışmalara yenik düşmeye başlandığı ortada. Bunda da bazı kalitesiz spor programları, ekranda analiz yapmaktan çok kavga etmeyi tercih eden bazı yorumcular ve anlattığı maçın önüne geçmeye çalışan ya da dersine iyi çalışmayan maç spikerleri ile herşeyden önce de kara kutudan ne alması gerektiğini bilmeyen izleyici sayısının çok olmasının payı büyük. Sadece ve sadece eğlence olarak kabul görmesi gerekirken bunun olmadığı ve son dönemde politik oyunlara da alet edilen futbol karşılaşmaları endişemi daha da artırıyor.
Ayrıca maç sadece internetten yayınlandığında bu maçları kimlerin anlatacağı da önemli bir nokta. Bu da birçok insan için yeni bir ekmek kapısı demek. Mesela bu maçı James Richardson(hani Guardian'ın internet sitesine girdiğinizde bazen sayfanın sağında La Gazetta okuyan kel bir adam görürsünüz, işte o) anlatacak. Yorumcu olarak da Sven Goran Eriksson görev yapacak. Eğer Türkiye'de gelecek yıllarda böyle bir uygulamaya ciddi olarak gidilirse ben de anlatım konusunda başı çekeceğime inanıyorum. Hayırlısı!
WILEY FORMSUZ MU?
2-2 biten M.United-Sunderland maçından sonra Ferguson'un hakem Alan Wiley ile ilgili yaptığı "Yurtdışındaki hakemleri görüyorsunuz kasabın köpeği kadar formdalar. Bizim de formda hakemlere ihtiyacımız var. Wiley formda değildi. Bir oyuncuya kart göstermek için 30 saniye harcadı. Dinlenmeye ihtiyacı var." sözleri Ada'da tartışma yaratmıştı. Yukarıda Prozone'un çıkardığı istatistikler ve karşılaştırmalar var. Wiley'in yeteri kadar formda olduğunu gösteriyor. Örneğin sadece 7 futbolcu Wiley'den daha fazla koşmuş. Yine toptan ortalama uzaklığı 17.7 metre, faullerden uzaklığı ise 15.6 metreymiş. Birkaç yabancı meslektaşıyla yapılan kıyaslamalarda da Wiley'in performansının iyi olduğu ortada. Bizimkilerle de bir kıyaslama yapsak acaba ortaya ne çıkar? Ferguson sahasında kazanamadığı maç için başka bahaneler üretmeli.
20 YAŞALTI DÜNYA KUPASI - 1
20 yaşaltı Dünya Kupası Mısır'da bugünlerde son 16 maçları ile devam ediyor. Eurosport sayesinde turnuvayı takip etme fırsatına sahibiz. Mücadele eden gençlerin bir kısmı zaten önemli liglerde önemli takımların kadrolarında bulunuyor. Yetenek avcıları işte bu kadrolarda olmayan, yeni yıldız adaylarının peşinde. Arkadaşım Alp Şengünler de bunlardan biri. Turnuvayı başından beri altında araba, kucağında laptop şehir şehir takip ediyor. Vizyonuyla, futbol bilgisiyle, hakim olduğu yabancı dillerle geleceğin en önemli menajer adaylarından biri. Hazır CM 2010 çıkmış, FM 2010 kapıdayken işte Alp'ten takip edilmesi, kadrolarda bulunması gereken isimlerle ilgili bir detaylı yazı. A grubuyla başlıyoruz...
Dünya futbolunda çok önemli oyuncuların 18 yaşında bile üst düzey rekabete dahil olduğu yeni dönemde Mısır’ın evsahipliğini yaptığı 20 Yaşaltı Dünya Kupası şu sıralarda bizlere birçok yeteneği görme fırsatı tanıyor. Geride kalan 7-8 senelik süreye baktığımızda Saviola, Messi, Agüero gibi yıldızları taçlandıran bu turnuvanın bu yıl da çok önemli isimleri parlatacağı kesin gibi gözüküyor. Şampiyonada olgunluk düzeyi üst seviye ulaşmış oyuncuların yanı sıra potansiyeli gerçekten yüksek olan ve turnuvanın ardından kendi liglerinde gelişimleri takip edilmesi gereken birçok oyuncu mevcut… Bazı takımlarda birçok oyuncu göze çarparken bazılarında ise neredeyse izleyenleri etkileyen hiçbir oyuncu olmadı. Ben de gruplarda sırasıyla bu birkaç oyuncudan bahsetmek istiyorum.
