12 Ocak 2009 Pazartesi

ANILAR - 2 "NTV TARİHİNİN EN AĞIR RAPORU"


Yıl 2001, aylardan Haziran. 2001 krizinin ardından 2 ay işsiz kalmışım ve bir ekonomi kuralı gibi dibe vurduğumu düşündüğüm anda birden yukarı fırlamışım. NTV'deki spor spikeri arayışlarında Fuat Akdağ ile görüşme sırası bana gelmiş. Bir arkadaşım aracılığıyla kendisinden randevuyu koparmış ve en cici takımımı giyerek spor servisinin yolunu tutmuşum. İçeriye ilk girdiğim anda sol tarafta odası olan rahmetli Kenan Onuk halen gözümün önünde, gazetesini okumakla meşguldü; Allah rahmet eylesin! Sonra girişin karşısında masası olan, Halit Kıvanç ile yaptığı programlar ve Avrupa'dan Futbol'larla beni benden alan, bu işi yapacaksanız böyle yapın der gibi duran Okay Karacan çıkmıştı. Ben Fuat Akdağ'ın servisin sonundaki odasına doğru ilerlerken, önlerindeki monitörlerden yavaş yavaş kafalarını kaldıranların gözleri üzerimde toplanıyor, sözlüye kalkan bir öğrenci misali ayaklarım titreyerek öğretmen Akdağ'ın yanına doğru ilerliyordum.

- Otursana Alicim

- Teşekkür ederim Fuat Bey.

3-5 kendimi anlattıktan sonra yanımda getirdiğim daha önce yaptığım sunumların yer aldığı kaseti ona verirken, bana masasının yanında üstüste dizili onlarca kaseti gösteriyor ve benimkini en üste koyarken farkında olmadan benim umutlarımı da yavaş yavaş azaltıyordu.

- Bak Alicim burada bir sürü kaset var, sana kesin birşey söyleyemiyorum. Hayırlısı olsun!..

- İnşallah olur, burada çalışmak bana herşeyden önce onur verecek bunu bilmenizi isterim.
diyorum ve odadan çıkıyorum. Üzerime düşeni yapmışım artık top onlarda, daha fazla işsiz kalmaya tahammülüm yok, dua ederek evimin yolunu tutuyorum.

2 gün sonra telefonum çalıyor, arayan Fuat Akdağ. Bana ilkokulda ilk öğrendiğimiz cümleyi kurarak sesleniyor.

- Ali gel, sana bir deneme çekimi yapalım.

Ali Gel'e belki de ilk kez bu kadar çok seviniyorum, belliki öngörüşmemden memnun kalmış; teşekkürler Fuat Bey diyorum. Ertesi gün aynı takım elbisem yine üzerimde, başka bir tane olmadığı için kravatı farklı takıyorumki anlaşılmasın; gidiyorum, deneme çekimi yapılıyor ve beğeniyorlar. Haziran ayının sonunda işi alıyorum. Ben, çömez Ali, üniversiteden yeni mezun olmuşum, Mithat Bereket'in "siz İletişim Fakültesi mezunları ancak 3-5'iniz iyi bir televizyon ya da gazetede iş bulabileceksiniz" kötümser ama doğru yaklaşımının ardından o kontenjanın içinde kendime yer bulmanın verdiği mutlulukla her sabah NTV yollarına düşmeye başlıyorum. Ama NTV'de ekrana çıkmak o kadar kolay değil, 2-3 hafta haber yaz, kaset taşı, şunu al şunu getir'lerden sonra beni geceye kaydırıyorlar ve benim gibi yeni başlayan spiker arkadaşım Osman Sakallıoğlu ile geceleri hem spiker hem de editörlük yapmaya başlıyoruz.