A GRUBU:
MISIR
21 kişilik Mısır kadrosuna tam 9 oyuncusunu gönderen ülkenin lokomotif takımı Al Ahly’nin oyuncusu olan Afroto; takımının en çok öne çıkan oyuncusu konumunda. İki kanatta da görev yapabilen solak isim, topla oldukça süratli ve son vuruşları etkili bir şekilde yapabiliyor. Bire birde adam geçerken patlama özelliği sayesinde rakibinden kopabilen ve de çoğu zaman faulle durdurulabilen bu oyuncu, serbest atışları da etkili kullanarak top ona her geldiğinde tehlike yaratmayı başarabiliyor. Eğer Mısır takımından herhangi bir oyuncu Avrupa’ya transfer olursa ilk ikide Afroto’nun olacağı kesin gibi gözüküyor.
Mohamed TALAAT: Takımının oyun düzeninde tek forvet olarak görev yapan bu oyuncu fiziği ve görünüşü ile Mido’yu andırsa da rakip defansları zorlayabilen ve pozisyon yaratmayı başarabilen bir forvet. Top rakipdeyken pres yaparak defansı rahat çıkartmıyor ve ceza sahasındaki stabil olmayan hareketli oyun yapısıyla gelecek vadeden bir oyuncu. Gelişiminin kesinlikle takip edilmesi gerek..
PARAGUAY
Ronald HUTH: Bonservisi Liverpool’da bulunan fakat Vicenza’da kiralık olarak forma giyen bu stoper üstün fiziği ve özgüveni ile Paraguay’ın dikkat çeken isimlerinden. İkili mücadelelerde başarı yüzdesinin yüksek olmasının yanı sıra ani müdahalelerde rakip yerine topa girerek önemli bir oyuncu olduğunu ilk maçtan kanıtladı. İzlediğimiz iki maç sonunda tek hatasında -belki de özgüveni yüksek olması nedeniyle – kırmızı kart gördü. İsmini ilerleyen senelerde önemli defans oyuncuları arasında duymamız muhtemel..
Gustavo CRISTALDO: Sol kanada yakın görev yapan bu oyuncu açıkçası takımında en çok göze çarpan 2-3 oyuncudan biri. Oyun görüşünün yüksek olmasının yanı sıra ofansif orta saha olarak görev yapan bu oyuncu defansif anlamda da çok çalışkan. Topla her buluştuğunda diğer kanattaki Villarealli arkadaşı Hernan PEREZ gibi takımını hızla atağa kaldıran bu isim Paraguay’ın turnuvada üst turlara çıkmasını sağlayabilir..
Federico SANTANDER: Şampiyonada birçok takımın artık tek forvetli ve orta sahayı kalabalık tutan bir oyun anlayışı ile sahaya çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla ilerideki bu tek forvetin birçok özelliği bünyesinde barındırması gerekiyor. Uzun boylu ve kalıplı sayılabilecek Federico Santander çok çalışkan olmasının yanı sıra arkadaşları için pozisyon hazırlayabilecek kadar teknik dolayısıyla gol vuruşlarında becerikli bir oyuncu. Kesinlike takip edilmesi gerek.
İTALYA
Silvano RAGGIO: Oyun stili, mevkisi, hırsı ve fiziki benzerliği ile Daniele De Rossi’yi andıran bu oyuncu takımının hem defansta hem ofansta en önemli oyuncusu. Geride önemli müdahaleleri ile topu kazanabilen bu isim bu topu kullanmaktan çekinmeyen ve aynı zamanda da sıkıntı çekmeyen bir oyuncu. Savaşçı kimliği şu turnuvada takımı İtalya’yı ayakta tutan önemli özelliklerden biri.