İşte bu post'u girmemdeki konu da Osman'la çalıştığımız gecelerden birinde yaşanıyor. Osman benden 2 hafta sonra başladığı için ben ekrana çıkıyor 23:45 bültenlerini sunuyorum, O ise geceleri haber yazmakla yetiniyor ilk günlerinde. Gecelerden bir gece ben, Osman ve o zamanki Galatasaray muhabirimiz Harun Muslu sohbete dalıyoruz. Saate baktığımızda ise bültenin başlamasına 5 dakika kaldığını görüyoruz. Bu süre içersinde üzerimi değiştirmem, makyaj olmam, bültenin akışını hazırlamam, bunları rejiye ulaştırıp yönetmene anlatmam ve stüdyodaki masama yerleşmem gerekiyor. Bunları o süre içinde yapmam için imkansız'dan 3-5 kat daha güçlü bir anlamı olan kelime olmalıydı Türkçe'de ama yoktu. Yani o anki durumumu anlatacak bir kelime bulamıyorum halen sizlere. O günlerde adaptasyon süreci yaşayan ve akış yapmakta haklı olarak zorlanan Osman'a bağırıyorum "sen akış yap, rejiye koş ve yönetmene teslim ediver, ben üzerimi değiştirip makyaj olmadan stüdyoya koşucam" diyorum ve ecel terlerimi NTV'nin koridorlarına bırakarak yerimi alıyorum. Şansa bakınki(!) o gece de yönetmenimiz 70 yaşlarında olan, dede gibi sevdiğimiz, Aragones gibi ama daha cana yakın, sevimli bir o kadar da panik Tolgay ağabeyimiz. Osman Tolgay ağabeye akışı teslim ediyor ama hiçbir kaset hazır olmamasına rağmen, NTV dakikliği gereği jenerik dönüyor ve ben ilk haber olan Galatasaray'la ilgili gelişmeleri anons ediyorum. Ama büyük şoooook; haber girmiyor. Tolgay ağabey "sonrakine geç" diye kulağıma olanca gücüyle bağırıyor. Beşiktaş'ı anons ediyorum ama o da ne, bu haber de girmiyor! Tolgay ağabeyden yine aynı cümle bu kez çok daha güçlü ve panik bir ses tonuyla kulağımda çınlıyor; "Sonrakine geeeeçççççç" Alnımın kenarlarından terler akarken bir yandan gülümseyerek en büyük spiker yalanlarından biri aklıma geliyor "teknik bir sebepten bu haberi veremiyoruz, ilerleyen dakikalarda ekranlara getireceğiz" diyorum ve Fenerbahçe haberini anons ediyorum. Ama hayır olamaz Tolgay ağabey bu haberi de ekrana getiremiyor ve ben masanın altına saklanıp ağlamak istiyorum. Bu söylediklerim 30 saniye ile 1 dakika arasında gerçekleşiyor arkadaşlar ve en sonunda 4. haberden sonrakileri ekrana getirmeyi başarıyoruz ama 10 dakikalık bülteni 5 dakika yapıp çıkıyoruz. Bültenin ardından rejiye gidiyorum ve Osman "70 yaşındaki adama burada 5 dakika boyunca takla attırdık" diyor ve biz süper ikili(?) başımıza gelen ve gelecekleri düşünerek biraz tırsarak biraz da gülerek işimizi bitirip eve gidiyoruz.

Gece çalıştığımız için işe normalde akşam 5 gibi gidiyorduk ancak ertesi sabahın erken saatlerinde cep telefonum Fuat Akdağ tarafından çaldırılınca öğleye doğru Osman'la birlikte kendimizi O'nun odasında bulduk. Fuat Akdağ'ın elinde bazı kağıtlar vardı ve bize doğru sallıyordu.

- Bu ne arkadaşlar? N'aptınız böyle! NTV tarihinin en ağır raporu var elimde.

"Tamam" diyorum içimden "al işte Ali, Fatih Hoca değil ama Fuat Akdağ senin mesleki kariyerini bitirecek."

Müdür'e durumu anlatıyoruz ve akıbetimizin ne olacağını beklemeye başlıyoruz. Neyseki bu bizim ilk vukuatımız. Daha dakkatli olmamız uyarıları eşliğinde kazasız belasız bu işten kurtuluyoruz ama o dönem üstlerimizde büyük bir güven kaybı yarattığımızın da farkındayız. Juventus gibi 2. lige gönderilmeyip Milan gibi -8 puanla lige geri dönüyoruz Osman'la :)))

Buradan Fuat Akdağ'a yıllar sonra sesleniyorum; "Fuat ağabey gerçekten o rapor NTV tarihinin en ağır raporu muydu?"

16 yorum:

Elif Lambacıoğlu Okancı dedi ki...

:) süper olmuş alicim.. eline sağlık

Ahmet dedi ki...

hahahaha süpermiş Ali abi. Keşke Ntvye dönsende seni orda izlesek yine.

Borges dedi ki...

Bence bu ve benzeri yazilar daha fazla olmali bu blogda, sahaneydi.. Kesintisiz okudum, nefes almadan..

Tartavuz dedi ki...

hepiniz tekrar toplanssanız ya NTV de hazır spor da olmuşken üstelik birde üstüne premier league olur.. Nede güzel olur :)

futbolpazari.blogspot.com dedi ki...

Juventus gibi 2. lige gönderilmeyip Milan gibi -8 puanla lige geri dönüyoruz Osman'la:))

teşbih nasıl yapılır'a en iyi örnek:)

sekerse tehlike dedi ki...

harika yazı eline sağlık senden de bu beklenirdi zaten ali abi

FIRAT dedi ki...

Anılarınızı kitapta toplamak için çok gençsiniz ama blogta ne kadar çok yazarsanız hepimiz o kadar çok keyif alacağız galiba...

bilog dedi ki...

Bu konseptindeki yazıları okurken resmen blog yazmanın ne demek olduğunu, ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar anlıyorum. Çok keyifli gerçekten de. Hep yaz, hep okuruz biz :)

PCLioN dedi ki...

Gerçekten arkadaşların dediği kadar var. Suratımda garip bir sırıtmayla yazının akışına kaptırmışım kendimi. Böyle bir yazıyı başka yerde bulamazsınız.

Yayına depar atma kısmına ayrıca bayıldım. Kendimi de öyle hayal ettim bir an için :)

Herkes böyle yazılar yazmalı aslında, gerçi bizim daha böyle anılarımız yok. Olduktan sonra inşallah...

erbo dedi ki...

süper yazı..üniversitede (gazetecilik bölümü zamanları) anılar çok önemliydi. Genelde hep anıları okur yaşanan tecrübelere dikkat ederdik...böyle yazılarla blogların önemi ortaya çıkıyor aslında...eline sağlık ali abi...

bRn dedi ki...

Haber, program, röportaj derken spor basını aktörlerinin seslerini sevdiğim, görmek duymak istediğim birçok insandan daha fazla duyuyorum ister istemez. Yazıyı zihnimde sesinizle canlandırmaya çalıştım cümleler ilerledikçe. Çok keyif aldım, devamını görmek isterim.

Kitap fikri de kulağa hoş geliyor, ntv'de gördüm bir kez muhabir günlüğü idi sanırım kısa ama samimi notlar geçiliyordu. Şöyle birkaç kişi birleşse de biraraya getirse hoş anıları, futbolun bizlere yansıyan samimiyetsizliğini dışarda bırakarak.

Sacit Tekin dedi ki...

Gerçekten de soluksuz okudum bunu da. Fatih Terim anısı da güzeldi. Devamını bekliyoruz...

josemarcelosalas dedi ki...

Fuat Akdağ profili bir an için farklı bir hal aldı gözümde :)

talento dedi ki...

Yeni okuyabildim, çok iyi olmuş. Serinin ikinci yazısında çıta çok yükseldi. Umarım bu tempoda devamı gelir.

Ayrıca yayına son 5 dakika kaldığında ben strese girdim burada. Geçmiş olsun...

Dovunci dedi ki...

Çok keyifli,çok çok güzel bir yazı.

Zaten bloglar aleminde bu tarz yazıları Joe Jonese Ateşdağlı, Aceto ve sizden okuyoruz. Çok fazla değil yani, umarım bu tarz yazılar çoğalır, biz daha çok okuruz :)

neverLander ® dedi ki...

mükemmel hakkaten, eline sağlık abi.