Dünya futbolunda çok önemli oyuncuların 18 yaşında bile üst düzey rekabete dahil olduğu yeni dönemde Mısır’ın evsahipliğini yaptığı 20 Yaşaltı Dünya Kupası şu sıralarda bizlere birçok yeteneği görme fırsatı tanıyor. Geride kalan 7-8 senelik süreye baktığımızda Saviola, Messi, Agüero gibi yıldızları taçlandıran bu turnuvanın bu yıl da çok önemli isimleri parlatacağı kesin gibi gözüküyor. Şampiyonada olgunluk düzeyi üst seviye ulaşmış oyuncuların yanı sıra potansiyeli gerçekten yüksek olan ve turnuvanın ardından kendi liglerinde gelişimleri takip edilmesi gereken birçok oyuncu mevcut… Bazı takımlarda birçok oyuncu göze çarparken bazılarında ise neredeyse izleyenleri etkileyen hiçbir oyuncu olmadı. Ben de gruplarda sırasıyla bu birkaç oyuncudan bahsetmek istiyorum.
A GRUBU:
MISIR
21 kişilik Mısır kadrosuna tam 9 oyuncusunu gönderen ülkenin lokomotif takımı Al Ahly’nin oyuncusu olan Afroto; takımının en çok öne çıkan oyuncusu konumunda. İki kanatta da görev yapabilen solak isim, topla oldukça süratli ve son vuruşları etkili bir şekilde yapabiliyor. Bire birde adam geçerken patlama özelliği sayesinde rakibinden kopabilen ve de çoğu zaman faulle durdurulabilen bu oyuncu, serbest atışları da etkili kullanarak top ona her geldiğinde tehlike yaratmayı başarabiliyor. Eğer Mısır takımından herhangi bir oyuncu Avrupa’ya transfer olursa ilk ikide Afroto’nun olacağı kesin gibi gözüküyor.
Mohamed TALAAT: Takımının oyun düzeninde tek forvet olarak görev yapan bu oyuncu fiziği ve görünüşü ile Mido’yu andırsa da rakip defansları zorlayabilen ve pozisyon yaratmayı başarabilen bir forvet. Top rakipdeyken pres yaparak defansı rahat çıkartmıyor ve ceza sahasındaki stabil olmayan hareketli oyun yapısıyla gelecek vadeden bir oyuncu. Gelişiminin kesinlikle takip edilmesi gerek..PARAGUAY
Ronald HUTH: Bonservisi Liverpool’da bulunan fakat Vicenza’da kiralık olarak forma giyen bu stoper üstün fiziği ve özgüveni ile Paraguay’ın dikkat çeken isimlerinden. İkili mücadelelerde başarı yüzdesinin yüksek olmasının yanı sıra ani müdahalelerde rakip yerine topa girerek önemli bir oyuncu olduğunu ilk maçtan kanıtladı. İzlediğimiz iki maç sonunda tek hatasında -belki de özgüveni yüksek olması nedeniyle – kırmızı kart gördü. İsmini ilerleyen senelerde önemli defans oyuncuları arasında duymamız muhtemel..
Gustavo CRISTALDO: Sol kanada yakın görev yapan bu oyuncu açıkçası takımında en çok göze çarpan 2-3 oyuncudan biri. Oyun görüşünün yüksek olmasının yanı sıra ofansif orta saha olarak görev yapan bu oyuncu defansif anlamda da çok çalışkan. Topla her buluştuğunda diğer kanattaki Villarealli arkadaşı Hernan PEREZ gibi takımını hızla atağa kaldıran bu isim Paraguay’ın turnuvada üst turlara çıkmasını sağlayabilir..
Federico SANTANDER: Şampiyonada birçok takımın artık tek forvetli ve orta sahayı kalabalık tutan bir oyun anlayışı ile sahaya çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla ilerideki bu tek forvetin birçok özelliği bünyesinde barındırması gerekiyor. Uzun boylu ve kalıplı sayılabilecek Federico Santander çok çalışkan olmasının yanı sıra arkadaşları için pozisyon hazırlayabilecek kadar teknik dolayısıyla gol vuruşlarında becerikli bir oyuncu. Kesinlike takip edilmesi gerek.İTALYA
Silvano RAGGIO: Oyun stili, mevkisi, hırsı ve fiziki benzerliği ile Daniele De Rossi’yi andıran bu oyuncu takımının hem defansta hem ofansta en önemli oyuncusu. Geride önemli müdahaleleri ile topu kazanabilen bu isim bu topu kullanmaktan çekinmeyen ve aynı zamanda da sıkıntı çekmeyen bir oyuncu. Savaşçı kimliği şu turnuvada takımı İtalya’yı ayakta tutan önemli özelliklerden biri.ALP ŞENGÜNLER
MISIR
Yarın: B Grubu
5 Ekim 2009 Pazartesi
JOSHUA ANGOY CRUYFF
Biri bitiyor biri başlıyor. Mübarek mantar gibi bunlar. Bir anda bitiveriyorlar. Johan Cruyff, ardından oğlu Jordi, şimdi de torun Joshua Angoy Cruyff. Kızı Chantal ile eski Barcelona kalecilerinden (oynama şansı neredeyse hiç bulamamış futbolu bıraktıktan sonra da ABD'de Amerikan futbolu oynamış) Jesús Angoy'un oğlu. Babasının soyadı yetmez diye düşünmüşler heralde, dedesininkini de kullanıyor. Dün Barcelona'nın genç B takımında ilk kez forma giydi. Defansta oynuyor. 4-5 sene sonra A takımda görürüz.
NO CRISTIANO NO REAL MADRID
KAFASIZ KALECİ BURCHERT
Fotoğrafta sevinenler Hamburglu futbolcular. Arka planda sarı formalı ise Hertha Berlin kalecisi Sascha Burchert. İki dakika içinde Hamburg'tan biri 38 diğeri 44 metreden iki gol yedi. İşin ilginç tarafı golleri yediği iki pozisyonda da kale boştu. Peki Burchert neredeydi? Metrelerce üstünden geçen topları izleyerek geriye doğru kalesine koşmakla meşguldü. Çünkü iki pozisyonda da topu "kafayla" uzaklaştırmak için ceza sahasının dışına çıkmıştı. Bir topu Jarolim'e diğerini de Ze Roberto'ya kaptırınca da tarihe geçen kalecilerden biri oldu. Hani yediği golleri izleyince Rüştü'ye yapılanlar ne kadar da haksız diyor insan!
4 Ekim 2009 Pazar
SADRİ BAŞKAN'DAN ÖZÜR DİLİYORUM
Bu sabah yazdığım "Yapma Sadri Başkan" isimli postta Sadri Şener'in maç sonrasında yaptığı ve yazılı basından okuduğum açıklamalarına katılmadığımı söylemiştim. Bazı gazeteler maçtan sonra Sadri Başkan'ın "Çok gol kaçırdık ama bu kaçan puanları geri getirmiyor. Yönetim olarak elimizden geleni yapıyoruz. Ama bunun karşılığını alıyor muyuz, almıyor muyuz orası tartışma konusu. O kadar pozisyona girip gol atamamayı ben de anlamıyorum. Bunu hocaya sormak lazım." dediğini belirterek beraberliğin sorumlusu olarak Hugo Broos'u gösterdiğini yazmışlardı. Ben de buna aldanarak sayfanın biraz daha aşağısında bulacağınız o yazıyı yazmıştım. Ama bir de ağzından dinleyince yanıldığımı anladım. Sadri Şener "Çok gol kaçırdık ama bu kaçan puanları geri getirmiyor. Yönetim olarak elimizden geleni yapıyoruz. Ama bunun karşılığını alıyor muyuz, almıyor muyuz orası tartışma konusu." dedikten sonra muhabir arkadaşlardan biri araya girip "Çok gol kaçırdı Trabzonspor ne diyeceksiniz? Sonuç yok!" diye soruyor. Sadri Başkan da tüm sakinliğiyle bu soruya verebileceği en güzel, en doğal cevabı veriyor. Bu soru teknik bir soru gibisinden "Onu ben de anlamıyorum. Onu hocaya sormak lazım" diyor. Burada Sadri Başkan'ın Broos'u sorumlu tuttuğu falan yok yani. Ha belki tutuyordur onu bilemem ama bu söylediklerinden öyle bir sonuç çukmıyor. Bazı yazılı basın bu açıklamaları tek bir cümleymiş gibi verip olayı başka tarafa kaydırmış. Trabzon bazen İstanbul'a bayağı uzak oluyor anlayacağınız. Bu yüzden Sadri Şener'den özür diliyorum.
YAPMA SADRİ BAŞKAN!
Gaziantepspor beraberliği sonrası Trabzonspor Başkanı Sadri Şener bakın ne demiş; “Çok gol kaçırdık ama bu kaçan puanları geri getirmiyor. Yönetim olarak elimizden geleni yapıyoruz. Ama bunun karşılığını alıyor muyuz, almıyor muyuz orası tartışma konusu. O kadar pozisyona girip gol atamamayı ben de anlamıyorum. Bunu hocaya sormak lazım." Sevdiğim başkanlardan biri olan Sadri Şener'in bu görüşlerine ne yazık ki katılamayacağım. Bu kadar çok gol pozisyonuna girebiliyorsanız eğer zaten bu hocanın başarısıdır. Onun işi budur, fazla pozisyon vermeyen ve takıma galibiyeti getirecek pozisyonları üretebilen bir takım yaratmaktır. Trabzonspor da cuma akşamı bunu yaptı. Ama Gökhan Ünal ve Selçuk gibi kendilerini ispat etmiş iki futbolcu bomboş pozisyonda kafayla dışarı atıyorlarsa, Colman penaltıyı gole çeviremiyorsa, Serkan'ın attığı şut direkte patlıyorsa kalkıp bunu hocaya soramazsınız. Bunun adı en basit dille taraftardan gelen tepkiyi başka bir yöne çevirmektir. Trabzon'da yaşayan bir Belçikalı'ya da bu suçu atmak en kolayıdır.
ENTERESAN OLABİLİR
3 Ekim 2009 Cumartesi
BALLI FERGUSON
Ballı Ferguson kurtardı yine puanı. Yukarıda skoru 1-1'e getiren Berbatov'un harika golünün fotoğrafı var. Hemen sonrasında zaten yine yenik duruma düştükleri golü yediler. Beşiktaş-Denizlispor maçında taraftarlar arasında çıkan olaylardan, yönetim istifa çağrılarından sıkılıp, devamlı M.United-Sunderland maçına döndüm. Bir ara her açtığımda da gol oldu. Ama United'a puanı getiren son dakika golünü izleyemedim. United yaklaşık 79 dakika yenik götürdüğü maçta Anton Ferdinand'ın duraklama anlarında kendi kalesine attığı golle kurtardı 1 puanı. Hatta son saniyelere 3 puanı alacak pozisyonları bile sığdırdılar. Hakem edit: Alan Wiley biraz daha uzatsa belki de atabilirlerdi. Wiley, 90+6. dakikada galibiyete ulaştıkları M.City maçında 4. hakemlik yapıyordu. O maçtan dili yanmış olacak ki zamanında bitirdi bu kez. Ama alışmış kudurmuştan beterdir derler ya işte hakem "alışmış" Ferguson'u memnun edemedi. Galiba her ülkenin teknik direktörleri veya yorumcuları başka ülkelerin hakemlerini örnek gösteriyor. Maçtan sonra Wiley'e saldıran Ferguson bakın neler söylemiş; "Yurtdışındaki hakemleri görüyorsunuz kasabın köpeği kadar formdalar. Bizim de formda hakemlere ihtiyacımız var. Wiley formda değildi. Bir oyuncuya kart göstermek için 30 saniye harcadı. Dinlenmeye ihtiyacı var.""You see referees abroad who are as fit as butcher's dogs. We have some who are fit. He wasn't fit. He was taking 30 seconds to book a player. He was needing a rest."
2 Ekim 2009 Cuma
2016 OLİMPİYATLARI RIO DE JANEIRO'DA
FORLAN'IN ALTIN AYAKKABISI
Thierry Henry, Mario Jardel, Ally McCoist, Fernando Gomes, Dudu Georgescu, Gert Muller ve Eusebio'dan sonra altın ayakkabıyı 2. kez kazanan 8. futbolcu oldu. Geçen sezon 33 maçta 32 gol kaydetmişti. Forlan'a sesleniyorum buradan; "Forlancığım ayakkabını verir misin, IMF Başkanı'na atacağım da!" Var mı sizin de atmak istediğiniz birisi?
1 Ekim 2009 Perşembe
1 MİLYAR DOLARLIK ADAM
Henüz 34 yaşında. 13 yıldır profesyonel golfün içinde. Kazandığı rakam bu yıl itibariyle 1 milyar doları geçti. Bu yıla kadar 895 milyon dolarlık bir gelir elde eden Woods bu yıl kazandıklarıyla 10 haneli rakamlara ulaşmayı başaran ilk sporcu olarak tarihe geçti. Woods 2002 yılında Michael Schumacher'i geçerek en fazla para ödenen sporcu sıralamasında ilk sıraya otururken özellikle Nike ile yaptığı anlaşma gelir hanesinde çok büyük bir yere sahip. Sadece Nike'tan yılda 30 milyon dolar kazanıyor. Nike'ın da Woods markasını kullanarak yılda 800 milyon dolar civarında bir gelir elde ettiği söyleniyor. Bunun yanısıra AT&T, PepsiCo, Gillette, Accenture, Electronic Arts, Gillette ve Upper Deck'ten de hatrı sayılır rakamlar Woods'un banka hesaplarını dolduruyor. Bu kadarla da kalmıyor Woods. Golf sahası dizayn işinden de iyi para kazanıyor. Hali hazırda 3 golf sahası için çalışma yapıyor ve her birinden alacağı rakam 10'ar milyon dolar. Yine ABD dışındaki organizasyonlara davet etmek isteyenler de Woods'a sadece bir turnuva için 3 milyon dolar ödüyor. Dudak uçuklatan rakamlar bunlar. Zenginin parası züğürtün çenesini yorarmış ya benimki de o hesap. Ve adam bunu benim en sevmediğim sporlar arasında ilk 3'e giren golften kazanıyor. Bir topa vur, sonra metrelerce peşinde yürü. Sonra git bir daha vur, tekrar yürü. Galiba bana göre değil. Ayrıca bu 1 milyar dolar da Woods'un kazanacağı ilk ve son 10 rakamlı yeşillikler olmayacaktır.
"24 SPOR" LİGİNDE HAFTANIN BİRİNCİSİ
Şampiyonlar Ligi Fantezi'de mücadele eden 171 takım içinde "Wearethechampions" isimli takımıyla Safa Doyran 2. haftanın birincisi oldu. Safa'nın özellikle ortasahası çok iyi iş yaptı. Marsilya karşısında 2 gol atan Ronaldo'yu kaptan yaparak 28 puanı cebe indiren Safa, 1 gol-2 asistle Lyonlu Pjanic'ten 12, 1 gol atan ve gol yemeyen Kaka'dan da 8 puan alarak haftaya damgasını vurdu. Yine savunmasındaki 3 ismin gol yememesi ve forvetindeki iki Barcelonalı'dan da toplam 11 puan alması takımını öne çıkaran ana faktörler oldu. Lige yeni katılmasına rağmen aldığı 83 puanla lige 66. sıradan giren "Wearethechampions"'ı kutluyoruz. Benim 2 haftada topladığımdan daha fazla puan aldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









